Yemen’de Stratejik Denge Arayışları

2015 yılının Şubat ayında gerçekleşen Husi Darbesi’nden bu yana yoğun bir şekilde iç çatışmalara ve uluslararası güç mücadelesine sahne olan Yemen’de; milyonlarca insan açlık sınırında yaşamakta, salgın hastalıklarla boğuşmakta ve koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiği hava saldırılarında çocukların da aralarında yer aldığı onlarca sivil hayatını kaybetmektedir. Aktörlerin Yemen’deki insani durumu dikkate almak bir yana, bölgeye giden gıda ve tıbbi yardımları ambargo ve yaptırımlarla engellemeye çalıştığı da görülmektedir. Özellikle de Washington-Riyad-Tahran arasında yaşanan güç mücadelesinin çıkmaza girmesi, ülkedeki insani krizi daha da derinleştirmektedir.

Bilindiği üzere Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, göreve gelmesinin ardından İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu sınırlandırmak ve bölgeye yardım götürmesini engellemek için Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve ona bağlı şirketlere ekonomik yaptırım kararları almıştır. Daha sonra bu yaptırımlar, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon tarafından Yemen’in gıda ve tıbbi yardım alabilmesi için kritik öneme sahip Hudeyde Limanı’na ambargo uygulanması ve Sana Havalimanı’nın uçuşlara kapatılmasına kadar varmıştır.

Nitekim koalisyon güçleri, 13 Ağustos 2018 tarihinde Hudeyde Limanı’nı ele geçirmek üzere “Altın Zafer Harekâtı”nı başlatmış ve böylelikle İran’ın Husilere olan desteğinin kesilmesi amaçlanmıştır. Kısacası ABD ve Suudi Arabistan’ın söz konusu yaptırım ve ambargolarının nihai hedefi; İran’ın insani yardım adı altında ve paravan havayolu şirketleri yoluyla Sana Havalimanı üzerinden Husilere yabancı savaşçı, askeri danışman ve diğer desteklerde bulunmasının engellenmesi olmuştur. Öte yandan Husilere olan lojistik ikmal desteğinin kesilmesi adına Hudeyde’de başlatılan operasyon, koalisyon güçlerinin kent merkezine girmesiyle büyük oranda amacına ulaşmıştır.

Son dönemde ise Yemen’deki dengelerin değişmesine yol açacak önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu bağlamda 30 Ekim 2018 tarihinde ABD Savunma Bakanı James Mattis, Yemen’de savaşan taraflara 30 günlük ültimatom vererek barış görüşmelerine başlanması yönünde çağrı yapmıştır. Benzer bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Yemen’de çatışmayı uzlaşma yoluyla sona erdirmenin zamanının geldiğini belirterek ateşkes çağrısında bulunmuştur. Bunun ardından ABD ve İngiltere arasında ateşkes planlarına ilişkin görüşmeler yapılmaya başlanmıştır. Aynı dönemde İran ve Rusya temsilcileri de Yemen konusunun çözümüne ilişkin temaslarını hızlandırmıştır. Üstelik bu kez İran destekli Husi Hareketi’nin de diyalog ve ateşkesten yana olduğu belirtilmektedir. Halbuki 2015 yılından itibaren Yemenli taraflar arasında İsviçre ve Kuveyt’te gerçekleşen görüşmeler, Husilerin birtakım itirazları nedeniyle yarıda kalmıştır. Husiler, ülkenin gelir kaynaklarının (Hudeyde Limanı’ndaki ticaretten elde edilen gelirin) ve federatif sistemin haksız paylaşımı nedeniyle ateşkes planlarına karşı çıkmıştır. Söz konusu dönemde siyasi görüşmelerin yarattığı güç boşluğundan istifa eden Husiler, sahada önemli ilerlemeler kaydetmiştir.  Husiler, son olarak da 6 Eylül 2018 tarihinde Hudeyde kenti ve Sana Havalimanı’nın durumuna ilişkin görüşmelerin yapılacağı Cenevre’deki müzakerelere katılmayı reddetmiştir.

ABD’nin Yemen’de diyalog ve ateşkes çağrıları yapması, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçlerinin saldırılarında yaşanan sivil kayıpların ardından gelmiştir. Bu konuya ilişkin Trump, “Suudiler silahları nasıl kullanacağını bilmiyorlar” sözleriyle,[1] sivil kayıpları eleştirse de Husilere yönelik operasyonların ve Suudilere olan silah satışının devam edeceğini ima etmiştir. Buna karşılık Husiler, içerisinde bulundukları sıkışmışlık durumundan kurtulmak ve ellerinde kalan son stratejik noktanın (Hudeyde’nin) kaybedilmemesi için bazı tavizler vermektedir. Örneğin 2016 yılının başlarında Husiler, Suudilerle yaptığı anlaşma kapsamında ülkede bulunan İranlı danışmanların önemli bir kısmının sınır dışı edilmesi ve sınır hattında kısmi bir ateşkesin sağlanması konusunda uzlaşmaya varmıştır.[2] Benzer bir şekilde koalisyon güçlerinin geçtiğimiz aylarda başlattığı “Altın Zafer Harekâtı”nın ardından da Husiler, sivil ve yaralılarla birlikte yabancı askeri uzmanları ve bankalardaki paralarını Sana Havalimanı’ndan yurt dışına çıkarmaya başlamıştır.

Halbuki Husiler, savaşın ilk yıllarında İran’a yaptıkları ziyarette yardım sözü almış ve Sana-Tahran arasında doğrudan uçuşlar hayata geçirilmiştir. Böylece Yemen’in kuzeyindeki Saada şehrinde, Husilere eğitim veren İranlı askeri danışmanların sayısı 100’ü aşmıştır.[3]  Hatta 2017 yılında Yemen Kültür Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre; DMO’nun 2010 yılından itibaren Husilere yaptığı destek yıllık 10-25 milyon doları bulmuştur.[4] Ancak son gelinen noktada İran’ın özellikle Ortadoğu’da Hizbullah ve benzeri örgütlere sunduğu milyonlarca dolarlık destek nedeniyle ABD’nin yaptırımlarına maruz kalarak uluslararası arenada giderek yalnızlaştırılması ve aynı zamanda Yemen’deki koalisyon güçlerinin sahadaki ilerleyişi hem Husilerin hem de İran’ın bölgedeki hareket kabiliyetlerini sınırlandırmıştır.

İran ve Suudi Arabistan’ın bölgedeki faaliyetleri nedeniyle uluslararası toplum tarafından baskı altına alınması, Yemen’deki siyasi diyalog ve çözüm arayışlarının hızlanmasına yol açmaktadır. ABD, Suudi Arabistan’ın Yemen’de büyük insani felaketlere yol açan ve süreci daha da çözümsüzlüğe sürükleyen bu politikalarının önüne geçebilmek ve Husilerin sahada dengelendiği bir statükoyu İran’a kabul ettirebilmek adına ateşkes çağrılarında bulunmaktadır. Benzer biçimde Husiler ve İran da sahadaki sıkışmışlık durumundan bir an önce kurtulmak ve ellerindeki kritik Hudeyde Limanı’nı kaybetmemek adına tarafsız bir şekilde hazırlanacak ateşkes planına sıcak bakmaktadır. Ateşkes sayesinde Husiler, Hudeyde şehrini kaybetme ihtimali olsa bile en azından deniz ticaretinden elde edilen gelirin veya şehrin yönetiminin önemli bir bölümünü elinde tutmayı amaçlamaktadır. Diğer bir ifadeyle Yemen’de İran ve Suudi Arabistan’dan kaynaklanan kriz, ABD tarafından İran aleyhinde tesis edilecek yeni bir ateşkes planıyla dengeye oturtulmaya çalışılmakta veya Tahran’ın kaybettiği yeni bir statüko yaratılmak istenmektedir. Kısacası Yemen’deki aktörlerin elinde stratejik olarak kullanabilecekleri hamleler kalmamış ve sahadaki taktik savaş, yerini diplomasideki “stratejik denge arayışlarına” bırakmıştır.


[1] “Trump’a Göre Yemen’deki Çocuk Katliamının Sebebi, ABD’nin Verdiği Bombalar Değil, Suudi Beceriksizliği”, Sputnik, https://tr.sputniknews.com/abd/201811051036000530-trump-a-gore-yemen-deki-cocuk-katliaminin-sebebi-abd-nin-verdigi-bombalar-degil-suudi-beceriksizligi/, (Erişim Tarihi: 11.10.2018).

[2] “Iran’s Role in Yemen Exaggerated, but Destructive”, The Century Foundation, https://tcf.org/content/report/irans-role-yemen-exaggerated-destructive/?agreed=1,(Erişim Tarihi: 11.10.2018).

[3] “How Iran’s Financing of Houthi Rebels ın Yemen Has Prolonged The War”, The Media Line, http://www.themedialine.org/featured/how-irans-financing-of-houthi-rebels-in-yemen-has-prolonged-the-war/,(Erişim Tarihi: 11.10.2018).

[4] Aynı yer.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Cenk TAMER
Cenk TAMER
ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,791BeğenenlerBeğen
103TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

Macron’un Geri Adımı Protestoları Durdurmaya Yeter mi?

4 Aralık 2018 tarihinde Fransa Başbakanı Eduard Philippe’in akaryakıt zamlarının 6 ay süreyle askıya alındığını...

Rusya-Ukrayna Krizi: Kerç Boğazı ve Azak Denizi Meselesi

Rusya Federasyonu, Azak Denizi üzerinde karasularının ihlal edildiği gerekçesiyle Ukrayna’ya ait 3 gemiye el koyarak...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz