Türkiye ve Rusya İlişkilerinde Normalleşmeyle Gelen Yeni Dönem

Türkiye ve Rusya ilişkilerinde, yaşanan uçak krizinin ardından gelen normalleşme ile beraber yeni bir dönem başlamıştır. İlişkilerde yeni dönemin normalleşme ile başlamasında etkili olan birkaç önemli faktör saymak mümkündür. Birincisi Türkiye, Avrasya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü konumundadır. Türkiye, Rusya için enerjinin güvenli bir şekilde taşınmasını sağlama potansiyeline sahip önemli bir enerji ortağıdır. Bu potansiyel çerçevesinde Şanghay Enerji Kulübü’nün 2017 Dönem Başkanlığı Türkiye’ye verilmiştir. İkincisi, iki ülkenin de Ortadoğu’da ve uluslararası sistemde tehdit algıladığı alanların ve aktörlerin paralellik göstermesidir. Bu sebeple, iki ülke de bölgesel ve küresel anlamda birbirine ihtiyaç duymakta ve birlikte hareket etmektedir.

Suriye Krizi’nde, Türkiye de Rusya ile beraber çözüm aramaktadır. Rusya ve ABD arasındaki Ukrayna Krizi ve Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, Rusya’nın Batı’nın yaptırımlarından zarar görmesine neden olmuştur. Bu durum, Karadeniz’i NATO ve Rusya için yeni bir gerginlik alanına dönüştürmüştür. NATO üyesi Türkiye’nin 2012 yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) diyalog ortağı olmasıyla beraber tam üye olma isteği de artmıştır. Özellikle İran’ın ŞİÖ’ye gözlemci olması ve ardından tam üye olma fırsatını yakalamamış olması, Türkiye’nin bu isteğini tetiklemiştir.

Rusya ile ilişkilerde yeni dönemin normalleşme ile başlamasında etkili olan faktörlerden üçüncüsü, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin, özellikle Türkiye’de 15 Temmuz tarihinde gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimiyle ciddi bir hasar almış olmasıdır. Rusya bu süreçte Türkiye’nin yanında yer almıştır. Rusya’nın bu tavrı, ilişkilerin normalleşmesine önemli bir katkı sunmuştur. Bununla birlikte AB’nin Türkiye’nin üyeliği sürecine ilgisinin azalması ve aynı şekilde Türkiye’nin de AB üyeliği isteğinin yok olması, Türkiye’ye Batı dışında alternatifler arama imkanını ortaya çıkarmıştır. AB’nin Türkiye’ye ilgisinin azalmasının, Türkiye’den kaynaklanan sebeplerinden öte, en önemli nedeni kendi sorunlarıyla uğraşıyor olmasıdır. İngiltere’nin Birlik’ten ayrılmak için oylama yapması (Brexit) ve çıkan sonuç, mülteci krizi, Avrupa’da hızla yayılan İslam karşıtlığının, milliyetçiliğin ve göçmen karşıtlığının yükselişi; AB için Türkiye’yi ikinci plana itmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de Rusya ile ilişkilerini geliştirme imkanını değerlendirmektedir. S-400 tipi füze satın alınmasına yönelik Rusya ile Türkiye arasındaki görüşmeler devam etmektedir. NATO üyesi ülkeler ve ABD, görüşmelerin sonuçlanmasını dikkatle beklediğinin mesajını vererek henüz net bir tavır sergilememiştir. Bu arada NATO üyesi Bulgaristan, Yunanistan, Slovakya ve Romanya’nın S-300 tipi füzelerinin olduğu ve bu füzeleri NATO ile uyumlu hale getirdikleri bilinmektedir. Türkiye’nin de, Rusya ile anlaşma imzalaması halinde satın alacağı S-400 füzelerin NATO ile uyumlu hale getirmesi beklentisi oluşacak gibi görünmektedir. Bununla birlikte, Şubat ayının başında Karadeniz’de; Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye, ABD, Kanada, İspanya ve Ukrayna’nın katılımıyla “Deniz Kalkanı 2017” tatbikatı gerçekleştirilmiştir. Karadeniz, hem ABD hem de Rusya için önemini artarak korumaktadır.

İlişkiler Rusya ve Türkiye için normalleşmeyle her ne kadar yeni bir dönem içine girmiş olsa da, işbirliğinde anlaşmazlıkların olduğu konular da mevcuttur. 9-10 Mart 2017 tarihlerinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin (ÜDİK) 6. Toplantısı’na katılmak üzere Moskova’ya gerçekleştireceği resmi ziyarette Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bu anlaşmazlıkların da görüşüleceği kesindir. Rusya’nın, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Suriye’deki ateşkesin izlenmesi ve uygulanmasının sağlanması için düzenlenmesine aracılık ettiği görüşmelerde sunduğu anayasa taslağında yer alan kültürel özerklik ve PYD’nin Türk askerine saldırılar düzenlemesi bu anlaşmazlıklardan bazılarıdır. İki ülke arasında, ilk kez insani iletişim kanalları ile bilgi paylaşımını amaçlayan bir memorandum imzalanarak ilişkilerin uçak krizi sonrasındaki haline dönmemesi için çalışmaların titizlikle ve süreklilikle devam ettiği görülmektedir. Türkiye ve Rusya ikili ilişkilerini tamir etmeye çalışırken, aynı zamanda bölgesel ve küresel anlamda sorunları çözme bağlamında işbirliğini arttırmış durumdadır. Suriye Krizi’nde Fırat Kalkanı çerçevesinde beraber hareket eden Rusya ve Türkiye’nin stratejik ittifakı, ticari ilişkilerin ruble ve TL üzerinden ilerletilmesi girişimini de beraberinde getirmiştir.

Son derece kırılgan bir coğrafyada yer alan Türkiye’nin NATO üyesi olduğu için sadece Batılı ülkeler ile işbirliği içinde olması doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Tam bu noktada, ŞİÖ üyeliğini de değerlendirmesi bu açıdan önem kazanmaktadır. Fakat Türkiye’nin aynı zamanda NATO üyeliğinden de vazgeçmesi mümkün değildir. ŞİÖ üyeliği, NATO veya AB üyeliğinin alternatifi olmadığı gibi, Türkiye de ŞİÖ üyeliğini alternatif olarak değerlendirmemektedir. Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesinden stratejik bir ittifaka doğru ilerlenmesinde en önemli girişim; Türkiye’nin, Rusya’nın da güvenlik ve siyasi anlamda önemli gördüğü ŞİÖ’nün tam üyesi olarak örgütün içerisinde yer alması olacaktır. Ortak çıkarlar iki ülkenin dostane ve işbirliğine dayalı ilişkiler geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. İki ülkenin birbirine duyduğu bağımlılık, yaşanan uçak krizini 7 ay gibi kısa bir sürede çözümlenmek durumunda bırakmıştır. Uzun vadede iki ülkenin krizleri devam ettirmesi mümkün değildir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
2007 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2010 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Doktorasını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Soğuk Savaş Sonrası Avrupa Birliği-Çin İlişkileri- Tehditler, Fırsatlar, Öneriler başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Asya Pasifik bölgesi, Çin dış politikası, Güney Çin Denizi, Doğu Asya ve Güney Doğu Asya başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır. İngilizce, Almanca ve Çince bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz