Yaptırımların Etkisiyle Doğan Yakınlık: Türkiye-İran İşbirliği

Son zamanlarda uluslararası ilişkiler gündemini meşgul eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından Türkiye ve İran’a uygulanan yaptırım politikasının, söz konusu devletlerin birbirlerinin yanında yer almasını sağlayarak onların aynı eksen etrafında birleşmesi ve yakınlaşmasına değinmeden önce kısaca yaptırım nedir ve ABD’nin zaman zaman bu politikaya neden başvurduğunu incelemekte fayda bulunmaktadır.

Yaptırımın Sözlük Kavramı

Hukuk sözlüğünde yaptırım, herhangi bir devletin hukuka aykırı davranışının kontrol altında tutulması ve o devletin yasalarına itaat etmesinin sağlanması için uygulanan cezai işlem şeklinde açıklanmaktadır.[1]

Diğer bir ifadeyle yaptırım bir devletin gözardı edilemeyecek uygulamaları sonucunda diğer devletlerin söz konusu ülkeye karşı önemler alma durumudur. Burada vurgulanması gereken en önemli husus ise hukuk sözlüğünde yaptırımın yasal anlamda herhangi bir cezai işlem gibi görülmemesi; aksine hukuka aykırı davranışın yasalara uygun hale getirilmesine hizmet  eden bir cezalandırma yöntemi gibi ele alınmasıdır. Oxford sözlüğünde bir devletin uluslararası anlaşma ve davranış normlarına uymasının sağlanması için diğer devletler tarafından alınan zorlayıcı önlemler olarak nitelendirilen[2] yaptırım kavramı Merriam-Webster sözlüğünde ise ulus devlet(ler) tarafından toplumsal standartlara uyum sağlanması için gerekli olan bir sosyal mekanizma ve uluslararası hukuku ihlal eden ulus devlete karşı önlem alan ekonomik ve askeri bir baskı aracı olarak değerlendirilmiştir.[3] Uluslararası hukukta ise yaptırım kavramı, uluslararası hukuka aykırılığın muhtemel ihlaline bir cevap olarak devlet veyahut devletler tarafından hak ihlaline sebebiyet veren ülke veya rejime karşı sınırlamalar getirilmesidir. Buradan yola çıkıldığında  yaptırım kavramının en azından üç ayrı sözlükteki anlamı irdelendiği taktirde iki ana nüans ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki, yaptırım uygulanması için mutlaka hukuka aykırı bir fiilin işlenmesi gerektiği; ikincisi ise yaptırımın bir baskı aracı olarak kullanılmasıdır. (Günümüzde en çok bu nüans ağır basmaktadır).

ABD’nin Yaptırım Politikası ve Beklentileri

Uluslararası ilişkiler literatürü incelendiği taktirde, devletlerin demokrasi ve hukukun üstünlüğünü tesis etmekde birçok hukuki aracı ve yöntemi kendi çıkarları yönünde siyasal bir baskı aracına dönüştürebildiği açıkça görülmektedir. Bu konuda ABD en bariz örnek olarak ele alınabilir. Zira, Soğuk Savaş döneminden günümüze kadar ABD nükleer silahların yayılmasının önlenmesi taahhütünde bulunmaktadır. Bu bağlamda da yaptırımlar, ABD çıkarları ve onun uluslararası güvenilirliğinin korunmasının sağlanması için sembolik bir siyasi araca dönüşmüştür. Bu eksende, ABD’nin farklı zaman dilimlerinde birçok devlete karşı yaptırım politikasını devreye soktuğu bilinsede  son zamanlarda yaşanan olaylar göz önünde bulundurulduğunda, Donald Trump döneminin başlanmasıyla birlikte ABD’nin yaptırım politikasında yeni bir sayfa açıldığı gözlemlenebilir. Özellikle, Barrack Obama döneminde İran ile başlayan görüşmeler ve ambargoların askıya alınması süreci Körfez ülkelerinde ABD’ye karşı bir eksen kayması yaşanmasına neden olmuş dolayısıyla da Trump Yönetimi tarafından bir siyasi hata olarak algılandığından, 2018 yılı baharından itibaren başlayan nükleer anlaşmadan çekilme ve anlaşmanın feshedilmesi süreci  Körfez ülkelerinin yeniden kazanılmasına, aynı zamanda İran’ın yabancı sermaye akımını ülke içine çekme politikasının sekteye uğramasına bunun sonucunda da Tahran’ın yalnızlaştırılmasına hizmet etmektedir.

ABD’nin genel olarak yaptırım politikasından beklentileri aşağıdaki beş maddeyle açıklanabilir:

  1. Petrol ve doğalgaz havzaları dışında kalan tüm enerji bölgelerindeki varlığını güvence altına almaya çalışmak.
  2. Yalnızca devletleri değil aynı zamanda uluslararası şirketleri de hedef alarak firmalar üzerinde diğer aktörlerin etki gücünü azaltmak.
  3. Belirsizlik unsurunu içinde barındıran yaptırımların bir sonraki hedefinin hangi kurum ve devlet olduğunu saklamaya çalışarak ani yaptırım manevrası ile devletler üzerinde sistemik riskler yaratmak.
  4. Özel olarak, İran’ı yalnızlaştırarak Tahran’ı hem Ortadoğu ekseninde hem de enerji havzalarında safdışı bırakmaya çalışmak.
  5. Tehditlerle kendi isteklerini devletlere kabul etirerek tek süper güç olarak kendi hegomanyasını dünyaya kabul ettirmek.

Bu beklentiler ışığında ABD’nin gözardı ettiği en önemli husus ise, kendi çıkarları doğrultusunda uyguladığı bu politikanın, diğer devletleri bir birine yakınlaştırması ve onların aynı safta yer almasına olanak sağlamasıdır.

İran’a Karşı Uygulanan Yaptırımlar

14 Temmuz 2015 tarihinde İran’la nükleer silahlar çerçevesinde anlaşmaya varılması ve Tahran’a karşı uygulanan ambargolarda esneklik sağlanması, İran ve ABD  açısından hem siyasi hem de ekonomik alanda avantajları bünyesinde barındıracağını düşündürdüğünden çok önemli bir gelişme olarak tarihe geçmiştir. Ancak görüşmelerin başlamasıyla birlikte İran’a karşı uygulanan ambargolar tamamen ortadan kaldırılmamış, belirlenmiş koşullar dahilinde esneklikler getirilmesi ve belirli zaman içerisinde bu ambargolardan bazılarının uygulanmamasına karar verilmesi öngörülmüştür. Bu şartlar dahilinde İran için  anlaşmaya varılması yabancı yatırımcıların İran iç pazarına dahil olmasını sağlamasının yanı sıra Tahran için aynı zamanda Avrupa kapılarını da açmış olacaktı. Ancak 2018 yılının Mayıs ayından itibaren Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklaması ve Mike Pompeo’nun ABD’nin İran stratejisini yeniden gözden geçirilmesi ve esaslı değişiklikler  yapılması gerektiği yönündeki açıklamalarının ardından İran’a karşı uygulanan yaptırımların daha da sertleştirileceğini belirtmesi bariz şekilde İran’ın kendi içerisinde hapsedilmeye çalışıldığının bir göstergesi olmuştur. Her ne kadar bu yeni yaptırımlar sonrasında İran Türkiye ve Rusya ile ilişkilerini tekrardan gözden geçirerek her iki devlet için de önem arzeden konularda taviz vermek suretiyle ötekileştirilmekten kurtulma yolları arasa da İran ekonomisinde çalkantılar   yaşanmaya başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin, yaptırımlardan sonra Boeing, Total, General Electric gibi yüksek profilli şirketler İran’la olan işbirliklerini sona erdireceklerini açıklamıştır. Bu gibi olaylar birçok alanda kendini gösterse de en çok üzerinde durulması gereken bölüm enerji sektörüdür. Aşağıda yer alan tablodan da görülüceği üzere, ABD’nin  İran’a  yönelik özellikle hedef tahtasına oturttuğu enerji sektöründe belirli zaman aralıklarında düşüşler yaşansa da Çin ve Türkiye’nin İran’dan gerçekleştirdiği enerji ithalatında hiçbir azalma  yaşanmamıştır.

Kaynak: Kenneth Katzman, “Iran Sanctions”, CRS Report, 2018, s. 23. (Erişim Tarihi: 29.08.2018).

“Konu genel bir tarihi perspektif içerisinde ele alınacak olursa, 2010-2016 yılları arasında İran’a karşı uygulanan yaptırımlar çerçevesinde bazı devletler ABD’nin yanında yer alarak İran’la olan ikili ticari ilişkilerini kesmiş veya sınırlandırmış olsa da ABD’ye rağmen Çin ve Rusya İran’ın yanında yer almış, Türkiye ise dengeleme politikası izlemeye çalışmıştır. Aynı zamanda son yaptırım kararından sonra da bu devletler konuyla ilgili tutumlarını resmi kanallar vasıtasıyla yine ortaya koymuştur..”

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi,  ABD’yi kınayarak, “Çin, ABD tarafından tektaraflı şekilde alınan yaptırım kararına kaşrı çıkmaktadır. Biz, İran’la olan işbirliğimizi şeffaflığa dayanarak devam ettireceğiz.”[4] açıklamasında bulunmuştur. Rusya Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinde de yaptırımlara dair yayımlanan yazıda “İran Nükleer Anlaşmasının uygulanması için her ne gerekiyorsa hepsinin yapılacağı” yönünde bir bilgi yer almıştır. Türkiye ise bu zaman kesiminde İran ile inişli çıkışlı bir ilişki içerisinde olsa da gerek Suriye sorununun çözüm sürecinde İran-Rusya ve Türkiye’nin Astana Sürecini başlatması gerekse de son zamanlarda ABD tarafından yaptırımlara mecbur bırakılmaya çalışılması ve aynı zamanda enerji alanında Rusya’ya olan bağımlılığını en aza indirmek istemesinden dolayı İran ile enerji ithalatı konusunda ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır ki, bu durum da  iki devletin yakınlaşmasına neden olmuştur. Bu eksende ABD ile Türkiye arasında yaşanan kriz kısaca incelenecek olursa, yaşanan bunalımın Rahip Pastör Andrew Brunson’un şahsına indirgenecek kadar basit olmadığı görülecektir. ABD, İran’a yapmaya çalıştığı gibi Türkiye’yi de uluslararası arenada yalnızlaştırmaya çalışmaktadır.[2] ABD, koşullu şartlar adı altında Türkiye’ye karşı tehdit (dayatma) poltikası izleyerek tıpkı diğer ülkelerde yaşandığı gibi döviz kurlarında dalgalanmalar yaratmak suretiyle  ulusal para biriminin değer kaybetmesine ve bu sayede de bir ekonomik kriz yaratmaya çalışmaktadır. Ekonomik krizin  getireceği bunalımla birlikte baş etme stratejisini geliştirilmeye bununla birlikte siyasi çevreleri birbirine düşürmeye, ekonomi güven endekslerini sarsmaya ve bu yolla da Türkiye’yi ikinci İran konumuna getirme stratejisini uygulamaya çalışmaktadır. Ancak ABD, Türkiye’nin bu tehditlere boyun eğmeyeceyi ve de uluslararası konjonktürün Türkiye’den vazgeçmeyeceği gerçeğini göz önünde bulundurmamaktadır. Beklenenin aksine yaşanan bu olay yeni işbirliklerinin oluşmasına neden olmaktadır.

Yaptırımlar Ekseninde Türkiye-İran Yakınlaşması

Yukarıda vurgulananlar özetlenecek olursa yaptırımlardan sonra, İran ile Türkiye arasında ortaya çıkan yakınlığın arka planında yatan en esas neden her iki ülkenin de kendi ulusal çıkarlarıdır. Bu  da İran ve Türkiye’yi “ortak hedef üzerinden birlikte hareket etme stratejisine” doğru itmiştir. Bu eksende her iki ülkenin beklentilerinin aşağıdaki gibi sistemleştirilmesi mümkündür:

Ortak hedef üzerinden birlikte hareket etme stratejisi çerçevesinde  hedeflenen  beklentiler üç başlık altında özetlenebilir:

  1. Karşılıklı şüphe ve rekabetten vazgeçilerek yeni ticari yatırım olanaklarının sağlanması.
  2. Rusya-Türkiye-İran üçlü güvenlik sistemi çeçevesinde Suriye krizinin çözüm süreci için yapılacak yeni Astana görüşmelerindeki merkezi konumun güvence altına alınması.
  3. ABD’ye rağmen ekonomik buhrandan en az zararla kurtulmak istenmesi.

Ulusal Çıkarlar Çerçevesinde Hedeflenen  Beklentiler:

Türkiye;

  • Son yaşanan olaylara paralel olarak İran’ın Hazar konusunda taviz vererek anlaşmaya yanaşmasıyla birlikte Tahran ve Azerbaycan’ın desteğini kazanarak bu iki ülke ile arasındaki işbirliğini güçlendirmek suretiyle Hazar- Karadeniz bağlantısını oluşturmak istemektedir.
  • İran ile gerilimli olan ilişkilerini ekonomik işbirliği çerçevesinde sağlamlaştırarak Rusya’nın Orta Asya ve Kafkaslar üzerindeki etkisini dengelemek istemektedir.
  • Enerjiye olan talebini İran vasıtasıyla gidermeye çalışarak hem  yeni oluşturulması planlanan enerji projelerine güzergah açısından ortak olmak hem de transit geçit bedelinden ekonomik kazanç elde etmeye çalışarak, Rusya’ya olan bağımlılığını en aza indirmek istemektedir.
  • Ekonomi güven endeksindeki düşüşleri kontrol altında tutmaya çalışarak ekonomideki resesyonlardan kurtulmaya çalışmaktadır.

İran;

  • İran, İslam’ın iki farklı mezhebine mensup olmalarından dolayı daima birbirine ideolojik açıdan iki rakip model devlet olarak tanımlanan Türkiye ile aynı eksende birleşerek elini diğer sünni İslam devletlerine karşı güçlendirmek istemektedir.
  • ABD tarafından tüm dünyaya kapılarının kapatılmaya çalışıldığı bir dönemde Türkiye vasıtasıyla Avrupa’ya çıkış sağlamak istemektedir.
  • Uzun vadede Ortadoğu’da olduğu gibi  Güney Kafkasya’da  da güvenlik  ve ekonomik işbirliği mekanizması oluşturarak Türkiye’yi yanına çekmek suretiyle Azerbaycan’la olan ilişkilerini düzene sokmaya çalışmaktadır. (İran, bu nedenle Hazar konusunda Azerbaycan’a rağmen ileri sürdüğü taleplerden vazgeçerek taviz vermiştir.) Çünkü İran bu üçlü ortaklığı onun Batı pazarına ulaşmasında yeni açılan bir pencere olarak görmektedir.

Bu beklentiler ekseninde ne gibi olumlu gelişmelerin yaşanacağı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018 yılının Eylül ayında İran’ a gerçekleştireceği ziyaretten sonra daha detaylı olarak ele alınabilir.[5]


[1] What is Sanction?, https://thelawdictionary.org/sanction/, (Erişim Tarihi: 19.08.2018).

[2] Definition of Sanction, https://en.oxforddictionaries.com/definition/sanction, (Erişim Tarihi: 19.08.2018).

[3] Definition of Sanction, https://www.merriam-webster.com/dictionary/sanction, (Erişim Tarihi: 19.08.2018).

[4] Global powers condemn US sanctions against Iran and encourage businesses to ignore the Trump administration,https://www.cnbc.com/2018/08/10/global-powers-condemn-us-sanctions-against-iran-and-encourage-business.html, (Erişim Tarihi: 19.08.2018).

[5] Kriz hakkında detaylı bilgi edinmek için bkz. “Rahip ve Dolara İndirgenmiş Bir Kriz(!)” https://ankasam.org/rahip-ve-dolara-indirgenmis-bir-kriz/

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Nazrin ALIZADA
Nazrin ALIZADA
1992 AZERBAYCAN doğumlu Nazrin ALİZADA, 2013 yılında Bakü Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden iyi bir derece ile mezun olmuştur. Aynı yıl Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi bölümünde yüksek lisans eğitimi almaya başlamış ve 2015 yılında yüksek lisans derecesi almıştır. 2016 yılında Gazi Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimi almaya başlamış ve halen eğitimi devam etmektedir. Daha önce farklı uluslararası kongrelere katılarak sunumlar yapıb yazıları yayımlanan Nazrin ALİZADA, iyi derecede ingilizce ve orta derecede Rusça bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

2,790BeğenenlerBeğen
101TakipçilerTakip Et
1,720TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

Macron’un Geri Adımı Protestoları Durdurmaya Yeter mi?

4 Aralık 2018 tarihinde Fransa Başbakanı Eduard Philippe’in akaryakıt zamlarının 6 ay süreyle askıya alındığını...

Rusya-Ukrayna Krizi: Kerç Boğazı ve Azak Denizi Meselesi

Rusya Federasyonu, Azak Denizi üzerinde karasularının ihlal edildiği gerekçesiyle Ukrayna’ya ait 3 gemiye el koyarak...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz