Tarih:

Paylaş:

Türkiye’nin İnsani Diplomasisinin Zaferi: Soçi Zirvesi

Benzer İçerikler

Soçi Mutabakatı, Ankara’da 13 Ağustos 2018 tarihinde 10. Büyükelçiler Konferansı’nda ilan edilen “Girişimci ve İnsani Dış Politika”nın ilk başarısı oldu. Türkiye, İdlib krizinde kamu diplomasisiyle uluslararası toplum ve kamuoyunun desteğini arkasına alarak insani trajediyi önlemeyi amaçlayan insani diplomasi izleyerek büyük bir diplomatik başarı gösterdi.

Rusya, Esad rejimi ve İran destekli milislerin geçtiğimiz ağustos ayından itibaren silahlı muhalif grupların son kalesi durumunda olan İdlib’e yönelik olası büyük çaplı askeri operasyonu, Suriye krizini bir kez daha uluslararası politikanın gündemine getirdiği gibi aynı zamanda uluslararası diplomasi trafiğini de hızlandırmıştır. Öyle ki, İdlib’in sınır hattında olması dolayısıyla bölgede yaşanabilecek insani dram ve milyonlarca mülteci akınından en çok etkilenecek ülke olarak Türkiye, tekrar yoğun bir diplomasi izlemek zorunda kalmıştır. Öncelikle Türkiye, İdlib krizini 7 Eylül 2018 tarihindeki Tahran Zirvesi’nde Astana ekseni içerisinde çözmeye odaklanmış, ancak canlı yayınlanan zirvede Rusya ve İran’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İdlib’de insani trajedinin engellenmesi için ortaya attığı ateşkes çağrısı, bölgedeki silahlı muhalif grupların toplantıda olmaması nedeniyle Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından diplomatik bir dille reddedilmiştir.

Bunun üzerine Astana Süreci’nin dağılacağı ve özellikle de ABD’nin dört gözle beklediği Türk-Rus işbirliğinin sona ereceği düşünülürken Astana aktörleri, mutabakata vardıkları 12 maddelik bildiriyi yayınlayarak Astana Süreci’nin devamını sağlamayı başarabilmişlerdir. Başlangıçta Türkiye’nin ortaya attığı ateşkes çağrısının reddedilmesi, Tahran Zirvesi’nin başarısızlıkla sonuçlandığı izlenimini doğurmuştu. Ancak Türkiye’nin canlı yayındaki zirvede bütün dünyanın gözü önünde ortaya attığı ateşkes çağrısı her ne kadar Rusya ve İran tarafından reddedilse de uluslararası toplum ve kamuoyunda karşılığını bulmuştu. Nitekim canlı yayınlanan zirvede Türkiye, uluslararası toplum nezdinde insani trajediyi engellemek isteyen tek Astana aktörü olarak uluslararası kamuoyunun takdirini kazanmıştır. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Eylül 2018 tarihinde Wall Street Journal’da (WSJ) kaleme aldığı makalesiyle İdlib’de olası büyük çaplı askeri operasyon nedeniyle insani dram ve milyonlarca mülteci akının engellenebilmesi için ateşkes çağrısını bu sefer uluslararası kamuoyuna yaptı. Aynı gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında ABD ve İngiltere’nin hem Tahran Zirvesi’nde hem de WSJ’daki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya attığı ateşkes çağrısının yanında olduklarını beyan etmeleri, Türkiye’nin İdlib diplomasisinde uluslararası toplumun desteğini kazandığını göstermiş oldu.

Bununla da yetinmeyen Türkiye, İdlib krizinde ateşkes sağlayabilmek için Rusya ve İran ikilisine karşı Almanya ve Fransa ile denge oluşturmak maksadıyla Tahran Zirvesi’nden bir hafta sonra 14 Eylül 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın ev sahipliğinde Almanya, Fransa ve Rusya devlet başkanlarının diplomasi başdanışmanları arasında İstanbul’da dörtlü toplantı gerçekleştirmeyi başarmıştır. Aynı gün Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Berlin ziyaretinde Almanya’nın da olası İdlib operasyonu sonrası mülteci akınıyla karşılaşmak istemedikleri yönünde Türkiye’nin politikası yönünde tutum sergilemesi, Rusya’nın Avrupa’nın baskısıyla karşılaşmasına yol açmıştır. Bu bağlamda Türkiye, Rusya ve İran karşısında yanına Almanya ve Fransa’yı alarak Rusya karşısında denge oluşturmuştur. Bu sayede Rusya, Türkiye’nin ateşkes çağrısıyla yönlendirdiği uluslararası toplum ve Avrupa’nın baskısı karşısında Türkiye’nin İdlib tezini kabul etmek zorunda kalmıştır. İşte bu şekilde Türkiye’nin İdlib’te ateşkes çağrısıyla başlattığı insani diplomasisine hem Avrupalı devletlerin hem de uluslararası kamuoyunun desteğini sağlaması, Soçi Zirvesi’nde etkisini göstermiştir.

Türkiye’nin İdlib krizinde Rusya ile ayrıştığı noktada “insani dram ve mülteci krizi odaklı kamu diplomasisi” izleyerek uluslararası toplum ve kamuoyunun desteğini arkasına alması, Tahran Zirvesi’nde gerçekleştiremediği amacını Soçi Zirvesi’nde gerçekleştirmesini sağlamıştır. Bu anlamda Türkiye’nin İdlib diplomasisi, Başkanlık sistemine geçilmesi sonrası Ankara’da 13 Ağustos 2018 tarihinde Büyükelçiler Konferansı’nda ilan edilen “Girişimci ve İnsani Dış Politika” ilkesinin ilk başarısı olarak nitelendirilebilir.

17 Eylül 2018 tarihinde Türkiye ile Rusya arasında gerçekleşen Soçi Zirvesi’nde “İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalanmıştır. Buna göre Suriye’de muhalifler ve rejimin kontrolündeki alanlar arasında silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulması kararlaştırılmıştır. Böylece Türkiye, İdlib’de 15-20 km genişliğindeki silahsızlandırılmış bölgenin oluşturulması görevini üstlenmiştir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin muhalif grupları silah bırakmaya ikna etmek gibi çok zor bir görevi üstlendiği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte aynen Münbiç’te ABD ile Türkiye’nin gerçekleştirdiği gibi İdlib’de de Rusya ve Türkiye, silahsızlandırılmış bölge sınırlarını kontrol amacıyla koordineli devriye faaliyeti yürütecektir.

Ayrıca söz konusu mutabakatla birlikte Suriye’deki muhalifler bulundukları alanlarda kalmaya devam edecektir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin bölgedeki etkinliğinin devamı anlamına gelmektedir. Aksi halde olası İdlib operasyonu ile Türkiye’nin desteklediği muhalif grupların Esad rejimi tarafından bertaraf edilmesi söz konusu olabilecekti. Bu durum Esad rejimini ülkede tek aktör haline getirebilecek bir faktör olduğu gibi aynı zamanda Türkiye’yi Esad’lı yeni Suriye’yi kabul etmek zorunda bırakacaktı.

Mutabakatın en dikkat çeken hükmü ise Türkiye’nin Tahran Bildirisi’nde başaramadığı, terör örgütü PYD/YPG’yi Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine en büyük tehdit olarak gösterebilmesi olmuştur. Mutabakat zaptındaki “Suriye’nin geleceğine yönelik en büyük tehdit, İdlib’den ziyade Fırat’ın doğusundaki PYD/YPG terör örgütleridir” hükmü, doğrudan ABD’ye gönderme niteliğindedir. Bu anlamda ABD’nin Suriye denkleminde istenmeyen ülke olduğu, Rusya ve Türkiye’nin ortak politikası olarak ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda mutabakat zaptında Fırat’ın doğusu ve PYD/YPG’ye vurgu yapılmasının, Türkiye ve Rusya’nın ABD’yi Suriye denkleminde oyun dışı bırakmaya yönelik ortak tavır aldıklarını göstermektedir. Bu gelişmenin, Tahran Zirvesi sonrası Türkiye’nin Rusya ile yürüttüğü işbirliğini bırakıp ABD’ye yöneleceği yönündeki argümanları da çürüttüğü ileri sürülebilir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin Suriye halkını önceleyen insani diplomasisi İdlib’de olası büyük bir insani trajediyi önlemiştir. Aslında Türkiye’nin Suriye’de insani dramı önlemesi yeni bir olgu değildir. Zira daha önce de Halep’teki katliamı önlemek için Türkiye, İdlib krizinde olduğu gibi askeri çözüm yerine siyasi çözüm politikası çerçevesinde yine insani diplomasi izlemişti. Bu anlamda Türkiye’nin Suriye krizinin başından itibaren izlediği siyasi çözüm odaklı politikasının tutarlı bir şekilde devam ettiği söylenebilir. Bu yönüyle Türkiye’nin Suriye halkını ayakta tutmaya yönelik politika izlerken İran ve Rusya’nın ise Esad rejimini ayakta tutmaya yönelik politika izlediği görülmektedir. Bunun neticesinde Türkiye’nin hem kendi topraklarında 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye sahip çıkarak dünyanın insanlık vazifesini üstlenmesi hem de Cerablus, Azez, El-Bab, Afrin ve şimdi de İdlib’de ateşkesi sağlayarak Suriyeli halkların barış içinde yaşamalarına imkân tanıyan “insan odaklı bir politikası” izlemesi, başta Suriyeli halklar nezdinde olmak üzere uluslararası toplum tarafından da kabul görmektedir. Aslında Türkiye’nin Suriye politikası bu anlamda Ankara’nın dünyaya kamu diplomasisiyle anlatacağı en cezbedici hikâyeyi oluşturmaktadır.

Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
Doç. Dr. Muharrem Ekşi, lisans eğitimini 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamlamıştır. 2002 yılında yüksek lisans eğitimi için New York Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları Bölümü'nden kabul almıştır. 2007-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Küresel ve Bölgesel Çalışmalar Anabilim Dalında yüksek lisans yapmıştır. Ardından 2008-2014 yılları arasında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalında "Türkiye’de Kamu Diplomasisi: Ortaya Çıkışı, Kurumsal İnşa Süreci ve Uygulanışı (2002-2013)” başlıklı doktora tezini tamamlayarak Dr. unvanını almıştır. Doktora eğitimi sürecinde Global Strateji Enstitüsü, ORSAM, ASAM, SETA, TBMM gibi kurum ve kuruluşlarda dış politika uzmanı olarak çalıştıktan sonra Yunus Emre Enstitüsü’nde kültürel diplomasi uzmanı olarak da görev yapmıştır. 2011 yılında ABD’de George Washington Üniversitesi Kamu Diplomasisi ve Küresel İletişim Enstitüsünde Misafir Öğretim Üyesi olarak çalışırken aynı zamanda doktora teziyle ilgili Harvard ve New York Üniversitelerinde de araştırmalarda bulunmuştur. 2013 yılında Hindistan’da Jawaharlal Nehru Üniversitesi’nde misafir okutman olarak dersler vermiştir. 2015 yılında Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Dr. Öğr. Üyesi olarak göreve başlayan Ekşi, Aralık 2015 tarihinde Türkiye’de ilk Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni Kırklareli Üniversitesi’nde kurmuş ve Mart 2021 tarihine kadar merkezin müdürlüğünü yürütmüştür. Ekşi, ayrıca Türkiye’de ilk ve tek olan Kamu Diplomasisi Uzaktan Öğretim Tezsiz Yüksek Lisans programını 2021 yılında açarak Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmektedir. 2017 yılından itibaren Uluslararası Siyaset Anabilim Dalı Başkanlığı ve 2019 yılından itibaren de Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı görevini yürütmektedir. 2018 yılında Doçent unvanını alan Ekşi, 05 Ocak 2021 tarihinden itibaren Rektör Danışmanlığı, 11 Şubat 2021 tarihinden itibaren Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevlerini yürütmektedir. 2014 yılında Kamu Diplomasisi ve AK Parti Dönemi Türk Dış Politikası ve 2016 yılında "The Rise and Fall of Soft Power in Turkish Foreign Policy" başlıklı kitapları yayınlanan Ekşi’nin uluslararası, ulusal dergilerde çok sayıda makalesi, çeşitli uluslararası ve ulusal kitap bölüm yazarlığı, kitap editörlüğü, ulusal ve uluslararası dergilerde yayın kurulu üyeliği bulunmaktadır. Ekşi, 2020 yılında ikinci baskı yapan "Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar" başlıklı ders kitabının ve 2021 yılında yayımlanan "Amaç-Araç Sorunsalı: Türkiye’nin Küresel Aktör Olma İddiası" başlıklı eserin editörlüğünü yapmıştır. Son olarak Şubat 2023 yılında diplomasi ders kitabı niteliğinde “Klasik Diplomasiden Kamu Diplomasisine Yeni Yöntem ve Araçlar” başlıklı kitabını Nobel Akademik Yayıncılık'tan yayımlamıştır. Ayrıca 2018 yılından itibaren uluslararası hakemli dergi olan Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi'nin baş editörlüğünü yürütmektedir. Ekşi’nin çalışma alanları; kamu diplomasisi, yumuşak güç, Türk Dış Politikası, Türkiye’nin Orta Doğu politikası ve Türk-Amerikan ilişkileridir.