Türkiye’nin ŞİÖ Çıkışına Çin’in Tepkisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin AB yerine Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olması gerektiğini ifade etmesiyle beraber, ŞİÖ üyeliği tekrardan tartışma konusu olmuştur. AB, mevcut koşullar devam ettiği takdirde Türkiye’yle yeni başlık açmayacağını da belirtmiştir. Türkiye, AB’nin üyelik müzakerelerinde haksız muamelesi ve aynı zamanda Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakereleri dondurmasına ilişkin gerçekleştirdiği oylamadan ötürü beklentilerini ŞİÖ’ye yöneltmiştir. Çin Dışişleri Bakanı sözcüsü, Türkiye gibi NATO üyesi bir ülkenin, Rusya ve Çin liderliğindeki bir güvenlik bloğuna tam üyelik başvurusunda bulunursa üyeliğinin değerlendirileceğinden bahsetmiştir. Çin, Türkiye’nin ŞİÖ üyeliği konusunda iyimser bir tavır takınmıştır. 2011 yılında Türkiye diyalog ortağı olmadan Astana’da gerçekleştirilen 10. yıl dönümlü ŞİÖ’nün toplantısında Çin, raporlarında Türkiye’nin ŞİÖ’ye katılımı ile ilgili olumlu görüşlerine yer vermiştir.Çin’in ŞİÖ üzerinde aktif bir nüfuzunun olduğu bilinmektedir. Buna rağmen, 2012 yılında Türkiye resmi olarak diyalog ortağı olmuştur. 2008 yılındaki ŞİÖ toplantısında diyalog ortaklığı statüsü yaratılmıştır. ŞİÖ, tam üyeliği çok dikkatli bir yaklaşım çerçevesinde verirken; diyalog ortaklığı ve gözlemci statüleri ile uluslararası işbirliğini geliştirmeyi hedeflemiştir. Diyalog ortaklığı statüsü Türkiye’yi ŞİÖ’nün içinde önemli bir bölüme koymamıştır, oy kullanma hakkı bile bulunmamaktadır. Bakanlar düzeyindeki toplantılara katılma hakkına sahiptir. Türkiye’de bu karardan rahatsız olmuştur. Gözlemci statüsüne sahip olmayı ummuştur, yerine diyalog ortaklığı statüsünü öngören mutabakat anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. 2013 yılına geri dönüldüğünde, Türkiye diyalog ortaklığı statüsünü gözlemci statüsüne yükseltmek istemiş, bu isteğini de Rusya’ya iletmiş, ama üyelerin karşı çıkmasıyla başarısız bir girişim olmuştur. Türkiye, yeniden ŞİÖ’ye tam üye olmak istediğini dile getirmiştir. Bu dile getirmeyle beraber Türkiye, 2017 yılı için ŞİÖ’nün Enerji Kulübü’ne, ŞİÖ üyesi bir ülke olmamasına rağmen başkanlık yapması için seçilmiştir. Türkiye’nin diyalog ortağı olmasından bugüne kadar geçen 4 yıllık süre içerinde, Türkiye’nin ŞİÖ’ye tam üyelik konusunda beklentilerini Çin tarafından olumlu yönde değiştiren şartlar oluşmuştur.

ŞİÖ’nün temel amacı; Çin tarafından üç kötü güç olarak nitelendirilen terörizme, aşırıcılığa ve ayrımcılığa karşı işbirliği oluşturmaktır. Çin, 2012 Savunma Beyaz Belgesine de bu üç kötü güç olan terörizmi, aşırıcılığı ve ayrımcılığı eklemiştir. Türkiye ve Çin, ortak olarak etnik azınlık gruplarının ayrılıkçı hareketlerine karşı mücadele etmekte ve endişe duymaktadır. Uygur meselesi Türkiye ile Çin ilişkilerinin gelişmesinin duraksamasına neden olmaktadır. 2015 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin’e resmi ziyaretinden önce, Çin’de Uygur halkının baskı gördüğü gerekçesiyle İstanbul’da Çin karşıtı bir dizi protesto gerçekleştirilmiştir. Bu protestolar sırasında Türkiye ve Çin tarafı, Uygur meselesinden ilişkilerin olumsuz etkilenmemesi için uzlaşmacı bir tavır sergilemiştir. Türkiye, Uygur halkını Türkiye ile Çin ilişkilerinde dost köprü olarak gördüğüne dair resmi söylemde bulunmaktadır.

Çin, Batıya açılım stratejisini dış politikası bağlamında geliştirmektedir. Çin’in batıya açılım stratejisi ABD’nin, Avrupa’nın aksine; batısında kalan Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerini kapsamaktadır. ŞİÖ ve İpek Yolu girişimi aracılığıyla bu stratejiyi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. 2011 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı da “Yeni İpek Yolu Girişimi”ni ortaya koymuştur. Obama yönetimi döneminde Amerikan dış politikası, Asya-Pasifik eksenli hale gelmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Foreign Policy’de yazdığı makalede Ortadoğu’nun ABD’ye yeterince yük olduğunu, bu yüzden de artık Amerikan dış politikasının Asya-Pasifik’e yönelmesi gerektiğini Asya Pivot stratejisi çerçevesinde vurgulamıştır.Barack Obama’nın tekrardan ABD Başkanı olmasıyla beraber de aktif olarak Asya Pasifik politikası yürürlüğe girmiştir, ancak Obama döneminde Asya Pivot Stratejisi’nin içi doldurulamamış, bölgede beklediği gibi nüfuzunun artmasını sağlayamamıştır. 20 Ocak 2017 itibariyle ABD Başkanlığı görevine gelecek olan Donald Trump’ın seçim kampanyalarında Çin karşıtlığına yer vermesi, daha göreve gelmeden twitterda Çin ile ilgili özellikle Çin’in hassas meselelerinden olan Güney Çin Denizi ile ilgili tweetler atması, Tayvan Cumhurbaşkanı ile telefonda görüşmesi, ABD ile Çin arasında yeni yılla beraber olası gerginliklerin ortaya çıkmasına işaret etmektedir. Bu şartlar altında ABD’nin Asya Pivot Stratejisi’nin içini doldurabilmesi mümkün görünmektedir. Çin karşıtı Asya Pasifik politikalarının oluşturulması, ABD ile Çin arasındaki gerginliklerin ve diplomatik krizlerin artmasına neden olacaktır. ABD’nin Asya Pasifik açılımının ana hedefi; aksi ifade edilse de Çin’dir. Çin de tehdit ve tehlike teorisi kullanılarak komşuları ile iyi ilişkiler kurmasını engellediği gerekçesiyle ABD’nin açılımından rahatsızlık ve endişe duymaktadır. Çin, bölgesindeki dominant güç olma fikrinden vazgeçmek istememektedir. Asya Pivot stratejisine ABD uzun vadeli çıkarları olarak bakmaktadır. Donald Trump ABD Başkanlığı görevine başladığında, ilk resmi ziyaretini bölge ülkelerine gerçekleştirmesi muhtemeldir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 11 yıl aradan sonra Japonya’ya resmi bir ziyarette bulunmuş, Kuril Adaları sorununun çözüme kavuşması gerektiğini savunmuştur. Bu gelişmeler ışığında Donald Trump’ın ilk resmi ziyaretinde bulunacağı bölge ülkelerden biri Japonya olabilir.

Çin, ABD’nin Yeni İpek Yolu Girişimi’ne karşıdır. 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Kazakistan’da ve Endonezya’da Ekonomik Kemerini ve 21.yüzyıl Deniz İpek Yolunu içeren İpek Yolu Girişimi’ni ortaya koymuştur. Çin’in daha az gelişmiş bölgelerle ticari ilişkilerinin ve yatırımlarının, iş sahalarının artmasının, alternatif enerji kaynaklarının arzının yaratılmasının ve güvenliğinin sağlanmasının hedeflenmesi, kazan-kazan işbirliğinin göstergesidir. Çin’in İpek Yolu Girişimi, ABD’nin İpek Yolu Girişimi’ne ve Asya Pivot Stratejisi’ne karşı olmasının yanında, Çin’in Batıya açılım politikasının da bir sonucudur. İpek Yolu Girişimi’nin ekonomik boyutunun yanında siyasi bir boyutunun da bulunduğunu söylemek mümkündür.  Türkiye, Çin’in İpek Yolu Girişimi’ne destek vermektedir. İpek Yolu Ekonomik Kemerinde aktif bir role sahiptir. ŞİÖ’de tam üyeliğin, Türkiye’nin Ekonomik Kemer’deki coğrafyası nedeniyle aktif rolünün pekiştirilmesine yardımcı olması mümkündür. Türkiye bu kazan-kazan işbirliğinin içinde yer almayı ve merkezi ülkesi olmayı hedeflemektedir. Türkiye ile Çin arasındaki ticari ilişkilerinde, Türkiye aleyhine oluşan ticaret açığı, ilişkilerin gelişimine olumsuz olarak yansımaktadır. Böyle bir ortamda ekonomik boyut önemsiz değildir ve öncelikleri dengelemede belirleyici bir etmendir.

Fırat Kalkanı operasyonu ile Suriye politikasında da daha aktif olmak isteyen Türkiye, Ortadoğu’da yeni politika takip etmeye başlamıştır. ABD’nin Asya Pasifik bölgesine yönelmesiyle Ortadoğu’da oluşan boşluğu, Suriye üzerinden Rusya doldurmuştur. Türkiye, ateşkes görüşmelerinde arabuluculuk görevini üstlendiği Halep’te, Rusya ile beraber ateşkesin oluşmasını sağlamıştır. James Stavridis, Foreign Policy’de yayınlanan Turkey and NATO: What Comes Next Is Messy (Türkiye ve NATO: Sırada Ne Var Bulanık) yazısında, Türkiye’nin Ortadoğu’daki olayları etkilemek adına muazzam bir yeteneğe sahip olduğunu vurgulamıştır. Ortadoğu bölgesinde Türkiye’nin desteğini almadan bir politika takip edebilmek mümkün görünmemektedir. Çin, Ortadoğu’da Rusya gibi daha aktif politikalar takip etmese de, Ortadoğu’da izlediği politikalar ekonomik temeller üzerine kuruludur. İpek Yolu Girişimi’nin başarıyla sonuçlanabilmesi, Çin’in artan enerji talebinin güvenliğinin sağlanabilmesi için istikrarlı bir Ortadoğu şarttır. Bölgeyi bilen, son dönemde Rusya ile beraber bölge ile ilgili daha aktif politikalar üreten Türkiye’yi, şartlar daha değerli ve ihtiyaç duyulan hale getirmiştir.

ŞİÖ, Türkiye’nin enerji güvenliği yönündeki ulusal çıkarları ile uyumludur. Türkiye’nin enerji kaynakları bakımından Rusya’ya olan bağımlılığının, ŞİÖ’nün tam üyesi olması durumunda Rusya ile ilişkilerinin güçlenmesine katkı sağlaması olasıdır. Aynı şekilde Çin ile ilişkilerin gelişmesi sonucunda da, İpek Yolu Girişimi vasıtasıyla artan enerji talebinin ve güvenliğinin sağlanmasına hizmet etmesi muhtemeldir. ŞİÖ ve İpek Yolu Girişimi Türkiye’ye, hem Rusya hem de Çin ile ilişkilerini geliştirme ve derinleştirme imkanı yaratabilir.

Türkiye, 1952 yılında NATO üyesi olmuştur. 2005 yılından itibaren de AB ile tam üyelik üzerine müzakerelerini yürütmektedir. AB’ye ve ABD’ye karşı ŞİÖ kartını aktif olarak kullanmayı amaçlamaktadır. ŞİÖ, NATO’nun rakibi olarak kurulmamıştır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ŞİÖ’yü Varşova Paktı’nın yeniden ortaya çıkmış versiyonu olarak tanımlamıştır. ŞİÖ, AB’nin ya da herhangi uluslararası bir örgütün alternatifi değildir.

Türkiye’nin NATO üyesi olması, ŞİÖ’ye de üye olmasına engel teşkil etmemektedir. ŞİÖ tam üyeliği, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını öngörmemektedir. Türkiye’nin NATO Antlaşması’nın kolektif savunmayı öngören bir saldırı veya saldırı tehdidine karşı üyelerini savunmaya ve bir üyesine yapılacak herhangi bir saldırının tüm üyelerine yapılmış varsayacağını öngören 5.Maddesinden doğan yükümlülüklerinden kaçınmayacağı aşikardır. Türkiye, ŞİÖ ile de güvenlik ve ekonomik alanlarında işbirliğini derinleştirmenin gerekliliğini savunmaktadır.  ŞİÖ, Türk dış politikasında NATO’nun alternatifi değildir.

Batılı birlik kavramı anlamını yitirmeye başlamıştır. 23 Haziran 2016 tarihinde İngiltere, Avrupa Birliği (AB) referandumuyla Birlikten resmen ayrılık (Brexit) sürecini başlatmıştır. Türkiye’nin de kademeli olarak AB ile müzakere süreçlerinde kopmalar yaşaması, ŞİÖ ile entegrasyon yolunda ilerleme kaydetmesine yol açmaktadır. Rusya’nın ve Çin’in, Türkiye’nin AB üyeliğinden vazgeçip ŞİÖ üyesi olması konusunda beklentileri bulunmamaktadır. Türkiye’nin, AB ile tam üyelik müzakerelerine devam ederken, ŞİÖ’ye tam üyelik için başvurması, birbirine zıt veya engel oluşturan durumlar değildir.

Türkiye’nin son on yılda ŞİÖ üyeleri ile ilişkilerini hızla geliştirdiğini ve derinleştirdiğini kabul etmemek imkansızdır. ŞİÖ lideri ülkelerden biri olan Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrasında ilişkiler yeniden revize edilmiştir. Diğer lider Çin ile ilişkilerini, hassas meselelere rağmen, derinleştirme çabaları ve arayışları içindedir.

AB ile müzakerelerde gelinen nokta ortadadır, yeni başlıkların açılamaması, müzakerelerin ilerlemesine imkan vermemektedir. Türkiye’nin AB ve ABD ile ilişkilerinde ilerleme kaydedemedikçe Rusya ve Çin ilişkilerine önem verilmesi, Türk dış politikasında eksen kayması tartışmalarını da beraberinde getirmektedir. Oysa NATO üyesi Türkiye’nin, jeostratejik ve jeopolitik çıkarları doğrultusunda, hem AB hem de ŞİÖ ile üyelik müzakerelerini yürütmesi tercih edilmelidir. Çin’in ve Rusya’nın değişen dünya şartlarında Türkiye ile ilişkilerinin iyileştirme niyetlerinin göz ardı edilemez durumda olmaları, ŞİÖ tam üyeliği kapısını Türkiye’ye açacak gibi görünmektedir. İlk önce Türkiye’nin tam üyelik için başvurması gerekmektedir.


Angela DewanEuan McKirdy and Joe Sterling, Russia: Syria establishes control over eastern Aleppo, http://edition.cnn.com/2016/12/12/middleeast/aleppo-syria-government-gains/ index.html

Anita Sengupta, Myth and Rhetoric of the Turkish Model: Exploring Developmental Alternatives, Springer, 2014.

China to consider Turkey membership of SCO, http://www.globaltimes.cn/content/1019374.shtml

Christina Lin, A New Eurasian Embrace: Turkey Pivots East While China Marches West, Toward Well-Oiled Relations?: China’s Presence in the Middle East following the Arab Spring, Niv Horesh (Ed.), Palgrave Macmillan, 2016,s.30- 47.

Douglas Schoen,Melik Kaylan, Return to Winter: Russia, China, and the New Cold War Against America, Encounter Books, 2015

Emilian Kavalski, Central Asia and the Rise of Normative Powers: Contextualizing the Security Governance of the European Union, China, AND India, Bloomsbury Publishing, 2012,s. 120.

Hillary Clinton, America’s Pacific Century, 2011, http://foreignpolicy.com/2011/10/11/americas-pacific-century/

Ivan Watson, Steven Jiang, Beijing issues travel warning after Turkey protests target Chinese, CNN, 2015, http://edition.cnn.com/2015/07/06/asia/china-turkey-warning/

James Stavridis, Turkey and NATO: What Comes Next Is Messy, Foreign Policy, http://foreignpolicy.com/2016/07/18/turkey-and-nato-what-comes-next-is-messy-coup-erdogan-incirlik-air-base-nuclear-weapons/

Pan Guang, The Development of the Shanghai Cooperation Organization: The Impact on China- U.S Relations in Central Asia, China, The United States, and the Future of Central Asia: U.S.-China Relations, David B.H. Denoon (Ed.),New York University Press, 2015,s.347-365.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
2007 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2010 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Doktorasını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Soğuk Savaş Sonrası Avrupa Birliği-Çin İlişkileri- Tehditler, Fırsatlar, Öneriler başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Asya Pasifik bölgesi, Çin dış politikası, Güney Çin Denizi, Doğu Asya ve Güney Doğu Asya başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır. İngilizce, Almanca ve Çince bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,717TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz