Uluslararası Hukuk Açısından “Hocalı Soykırımı”

Tarihsel süreç içerisinde insanoğlu çeşitli şiddet eylemleri, toptan yok edilmeler ve kanlı savaşlar yaşamıştır. Bu şiddet eylemleri insanların en temel hakkı olan “yaşama haklarını” ihlal etmiş ve insanlığa karşı işlenen suçların zincirleme bir şekilde devam etmesine yol açmıştır. Bu şiddet eylemlerinin en temel sebeplerinden biri hiç şüphesiz ayrımcılık ve milliyetçilik olmuştur. Yazımızda “Hocalı Soykırımı”nı uluslararası hukukta “soykırım” ve “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında değerlendirmeğe çalışacağız.

20. yüzyılda uluslararası hukuk konularında yer alan soykırım, uluslararası kriterler bakımından teknik olarak değerlendirilen ve uluslararası insancıl hukuk kuralları içerisinde en ağır ihlallerin başında gelen, cezalandırılması ve önlenmesi öngörülen çok önemli ve nitelikli bir suçtur. Soykırım (Genocide); ırka, dine, siyasi görüşe veya etnik kökene bağlı özelliklere dayanan bir grubun bilerek, isteyerek ve sistematik bir biçimde ortadan kaldırılmasıdır. Başka bir tanıma göre soykırım, bir ulusun kültürel bağlarından koparılması ve yaşam alanlarının yok edilmesi amaçlanarak anavatanından koparılmasıdır. Soykırım suçu, uluslararası ceza mahkemelerinin yargılama alanına giren en ağır ve en vahşi suçtur. Suçun soykırım sayılabilmesi için ırk, ulus, din ve etnisite gruplarından en az birine şiddet yöneltilmiş olması gerekir.

Soykırım suçunun nitelikleri ve statüsü İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası arenada hukuksal çerçevede ele alınmış ve devletleri bağlayacak önemli sözleşmelere imza atılmıştır. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 206 sayılı kararı doğrultusunda 9 Aralık 1948 tarihinde Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin kabul edilmesiyle soykırım konusu uluslararası literatürde yerini almıştır. Bu sözleşmeyle devletler, ağır ve insanlık onurunu zedeleyici bu suçun barış ya da savaş zamanında bir daha işlenmemesi için işbirliğine çağırılmıştır. Soykırımın savaş zamanında işlenmesi suçun niteliğini değiştirmez. Devletler hukukuna göre soykırım yasağı, temel bir prensip olarak devletlerin bu konuda herhangi bir sözleşme imzalamasını yasaklar. Devletler arasında imzalanacak böyle bir sözleşme yok hükmündedir.

12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre milli, etnik, ırki veya dini bir grubu, sırf bu niteliği nedeniyle, kısmen veya tamamen yok etmek kastıyla herhangi bir grubun üyelerini öldürmek; grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek; bir grubun üyelerini kasten, bunların fiziki olarak kısmen veya tamamen yok edilmesi sonucunu doğuracağı önceden hesaplanan yasam koşulları altına sokmak; grup içinde doğumları bilinçli olarak önlemeye yönelik tedbirler dayatmak; gruba ait çocukları bir başka gruba zorla nakletmek soykırım suçu sayılmıştır. Yine sözleşmenin 4. maddesi soykırım suçu işleyen kişi ve hükümet yetkililerinin uluslararası sorumluluğunu teyit etmiştir.[1]

Aynı sözleşmenin 6. maddesinde, “Soykırım fiilini veya üçüncü maddede belirtilen fiillerden birini işlediğine dair hakkında suç isnadı bulunan kimseler, suçun işlendiği devletin yetkili bir mahkemesi veya yargılama yetkisini kabul etmiş olan Sözleşmeci Devletler bakımından yargılama yetkisine sahip bulunan uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanır.” ifadeleri yer almaktadır. Sözleşmenin 8. maddesinde soykırımın engellenmesi için Birleşmiş Milletler’e başvurulabileceği, 9. maddesinde ise soykırım yapılmasından sorumlu devletle ilgili olarak taraf devletlere Uluslararası Adalet Divanı’na gitme hakkı tanınacağı belirtilmiştir.[2] Bu maddeler Soğuk Savaş döneminde hiç kullanılmazken 1990’lı yıllarda özellikle Balkanlar’daki sorunlarda kullanılmıştır.

Sözleşmenin maddelerinden anlaşılmaktadır ki, soykırım suçu tam olarak özel kasıt gerektiren, içerisinde manevi unsuru barındıran bir suçtur. Soykırım suçuna karşı mücadele vermek, uluslararası hukuk bağlamında Soykırım Sözleşmesi’ne taraf olan ve olmayan tüm devletler için bir zorunluluktur. Bu bakımdan, bazı devletler Soykırım Sözleşmesi’ne taraf olmamış ise bu durum, devletin vatandaşlarının soykırım yapma hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.[3]

BM Genel Kurulu’nca 21 Aralık 1965 tarihinde kabul edilen “Her Türlü Irk Ayırımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”[4] de insanlığa karşı işlenmiş suçlarla doğrudan ilgilidir. Sözleşme, uluslararası ceza hukukunun kodifikasyonuna ve gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş; ırk ayırımı gibi uluslararası suçlarla mücadele için gerekli kuralların oluşumuna öncülük etmiştir.

Uluslararası hukuktaki bu düzenlemelerin Hocalı Olayları’ndaki analizinin yapılabilmesi için olayların tarihi seyrine kısaca göz atmak gerekir. 25-26 Şubat 1992 tarihinde Ermeni Silahlı Kuvvetleri, Sovyetler Birliği döneminde Hankendi şehrinde konuşlandırılmış olan 366. Alay’ın da yardımıyla Hocalı şehrini istila etmeye başladılar. Hocalı’ya saldırılar devam ederken şehirden çıkamayan silahsız siviller, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar korku içerisinde yaşayacakları faciadan habersiz beklemekteydiler. Türk düşmanlığının yanı sıra Müslümanlara karşı kin ve nefretle dolu ninnilerle beslenen Ermeniler, Hocalı’daki silahsız halka acımasızca saldırıp çoluk-çocuk, yaşlı, kadın, hamile demeden vahşice Hocalı halkını katlettiler. Bu soykırım neticesinde 63 çocuk, 106 kadın ve 70 yaşlı olmakla toplam 613 kişi Ermeniler tarafından katledilmiş, 487 kişi yaralanmış, 150 kişi kaybolmuş ve 1275 kişi ise esir alınmıştır. Bu gerçekler Rusların “İzvestiya”, Fransa’nın “Le Monde”, İngiltere merkezli “Financial Times” ve diğer birçok uluslararası yayın kuruluşu tarafından görsel ve yazılı olarak paylaşılmıştır.

Tarihte farklı sebeplerle ortaya çıkan silahlı çatışmalar, netice olarak halkın zarar görmesi ya da ölümlerle sonuçlanmaktadır. “Hocalı Soykırımı” da Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ Savaşı’nın en kanlı noktasıdır. Çeşitli sebeplerden ötürü savaşa sürüklenen Azerbaycan halkı da ne yazık ki “Hocalı Soykırımı”nı yaşamak mecburiyetinde bırakılmıştır.

“Hocalı Soykırımı” savaş esnasında gerçekleşse de bunu savaş ortamında ve şartlarında gerçekleşen katliamlardan ayırmak gerekir. Çünkü Hocalı’da yaşanan felaket ve zulüm, kasıtlı olarak ve planlı bir şekilde Ermenistan devletinin yönettiği ve birtakım güçlerin de desteklediği bir terör hareketi ve soykırım eylemidir. “Hocalı Soykırımı”, etkenleri ve boyutları itibariyle birtakım tarihi gerçekleri de gözler önüne sermektedir. Birincisi, Hocalı’daki soykırım Ermenistan devleti tarafından önceden planlanmış ve düşünülmüş bir eylem olarak devlet destekli terörizmin somut bir örneğidir. Bu çerçevede Ermenistan devleti teröre aktif olarak destek veren ve soykırım yapan bir devlet olarak sorgulanmalı ve yaptırımlara maruz bırakılmalıdır. Bu eylemler, tüm dünyadaki halkların ve insanlığın refahına tehdit oluşturan “uluslararası terörizmle savaş”, “soykırım suçları” ve “insanlığa karşı işlenen suçlar” çerçevesinde değerlendirilmelidir. İkinci olarak “Hocalı Soykırımı”, Ermeniler tarafından buradaki günahsız Türk ulusuna ve Müslüman kimliğine yönelik gerçekleştirilen bir saldırıdır ve bu eylem Ermeni merkezli yayınlarda sanki öç alınmış bir olay gibi lanse edilmiştir. Bununla ilgili olarak yazılı ve görsel basında açık kanıtlar da mevcuttur. Bu sebepten Hocalı Olayları’nın “ırk ayrımcılığı” çerçevesinde de değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Küreselleşme söylemleri altında halkların bütünleşmesini teşvik eden ve bunu kendi değerleriymiş gibi dünyaya “satmaya” çalışan Batılı güçler, ne yazık ki Hocalı’daki soykırım olaylarının üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen buna duyarsız kalmışlardır. O dönemde devletleşme sürecini tamamlamayan ve bunalım içerisinde olan Azerbaycan’ın Hocalı’daki gerçekleri dünya kamuoyuna duyurması zor olmuştur. Buna rağmen Hocalı’da yaşananlar son yıllarda ABD’nin birçok eyaletinde ve dünyanın çeşitli ülkeleri tarafından soykırım olarak kabul edilmiştir. Ancak ne yazık ki, bu soykırım suçu kapsamında Ermenistan tarafı hiçbir yaptırıma maruz bırakılmamıştır. Tam tersine Ermeni diasporasının etkili olduğu birkaç ülke dezenformasyona uğratılarak Azerbaycan tarafı yaptırımlara maruz kalmıştır.

Ermenistan devletinin Azerbaycan’ın tarihi topraklarının bir parçası olan Hocalı’da 1992 yılında gerçekleştirdiği şiddet eylemleri, insan haklarına saygıyı teşvik eden ve geliştiren BM Şartı’na; Tüm Irk Ayrımcılığı Çeşitlerini Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’ne; 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme’ye; 1973 tarihli Irk Ayrımının Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’ne, 1968 tarihli Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçların Sınırlanmasına İlişkin Sözleşme’ye; 1974 tarihli İnsanlığa Karşı Suçlar ve Savaş Suçlarının Sınırlanmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ne ve 1984 tarihli BM İşkence Sözleşmesi’ne zıtlık teşkil etmektedir. Kısacası “Hocalı Soykırımı”, konuyla ilgili neredeyse tüm uluslararası hukuk belgelerine aykırıdır.

Sözleşmelerin hükümlerinden de görüldüğü gibi, olaylar Azerbaycan topraklarında gerçekleştirildiği için Ermenistan tarafı ilk önce Azerbaycan’ın yetkili mahkemelerinde yargılanmalı, eğer sonuç alınamazsa Uluslararası Adalet Divanı’na ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapılmalıdır. Uluslararası yükümlülükten doğan bu hak Azerbaycan’ın temel hakkıdır.

Ermenistan tarafından bilinçli şekilde ve kasten gerçekleştirilen “Hocalı Soykırımı” sadece Azerbaycan halkına, yani Türklere karşı değil aynı zamanda tüm insanlık adına işlenmiş bir suçtur, katliamdır. Bu realitenin dünyada böyle bilinmesi ve kabul edilmesi insaniyet ve adalet adına önem arz etmektedir. “Bölgesel entegrasyon” ve “birlikte yaşama kültürü” söylemlerinin bölgedeki savaşı sonra erdirmesi ve barışı getirmesi adına ilk önce Ermenistan’ın eylemleri cezasız bırakılmamalıdır.

Hocalı’da şehit olan halkın manevi mertebesi muhakkak yücedir, şereflidir… Yıldönümü vesilesiyle onları rahmetle ve gözyaşlarıyla anıyoruz. Ermeniler dahil, dünyadaki hiçbir milletin Hocalı’daki soykırımın benzerini yaşamalarını dilemiyoruz. Ancak küresel ve bölgesel güçlerden, uluslararası örgütlerden ve tüm dünya halkından Hocalı’da insanlığa karşı işlenmiş bu cinayete sessiz kalmamalarını bekliyor, “Hocalı’ya adalet” diye haykırıyoruz.


[1] “Article II”, United Nations, https://treaties.un.org/doc/publication/unts/volume%2078/volume-78-i-1021-english.pdf, (Erişim Tarihi: 22.02.2019).

[2] Aynı yer.

[3] Ezeli Azarkan, Nuremberg’ten La Haye’ye Uluslararası Ceza Mahkemeleri, Beta Yayımevi, İstanbul 2003, s. 93.

[4] “Her Türlü Irk Ayrımcılığı’nın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”, Bakanlar Kurulu’nun 2002/4171 Sayılı Kararı, https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/03/IrkAyrimciligininOrtadanKaldirilmasinaDairSozlesme.pdf, (Erişim Tarihi: 22.02.2019).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Samir GULİYEV
Doç. Dr. Samir GULİYEV
2001 yılında Selçuk Üniversitesinde lisans, 2004 yılında ise Ankara Üniversitesi Uluslarası İlişkiler bölümünden yüksek lisans eğitimini bitirmiştir. Yüksek lisans tezi olarak savunduğu “Bağımsızlıktan sonra Azerbaycan-ABD ilişkileri” adlı tez kitab olarak basılmıştır. 2004 yılında Qazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine başlamıştır. 2005-2006 yılları arasında Fransanın Sorbonne Üniversitesinde fransızca dil hazırlığını bitirmiştir. 2007 yılında Fransanın Montesquieu Bordeaux IV Üniversitesinden Siyaset Bilimi üzerine ikinci yüksek lisans yapmış, aynı üniversitede doktora eğitimine devam etmiştir. 2007-2008 yılları arasında Fransada Bordeaux Science PO-dakı Strateji araştırmalar merkezinde araştırmacı olarak görev yapmıştır. 2008-2017 yılları arasında Azerbaycanda Qafqaz Üniversitesinin Uluslararası İlişkiler bölümünde araştırma görevlisi çalışmaya başlamış, öğretim üyesi olarak görevine devam etmiştir. Aynı zamanda 2010-2015 yılları arasında Azerbaycanda Bakü Slavyan Üniversitesinin Diplomasi ve Dış Politika bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. 2015 yılında “Azerbaycan neft stratejisi ve Kafkasyada güvenlik sorunları” adlı tezi savunarak doktorasını bitirmiştir. 2018 yılında Bakü Mühendislik Üniversitesinin doçenti vazifesini yürütmektedir. Dış politika, Uluslararası politika, Enerji diplomasisi, Güney Kafkasyada güvenlik sorunları, Karadeniz havzasında devetler arasındaki ilişkiler, Bölgesel entegrasyon derslerine girmektedir. Türkçe, İngilizce, Rusca ve Fransızca makaleleri uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmıştır.  2017 yılından itibaren Azerbaycanda Bakü Mühendislik Üniversitesinin Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı görevinde çalışmaktadır. Enerji güvenliği, Bölgesel güvenlik sorunları, Petrol, Geopolitik, Bölgesel etnik sorunlar, Azerbaycan dış politikası, Kafkasyadakı sorunlar ve ikili ilişkiler çalışma alanları arasındadır.

BİZİ TAKİP EDİN

2,860BeğenenlerBeğen
168TakipçiTakip Et
1,981TakipçiTakip Et
229AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz