Zeytin Dalı Askeri Harekâtının Medyadaki Propaganda Savaşı Boyutu

Türkiye’nin 20 Ocak 2018 tarihinde  Suriye’nin kuzeyinde bir terör ordusu ve terör devletinin kurulmasını engellemeye yönelik başlattığı Zeytin Dalı Askerî Harekâtı’na müteakip küresel medyada propaganda savaşı başladı. Aslında 21. yüzyıl küresel siyasetinin önemli bir boyutu, medya alanında fikirsel mücadele olarak da cereyan etmektedir. Böylece küresel siyasetteki jeopolitik mücadele aslında medya alanında fikirsel mücadele olarak da gerçekleşmektedir. Örneğin; Suriye’de küresel ve bölgesel aktörlerin jeopolitik mücadelelerini uluslararası kamuoyu nezdinde medyada da yürüttükleri bir olgu söz konusu. Bu bağlamda Türkiye’nin Suriye’deki askerî harekâtını medyadaki propaganda savaşını da kazanmak için kamu diplomasisiyle entegre yürütmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıktı. Zira günümüzde sadece sahada ve diplomasi alanında kazanmak artık tek başına yeterli olmuyor, uluslararası kamuoyu ve medya alanında da aynı başarıyı yakalamak gerekiyor.

Öyle ki 21. yüzyıl imaj siyaseti olgusu çerçevesinde; imajın hakikatin önüne geçtiği ön kabulünden hareketle gerçek farklı da olsa oluşturulan imajın gerçekliği ve inandırıcılığı inşa ettiği bir durum geçerli olmakta. Bu nedenle devletlerin haklılıklarını ve politikalarını aynı zamanda medyada uluslararası kamuoyu nazarında da imajla beslemeleri gerekmekte. Örneğin Zeytin Dalı Harekâtı’nı Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın 51. maddesi olan meşru müdafaa ilkesi ve BM kararlarına dayandırarak uluslararası hukuk bakımından haklılığını ve meşruiyetini açıkça ortaya koymasına rağmen Türkiye, yürütülen propaganda ve karalama kampanyalarıyla da başa çıkmak zorunda kalmıştır. Diğer bir ifadeyle uluslararası hukuk açısından haklı ve meşru olmak yetmiyor, bunun yanında küresel medya alanında da haklılığınızı ve meşruiyetinizi dezenformasyon ve propagandaya karşı savunmanız gerekiyor. İşte karalama kampanyaları, enformasyon savaşı ve propaganda savaşına karşı bir kez daha kamu diplomasisinin kritik önemi ortaya çıkıyor.

İmaj Siyaseti ve Algı operasyonları

Çünkü günümüz küresel siyaseti de savaşları da artık geleneksel olmaktan çıkmış ve yeni boyutlar kazanmıştır. Küresel siyaset artık ne sadece diplomasi yöntemiyle de ne de jeopolitik mücadeleden ibaret. Artık küresel siyaset medya siyaseti, enformasyon siyaseti, imaj politikası ve fikirsel mücadeleye dönüşmüş durumda. Çatışmalar ise asimetrik, vekalet ve hibrit savaşlarına dönüştü. İşte bu yeni durum kamu diplomasisini hem devletler hem de devlet-dışı aktörler için vazgeçilmez bir silah konumuna yükseltmiştir. Artık mücadele sadece tank, tüfek, füze ve savaş uçaklarıyla değil; aynı zamanda propaganda, psikolojik harp, enformasyon savaşı, görsellik-imaj savaşı ve algı savaşı olarak da yürütülmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü askeri operasyonlar beraberinde medya alanında karalama kampanyaları ile algı savaşı, başka bir deyişle propaganda savaşı olarak cereyan etmeye başlamıştır.

Örneğin Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı’nda sivillerin, kadın ve çocukların hedef alındığına dair tamamen asılsız iddialar ve görsel malzemeler üretilerek; karalama kampanyalarının medya alanında (hem kitlesel hem de sosyal medyada) yürütülmesi sahanın yanında yeni bir cephe olarak propaganda savaşının da başlatıldığını göstermektedir. Her ne kadar uydurulmuş ve sonradan üretilmiş dahi olsa bu tür karalama kampanyalarıyla dezenformasyon yapılması gerçeğe dayanmayan bir hakikat üretmektedir. Buna karşı Türkiye ise bu tür asılsız ve mesnetsiz iddia ve görselleri yalanlama, gerçeği ispatlama ve bilgilendirmeye dayanan gayretler içerisine girmiştir. Başka bir ifadeyle Türkiye, dezenformasyona karşı gerçek bilgilere dayanan enformasyon politikası izlemek zorunda kalmıştır. Yani defansif kamu diplomasisi yürütmeye başlamıştır.

Ön-alıcı Kamu Diplomasisi

Mesele bu tür karalama kampanyalarının olacağını önceden varsayarak ön-alıcı kamu diplomasisi izleyebilmektir. Bunun için ise öncelikle askeri stratejinin kamu diplomasisi stratejisiyle entegre şekilde formüle edilmesi ve yürütülmesi gerekmektedir. Karşı taraf yalan, mesnetsiz iddia ve görsel üretmeden önce ön-alıcı biçimde Türkiye’nin kendi görselini ve imajını inşa ederek söyleme ve görsele hâkim olması gerekmektedir. Bu da sahada askeri araçların yanı sıra fotoğraf makinası ve kamera gibi cihazları da kullanmayı gerektiriyor. Sahada Türk askeri, teröristlerle mücadele ederken bir yandan da akıl ve gönülleri kazanmayı sağlayacak bir görsel inşa etmelidir. Örneğin Türk askerinin bölge halkıyla kucaklaşan ve halkı Demokratik Birlik Partisi/Halk Savunma Birlikleri (PYD/YPG) terör örgütünün zülüm ve baskısından kurtardığına yönelik fotoğraf ve videoların üretilmesi, Türkiye’nin saha çatışmasının yanında algı savaşını da kazanmasını getirecektir. Çünkü günümüz savaşları sadece sahada gerçekleşmemekte medyada imaj, görsel ve algı savaşı olarak da gerçekleşmektedir.

Türkiye’nin 20 Ocak’tan itibaren yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı’na karşı PYD/YPG terör örgütü, Türkiye’nin orantısız güçten faydalandığı, uluslararası hukuk tarafından yasaklanmış askeri mühimmat kullandığı ve masum sivilleri öldürdüğü gibi gerçekle hiçbir ilgisi olmayan kara propaganda niteliğinde görsel ve haber üretmekte ve bunu hem sosyal medyada hem de Batı medyasına sunmaktadır.

Öncelikle Türkiye’nin tarihsel olarak hiçbir zaman İsrail gibi ne orantısız güç kullandığı ve uluslararası hukuk tarafından yasaklanmış askeri mühimmat kullandığı ne de sivilleri öldürdüğü vaki olmasa da bu tür karalama kampanyaları ile Türkiye’nin Suriye’deki askerî harekâtının meşruiyetinin yıpratılmak istendiği aşikârdır. North Atlantic Treaty Organization (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgüt/NATO) ve insani yardım çerçevesinde Afganistan’dan Afrika’ya kadar Türk askerinin görev yaptığı tüm coğrafyalarda nasıl şerefli ve uluslararası hukuka uygun olarak harekât ettiğini aslında bütün dünya bilmektedir. Ancak bu hakikat günümüzde yeterli olmamakta, çünkü bu hakikatin sürekli yeni görsel ve söylemle beslenmesi gerekmektedir. Ayrıca Zeytin Dalı Harekâtı, Türkiye’nin haklılığının sadece devlet kurumları tarafından savunulmasının da yeterli olmadığını da ortaya çıkarmıştır.

Örneğin; İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları için Gözlemevi (SOHR), PYD/YPG’nin bir propaganda aracı gibi Türkiye’yi suçlayan karalama kampanyasıyla kendini ifşa etmiştir. Buradan hareketle Türkiye’de de artık bu tür sivil toplum kuruluşları (STK)’nın kurulmasının gerekli olduğu ileri sürülebilir. Zira çoğunlukla Batı hegemonyasının bir enstrümanı ve bir baskı aracı olarak işlev gören bu tür STK’lar, günümüz küresel siyasetinin vazgeçilmez bir aracı konumundadır. Türkiye’nin de hem küresel aktör iddiasına hem de insani yardım politikasına uygun biçimde insan hakları örgütleri şeklinde Türkiye merkezli olarak kurulacak bu tür STK’lara sahip olması gerekmektedir.

Sonuç olarak 21. yüzyıl küresel siyasetinde mücadelenin en önemli sahalarından biri medya alanında enformasyon savaşı olarak cereyan etmektedir. Çünkü artık hem küresel siyaset hem de mücadele; propaganda, algı ve imaj savaşına dönüşmüş durumdadır. Bu da yeni araç ve yöntemleri gerektirmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Münbiç’e doğru ilerleyeceği iddia edilen harekatının sadece askeri angajman stratejisine göre formüle edilmeyip diplomatik angajman ve kamu diplomasisi boyutlarıyla entegre yürütülmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle askerî harekât planlanırken bunun stratejik iletişim ve kamu diplomasisi boyutlarının da entegre biçimde formüle edilmesi gereklilikten öte bir zorunluluktur. Çünkü ancak bu şekilde ön-alıcı kamu diplomasisi stratejisiyle Türkiye’nin askeri harekatlarına karşı yürütülecek karalama kampanyaları, propaganda ve algı savaşının önüne geçilmiş olacaktır. Son tahlilde Aylan bebeğin fotoğrafının yarattığı etkiden hareketle günümüz küresel siyasetinde görselin ne kadar önemli olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu bağlamda Aylan bebeğin fotoğrafı nasıl Avrupalı devletlerin mülteci politikalarını etkilediyse Türkiye’nin ön-alıcı biçimde kamu diplomasisinin yöntemlerini kullanarak politikalarının meşrutiyetini sağlayacak görsel inşa etmesi de kendisine karşı yapılacak karalama kampanyalarının önüne geçecektir.

Yazarın diğer yazıları