Vekaleten Hesaplaşma: Fırat’ın Doğusu

12 Aralık 2018 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Türk Savunma Sanayii Zirvesi’nde Türkiye’nin güneyindeki jeopolitik durum ve gelişmelere yönelik çok önemli bir projeksiyonu kamuoyuyla paylaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan özetle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin birkaç gün içerisinde Fırat’ın doğusuna yönelik harekata başlayacağını deklare etmiştir. Bahse konu açıklamasında Cumhurbaşkanı; Türkiye’nin milli güvenliği, bölgesel güvenlik, bölgedeki terör unsurları ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) varlığı şeklinde başlıklarla ifade edilebilecek dört ana husus üzerinden Ankara’nın niyetini ve hedeflerini ortaya koymuştur. Dolayısıyla Fırat’ın doğusuna yönelik harekata dair bir analiz yapabilmek için açıklamanın yapıldığı program göz önüne alınmak suretiyle bir önceki cümlede ifade edilen dört ana husus üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına dair bir okuma yapılması gereklidir.

Soğuk Savaş döneminde çeşitli terör örgütleri ile mücadele etmek zorunda kalan Türkiye’nin en uzun mücadelesi etnik bölücülüğü hedefleyen terör unsurlarıyla olmuştur. 1990’lara kadar daha çok sınırların içerisinde yuvalanmaya çalışan ve kırsalda bir meydan okuma gerçekleştiren terör yapılanması, 1991 yılında Saddam yönetimindeki Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi üzerine gerçekleşen ABD müdahalesi ve bunun sonucunda Irak’ın kuzeyinin uçuşa yasak bölge ilan edilmesiyle hem sınırların ötesinde yuvalanmış hem de yeni bir stratejiyle hareket etmiştir. Partiya Karkeren Kurdistane/Kürdistan İşçi Partisi (PKK) adlı terör örgütünün sınırları aşan faaliyetlere girişmesi ve strateji değişikliği sadece ABD’nin müdahalesi veya kendi iç dinamiklerinin zorlamasıyla olmamıştır. Bu noktada etki eden hususlar; uluslararası yapıdaki değişiklikler neticesinde tehditlerin dönüşümü, terörün uluslararasılaşması, Sovyet ideolojisinin çöküşü ve ABD’nin başat aktör konumu ile dinamik bir olgu olan savaşın yeni nesil boyutunda vekalet savaşları ve daha ötesinde hibrit savaşların varlığıdır.

Nihai hedefi (sözde) “dört parçalı Büyük Kürdistanı” kurmak iddiasında olan bölücü terör örgütü, Türkiye başta olmak üzere Suriye, Irak ve İran topraklarının parçalanmasını amaç edinmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni” konsepti çerçevesinde ve “Büyük Ortadoğu Projesi” bağlamında gündeme gelen Irak müdahalesi PKK terör örgütü için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Mevzu bahis döneme kadar dolaylı ilişki içerisinde olan iki aktör, bu tarihten itibaren açıktan ilişki yürütmeye başlamıştır. 2010 yılında başlayan Arap Baharı’nın Suriye boyutunda ise her ne kadar farklı adlar altında olsa da terör örgütü, ABD’nin en önemli taşeronu ve vekil aktörü haline gelmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin milli güvenliği bağlamında güneyindeki tehditlere yönelik Fırat’ın doğusuna gerçekleştireceği harekât vekaleten bir hesaplaşma özelliğine sahiptir.

Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan, hedefin ABD askerleri olmadığını deklare etmiş olsa da PKK veya diğer adlarla faaliyet gösteren ve aynı merkezden yönetilen terör örgütleri ABD’nin paralı askerleri konumundadır. ABD’nin Ad Davla al-İslamiya fil-‘Irak ve eş-Şam (DAEŞ) terör örgütüyle mücadele adı altında kimi kaynaklara göre 20.000 tır ve 2.000 uçak dolusu silah vermesi ve YPG militanlarına maaş ödemesi bu iddiayı doğrulayan en önemli göstergelerdir. Dolayısıyla söz konusu terör örgütü ABD açısından bir vekil aktör olmakta ve Türkiye’nin bu yapıya yönelik operasyonu ABD ile bir vekaleten hesaplaşma niteliği kazanmaktadır.

Sınırların ve bölgenin terörden arındırılması hem Türkiye’nin milli güvenliği hem de bölgesel güvenlik açısından elzem bir durum olmakla beraber Washington’un gerek Fırat’ın batısı gerekse doğusunda işbirliği yaptığı hatta karar alıcıları ve üst düzey askeri görevlileri tarafından konjonktürel olarak tanımlansa dahi terör unsurlarıyla müttefiklik ilişkisi tesis etmesi başta Ankara olmak üzere bölge başkentleri açısından kabul edilir bir durum değildir. Son yıllarda bahse konu örgütün ABD eliyle sahada güçlendirilmesi ve alan açılması, eğit-donat projeleriyle dolaylı olarak eğitime tabi tutulması, ekonomik ve askeri kapasite anlamında desteklenmesi, uluslararası kamuoyuna meşru bir aktör olarak lanse edilmeye çalışılması bir müddet tolere edilmiş ancak ABD’nin Türkiye’nin sınır bölgelerine gözlem noktaları inşa süreci ve 30-40 bin civarında teröristin eğitilmesine yönelik açıklamaları Ankara açısından Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları örneklerinde olduğu gibi inisiyatif alması mecburiyetini doğurmuştur. Münbiç/Menbiç meselesinde de oyalandığının farkında olan Ankara yönetimi açısından ABD’nin diplomatik olarak ikna edilmesi imkânı çok mümkün görünmemektedir.

Diplomatik ve siyasi olarak kazanım elde etmenin yolunun sahada inisiyatif alarak kazanılmasından geçtiği gerçeğini gören ve tecrübe eden Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın, Savunma Sanayii Zirvesi’nde operasyon yapılacağını açıklaması ise manidardır. Bu şekilde uzun yıllar savunma sanayii noktasında bağımlı bir ülke olan Türkiye’nin askeri kapasitesini öz imkanları ile donatabileceği ve daha bağımsız olduğu mesajı verildiği iddia edilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ABD askerleri hedefimiz değildir” ifadesi ise bahse konu ülkenin askerleriyle karşı karşıya gelinmemesi için önceden verilen “hazırlarınızı yapın ve bölgeden çekilin” mesajıdır. Ayrıca bu ifade Türkiye’nin hala ABD ile kurumsal ve ikili müttefiklik ruhuna sadık kalmaya çalıştığı ve terör örgütleriyle ilişkisini kesmesi halinde ABD ile ilişkilerin normalleşme ihtimali olacağına dair bir sinyal olarak ele alınabilir. Son olarak güney sınırında bir terörist organizasyonun inşa edeceği bir garnizon devletin inşasına göz yummayacağını hem söylemsel hem de eylemsel bazda net bir şekilde ortaya koyan Ankara yönetimi, bu operasyon ile Münbiç’teki terörist unsurları batıdan ve doğudan baskı altına alacaktır. Dolayısıyla Türkiye en başta ortaya koyduğu terörle mücadele, milli güvenliğin muhafazası ve bölgesel güvenliğin tesisi noktasındaki kararlılığı çerçevesinde bölge dışı aktörlerle vekaleten bir hesaplaşmayı ABD’nin bölgedeki vekil aktörü olan terör unsurlarına karşı gerçekleştirecektir.