Türkiye’nin Göle Attığı Taş!

http://mpc-journal.org/blog/2015/02/23/unlike-europe-culture-in-the-middle-east-is-more-ascriptive/

Bu dillerde mevcuttur: English العربية Русский

Gelişmeler, bu yazının başlığına da kaynaklık eden 20 Mart 2018 tarihli Washington Post’ta yer alan analizdeki gibi bir seyir izliyor. Birebir olmasa da, ana hatlarıyla büyük bir benzerlik söz konusu. ABD ve Fransa’dan üst üste gelen farklı açıklamalar, kafa karışıklığını büyük ölçüde ortaya koyan çelişkiler, doğrudan doğruya Türkiye’nin göle attığı bu taş ile yakından ilgili.

Atılan taş, elbette Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikasının askeri boyutuyla birebir ilgili. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından başarıyla yürütülen Afrin Operasyonu/Zeytindalı Harekâtı, bölgedeki mevcut oyunu ve buna göre oluşturulmaya çalışılan dengeyi de büyük ölçüde bozmuş durumda. Türkiye’nin hem Doğu (örneğin Rusya-İran) hem de Batı (örneğin son dönemde ABD-Fransa) bağlamında bir tartışma-kriz odağı olmasının altında da bu husus yatıyor.

Eğer Türkiye bu göle o taşı atmamış olsaydı, bugün “Yeni Ortadoğu” sürecinde söz sahibi etkili bir aktör olamayacaktı. Daha da ötesi, ikinci bir Irak-Suriye pozisyonuna itilecek ve yeni bir paylaşımın adresi olacaktı. Zira Türkiye’nin güneyindeki terör koridoru inşası, bir iç savaşın kilometre taşlarını döşemeyle eşdeğerdi…

Türkiye’nin göle attığı bu taşın yol açtığı dalgalanma elbette sadece askeri boyutla/başarıyla sınırlı değil. Bu müdahalenin zeminini oluşturan diplomasi ve bu bağlamda geliştirilen adı konulmamış de facto ittifaklar da burada oldukça önemli bir yere sahip. Bu da bizi doğrudan doğruya Türkiye-Rusya arasındaki 27 Haziran 2016 tarihli Suriye-Irak’ı (Ortadoğu) merkez/öncelik alan normalleşme sürecine ve sonrasında bunu takip eden 24 Ağustos 2016 tarihli Cerablus Operasyonu’na/Fırat Kalkanı’na götürüyor.

Sonrası malum; Türkiye-Rusya inisiyatifinin büyük ölçüde şekillendiği Moskova görüşmeleri beraberinde “Türkiye-Rusya-İran” üçlüsünü ön plana çıkartan Astana-Soçi’nin zeminini oluşturuyor. Aynı zamanda ABD’nin Suriye politikasındaki belirleyici rolü ile özdeş Cenevre sürecini de fiilen bitiriyor. Ve bu gelişmeyle birlikte ABD’nin çözümsüzlüğe dayanan Suriye-Irak merkezli “Yeni Ortadoğu” projesi de çöküş dönemine giriyor.

Bu arada yeri gelmişken belirtelim; Washington Post’ta “Türkiye Göle Bir Taş Attı, Sudaki Dalgalar Kısa Sürede Dinmeyecek Gibi” alt başlığı içinde yer alan tespitin sahibi Tahrir InstituteforMiddle East Policy’den Hassan Hassan. Hassan, bu tespitini yaparken şu cümleyi de kuruyor: “Washington faaliyetlerini sonlandırmasa da Suriye’de inisiyatif alan bölgesel güçler tarafından sürekli köşeye sıkıştırılıyor.”

ABD’nin İşkembeden Politikası İflas Ederken…

ABD’nin Suriye’de köşeye sıkıştırılması beraberinde şu gerçekliği de ortaya çıkarmıştır: ABD işkembeden sallıyor. ABD’nin bu işkembe durumu aslında Washington Merkezli düşünce kuruluşu Center for a New AmericanSecurity’denNicholasHeras tarafından yine Washington Post’ta yer alan analizde dile getirilmekteydi. Heras, “Afrin krizi ABD’li siyasetçilerin Suriye’de birden fazla işi aynı zamanda yapmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Şu anki durum işkembeden sallama politikasıdır” demekteydi.

Dolayısıyla bu gelişme Türkiye’nin göle attığı taşın yol açtığı dalgalanmanın okyanus ötesinde yol açtığı etkiyi ortaya koyması açısından da önemli. Türkiye’nin buradaki en büyük başarısı, ABD’yi bölgedeki “yeni müttefikleri” (ya da karadaki müttefiki) bağlamında “korkak”, “güvenilmez”, “satan” bir aktör konumuna sokması olmuştur.

Nitekim hem Kuzey Irak hem de Kuzey Suriye bağlamında ABD’ye bel bağlayanlar bugün büyük bir hezimet ve hayal kırıklığı içerisindedirler. ABD, Irak ve Suriye’de ciddi anlamda bir “itibar” kaybına uğramıştır. Daha fazla kayba uğramamak için buna bir nokta koymak zorunda olduğunu görmüştür.

Trump’ın değişen Türkiye politikasının temelinde de bu zorunluluk yatmaktadır. Dolayısıyla Trump, Suriye’den çıkacağız ifadesiyle işkembeden sallama politikasının Suriye ayağının sonunu ilan etmiş gözükmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a tavsiyelerinin ve tepkisinin altında da yine bu husus yer almaktadır.

Ortadoğu Hani Bataklıktı?

Düne kadar Ortadoğu’yu bir bataklık olarak Türkiye’nin önüne koyanların şimdilerde bu bataklığı bir göle benzetmesi de oldukça ilginç. Oysa bize, bizim içimizdekiler dâhil olmak üzere birçok kesim aman bu bataklıktan uzak durun diyordu. Hatta Türkiye’yi Ortadoğu bataklığında sinek avına çıkmış kurbağaya benzetenler bile oldu.

Evet, Türkiye’nin Suriye’ye girişiyle birlikte kavramlar da değişmeye başladı. Oyunun kavramlar bazında bozulması, birçok askeri-stratejik zaferden/kazanımdan daha önemli.

Türkiye bu bağlamda mevcut politikasını devam ettirmek zorunda! Zira bu politika ABD/Batı’yı daha derin krize itmekte. Nitekim NationalInterest’e yazan SethFrantzman bu durumu adeta itiraf ediyor ve şu cümleyi kuruyor: “ABD Suriye’de bir güven kriziyle karşı karşıya. 2017 sonbaharında IŞİD karşıtı operasyonlar nihayete erene kadar iyi giden politikası şimdi sorunlarla karşı karşıya. Türkiye, Rusya, Suriye ve İran Washington’ın Suriye’deki faaliyetlerini sonlandırmasını istiyor.”

Dolayısıyla “sudaki dalgalar kısa sürede dinecek gibi gözükmüyor.” Türkiye’nin ABD’nin tatlı sözlerine, vaatlerine kanmaması, mevcut politikasını sürdürmesi, onun anladığı dilden konuşmaya devam etmesi ve dengeye dayalı aktif dış politika anlayışını hedefine ulaşabildiği ya da en azından sürdürebildiği noktaya kadar sürdürmesi gerekiyor.

Kaynak Milli Gazete
Yazarın diğer yazıları