Venezuela Krizi’nde Avrupa “Küstahlığı”

Venezuela’da yaşanan “Hükümet Krizi”, uluslararası kamuoyunda tartışılırken Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de Venezuela’ya sekiz günlük bir süre vererek Maduro’nun seçime gitmemesi halinde muhalif lider Juan Guiado’yu geçici başkan olarak tanıyacaklarını dile getirdiler. Buna karşılık Nicolas Maduro Hükümeti ise söz konusu ülkelerin bu tavrını “küstahlık” olarak nitelendirerek erken seçime gidilmeyeceğini ifade etti. Öte yandan konuyu görüşmek için toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) de herhangi bir uzlaşı sağlanamadı.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Avrupa’nın Venezuela’da yaşanan gelişmelere dair yaklaşımını, alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşleriyle dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Nail ALKAN (ANKASAM AB Danışmanı)

Prof. Dr. Mustafa Nail Alkan, Avrupa’nın da tıpkı ABD gibi Maduro’nun karşısında konumlandığını belirterek Batı ülkelerinin Venezuela’nın içişlerine karışmamaları gerektiğini dile getirdi. Venezuela’nın kendi iç dinamikleri olduğunu belirten Alkan, “Maduro, bir sonraki seçimler 2020 yılında yapılacak diyor. Yani kalkıp da Avrupa erken seçim istiyor diye seçim tarihini öne alamaz.” dedi. Bu durumun BM prensiplerine de aykırı olduğuna dikkat çeken Alkan, egemen bir devletin içişlerine karışılmaması gerektiğini vurguladı.

Maduro’nun tüm bu baskılar karşısında geri adım atmayacağını savunan Alkan, “Maduro, AB’den veya BM’den baskı gördüğü için geri adım atmayacaktır. Eğer geri adım atarsa kendi halkı onun siyasi kişiliğini sorgular. Nitekim böyle bir durumda, kendisinin de doğru yaptığına inanmadığı yönünde eleştiriler ortaya çıkar. Bu nedenle de Maduro’nun geri adım atacağını zannetmiyorum. Öte yandan İngiltere ve Fransa’nın ABD’yi ve dolayısıyla Guaido’yu desteklediği görülüyor. Rusya ve Çin’in vereceği tepki, BM açısından belirleyici olacaktır. Açıkçası BMGK’nın Venezuela konusunda oybirliğine dayanan bir karar alabileceğini düşünmüyorum. Zira Moskova ve Pekin, Maduro’ya sahip çıkmaya devam edecektir.” dedi.

Prof. Dr. İlter TURAN (Bilgi Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Prof. Dr. İlter Turan, Maduro’nun seçimle gelmiş bir parlamentoyu yetkisiz ilan ederek ve kendi görevlendirdiği Anayasa Mahkemesi’nin de bu görüşü desteklemesini sağlayarak mevcut gelişmelere zemin hazırladığını söyledi. “Ortada çok demokratik bir ülke var da haksız yere müdahale ediliyor gibi bir durum yok.” değerlendirmesinde bulunan Turan, genel olarak bu tip müdahalelerde ülkelerin sicilinin çok temiz olmasının beklendiğini; ancak Venezuela’da böyle bir şey olmadığını söyledi. Bu bağlamda ABD’nin Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bir sürü otoriter rejimle iyi anlaştığını hatırlatan Turan, Washington’un Maduro Hükümeti’ne karşı farklı bir tutum izlediğinin altını çizerek “Karşımızda demokrasiye ilişkin ilkelere dayalı meselelerden ziyade bir çıkar çatışması bulunuyor.” dedi.

Bir yandan AB’nin Washington’un bu tutumu desteklemesinin sadece demokratik standartlar üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Turan, diğer yandan da Maduro’nun haksızlığa uğramış bir demokrasi kahramanı olarak görülmesinin yanıltıcı olduğuna dikkat çekti. Venezuela’da fiziki bir müdahaleye gerek kalmaksızın değişim yaşanması için çeşitli hamleler yapıldığını vurgulayan Turan, “Nitekim şu anda başta Venezuela Ordusu olmak üzere Maduro’yu ayakta tutan güçlerin taraf değiştirmesi için gayret gösteriliyor.” şeklinde konuştu. Ayrıca Venezuela’ya komşu olan bütün ülkelerin Maduro’ya karşı negatif tutum içerisinde bulunduğunu belirten Turan, söz konusu ülkelerin ABD hoşnut olsun diye Venezuela’ya karşı olmadığını vurgulayarak “Bu ülkeler, Venezuela’da olanların bedelini ödüyorlar. Özellikle de ciddi bir göç akınına maruz kalıyorlar. Öyle zannediyorum ki Maduro’nun değişim taleplerine dayanması zor olacaktır.” ifadesinde bulundu.

Doç. Dr. Murat ÖNSOY (Hacettepe Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Doç. Dr. Murat Önsoy, Venezuela’nın dünyanın sayılı petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri olduğunu kaydederek önceki Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez döneminden itibaren ülkenin yabancı petrol sermayesine karşı, millileştirme mücadelesine girdiğini söyledi. AB’nin Latin Amerika üzerinden ABD’yle müşterek siyaset bir yürüttüğünü dile getiren Önsoy, “Avrupa, Atlantik İttifakı gereği bunu yapmaktadır. Devletlerin çıkarları doğrultusunda ortak hareket ettiği noktalar olduğu gibi, olmadığı noktalar da vardır. Bilindiği gibi Trump yönetiminde başlayan ticaret savaşlarıyla tarifeler yükseltildi. Dolayısıyla bunun arkasında enerji meselesi olduğunu ve bu durumun da devletlerin politikalarını yönettiğini söyleyebiliriz.” dedi. Öte yandan Önsoy hem ABD’nin hem de AB’nin uluslararası siyasette hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları gibi kavramları ön plana çıkarttığına dikkat çekerek Venezuela’nın içişlerine müdahale etmenin büyük bir çelişki olduğunu söyledi. Burada da çıkarları doğrultusunda hareket eden devletlerin “Güçlü olan haklıdır.” kavramı üzerinden amaçlarını hayata geçirmeye çalıştığını ve bir kamuoyu yarattıklarını ifade eden Önsoy, “‘Devletlerin egemenliği’ prensibini her şeyin üzerinde tutan Rusya ve Çin gibi bazı devletler de var. Türkiye de bunlara destek vererek Maduro’nun yanında yer aldı.” diyerek Türkiye’nin konumuna dikkat çekti.

Ayrıca Önsoy, konunun BMGK’ya gitmesinin bir anlam ifade etmediğini de söyleyerek Çin ve Rusya’nın veto hakkı sebebiyle buradan Maduro karşıtı bir karar çıkmayacağını belirtti. Maduro karşıtı ülkelerin BMGK’da istediklerini elde edememeleri halinde, “insani müdahale” gibi argümanları kullanarak bir operasyon yapabileceklerini iddia eden Önsoy, “Tabi bunu da uluslararası hukuk açısından ne kadar kılıfına uydurabilirler orası tartışılır. Maduro kısa vadede Avrupa’ya direnecektir; çünkü Rusya ve Çin’e ek olarak Türkiye ve Meksika gibi önemli aktörleri de arkasına aldı. Onlar olmasa pazarlık masasına oturup krizi çözmeye yönelik birtakım girişimlerde bulunabilirdi. Ancak bu konjonktürde böyle bir pazarlığın bulunmadığını görüyoruz. Üstelik direneceğinin sinyallerini de verdi. Dolayısıyla ilerleyen günlerde kriz daha da büyüyecektir.” açıklamasında bulundu.

Umut ARIK (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Umut Arık, Batı Dünyası’nın Maduro karşısındaki davranışını devletler hukuku ve uluslararası sistem açısından kabul etmenin mümkün olmayacağını belirterek Maduro’nun seçilmiş bir devlet başkanı olduğunun altını çizdi. Guaido’nun Meclis Başkanı seçilmiş olması dışında hiçbir anayasal mevcudiyeti bulunmadığını da hatırlatan Arık, ABD ve Fransa gibi devletlerden gelen mesajları eleştirerek “Özellikle de Fransa gibi, Sarı Yelekliler meselesi nedeniyle kendi devlet başkanının dahi demokrasi standartları hususunda sıkıntı yaşadığı bir ülkenin kalkıp da ‘8 gün içinde seçime gitmezsen seni saymaz, ötekini tanırız.’ gibi laflar etmesi, ne devletler umumi hukukuna ne de uluslararası sisteme yakışan bir şeydir.” ifadesinde bulundu. Arık, Fransa ve Almanya’nın ABD’yle yakınlaşmasının asıl nedeninin sözde kurmak istedikleri “Avrupa Ordusu” için Washington’un desteğini almaya çalışmak olduğunu da sözlerine ekledi.

Venezuela’nın yaşadığı durumun bir örnek olay olduğuna dikkat çeken Arık, söz konusu ülkeye karşı sergilenen davranışlara bakıldığında, yeni dünya düzeni derken aslında çöken dünya düzeni havasına girildiğini belirterek süratle bu tutumdan uzaklaşılması gerektiğini dile getirdi. BMGK’da ABD’nin veto hakkı dolayısıyla Maduro’nun lehine bir karar çıkmasının mümkün olmayacağını kaydeden Arık, “BM, küçük duruma düşmemek için bu işi sürüncemede bırakıyor.” dedi. Ayrıca Arık, Venezuela’ya yapılan baskınının dünya sistemine ve medeni hukuk anlayışına karşı vurulmuş ağır bir darbe olduğunu belirterek “Bunu önce Mısır’da Abdülfettah es-Sisi vasıtasıyla yaptılar. Şimdi de Venezuela’da Meclis’i kullanmaya çabalıyorlar. Ancak aslında halka karşı bir hareket yaptıkları; halkın sokağa çıkmasından belli oluyor.” dedi.  Öte yandan halk ayaklanması bahsinden hareketle Fransa’yı işaret eden Arık, “Eğer bu durumlarda devlet reisleri değiştirilecek olunsaydı, Sarı Yelekliler hareketi sırasında Macron’un da görevi bırakması gerekirdi.” açıklamasında bulundu. Avrupa ülkelerinin Maduro’ya yoğun bir baskı uyguladığını; ancak Maduro’nun böyle bir baskıyı kabul etmeyeceğini belirten Arık, “Seçime gidilmesi için verilen sekiz günlük süre bir ültimatomdur ve reddedilmesi gerekir. Maalesef bu olay, dünyada Vestfalya Anlaşması’ndan beri devam eden ‘devletlerin egemenliği ve içişlerine müdahale edilmemesi’ ilkesine yapılmış en bariz saldırıdır. Hem ABD’nin hem de AB’nin yaptığı kabul edilmesi mümkün olmayan bir şeydir.” cümlelerini kurdu.

Ömer AYDIN (Gazeteci)

Gazeteci Ömer Aydın, “AB’nin Venezuela konusunda ABD’den farklı bir yol haritası veya stratejisinin olduğunu söylemek güç.” diyerek şimdiye kadar Maduro yönetimini her fırsatta eleştiren AB ülkelerinin Avrupa Parlamentosu’nda (AP) kabul ettiği çok sayıda kararla, Venezuela’da bir yönetim/rejim değişikliği gerçekleştirmeye çalıştığını ifade etti. AP’nin de Maduro yönetimindeki ülkeye yaptırımlar uygulanması çağrılarıyla dolu olan kararları oylarken aşırı sol ve aşırı sağın desteğini alamadığını vurgulayan Aydın, “Avrupa Komisyonu ise son gelişmeler üzerine Maduro’ya ültimatomlar yağdırarak tüm köprüleri attı. Nitekim AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AP Başkanı Antonio Tajani’nin konu hakkındaki yaklaşımları, net bir şekilde Venezuela’da Maduro rejiminin sona erdirilmesi gerektiği yönündeydi. Macron da son gelişmeleri değerlendirdiği bir açıklamasında, ülkedeki son seçimlerin meşru olmadığının altını çizdi. Oysa Macron’a Fransa’da seçim kazandıran ve sağ kolu olarak gösterilen stratejist Ismael Emelien, aynı zamanda Maduro’nun ilk seçimlerde kazanmasını sağlayan kişiydi. Emelien ve ekibi, seçimlerden hemen sonra Maduro tarafından sözleşmesi iptal edilerek ülkeden uzaklaştırılmıştı.” sözlerini kaydetti.

Maduro’ya 8 günlük süre veren AB’nin bundan sonraki süreçte Washington’un bir sonraki hamlesini bekleyeceğini belirten Aydın, “Bu bağlamda Mayıs ayının sonunda yapılacak AP seçimleri öncesi kafaların hayli karışık olduğu Avrupa’da, Venezuela konusu da riskli alanlardan birini oluşturuyor. Aşırı sağ ve solun merkez partileri sarstığı bir dönemden geçen AB’de, ‘dünya siyasetine yön verme ve söz sahibi olma’ beklentisi kamuoyu tarafından gittikçe daha çok seslendiriliyor. Burada aşırı sağ ve sol, rahat bir şekilde Venezuela konusunda görüşlerini dile getirme şansına sahip olsa da merkez sağ ve klasik partilerin bir ikilemde kalacağını tahmin ediyoruz.” cümleleriyle Venezuela’daki duruma AB’nin daha ihtiyatlı yaklaşarak risk almak yerine, ABD’nin adımlarını takip etme stratejisi çerçevesinde hareket edeceğini öne sürdü.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

2,892BeğenenlerBeğen
189TakipçiTakip Et
2,073TakipçiTakip Et
248AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz