Türkiye-Suudi Arabistan-ABD Üçgeninde Bir Kayıp Ölü Gazeteci

Soğuk Savaş sonrası diplomasi tarihinin kaydettiği en sıra dışı skandallarından birisi olan Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın resmi evrak işleri nedeniyle gittiği vatandaşı olduğu ülkenin İstanbul Başkonsolosluğu’nda kaybolması hadisesi ulusal ve uluslararası kamuoyunun ilgisini çektiği kadar karar alıcıların da gündemini meşgul etmektedir. Bu olayla ilgili gerek Türk basını gerekse yabancı basında yer alan haberler ve siyasetçilerin beyanatları ise bahse konu şahsın konsolosluk binası ya da konsolosun konutunda öldürüldüğüne dair kanaatin kabul görmesine sebebiyet teşkil etmektedir. Olayın gerçekleşmesinden günler sonra 19.10.2018 tarihini 20.10.2018’e bağlayan gece saat 01:05 sularında Suudi Arabistan devlet televizyonu bahse konu gazetecinin öldürüldüğünü kamuoyuna ilan etmesiyle söz konusu kanaat iddia olmaktan çıkmıştır. Olayın adı konulmuştur: (Ne yazık ki) Bir gazeteci vatandaşı olduğu ülkenin başka bir ülkedeki konsolosluk binasında infaz edilmiştir.

Sürecin bu kadar uzaması, birden fazla devletin müdahil olması ve devlet başkanlarının konuyla alakalı görüşmeler yapması kamuoyunun da konuyla ilgilenen araştırmacıların da dikkatlerinden kaçmamaktadır. Bu noktada vurgu yapılması gereken husus ise kimsenin meseleye sıradan bir gazeteci suikastı şeklinde bakmadığı gerçeğidir. Gerek hukuki gerekse insani olarak hiçbir meşruiyeti olmayan gazeteci cinayetlerinin bazı devletler tarafından zaman zaman pek ciddiye alınmadığına dair çok sayıda örnek mevcuttur. Cemal Kaşıkçı’nın gazetecilik hayatı boyunca çalıştığı kurumlar, ilişkide bulunduğu insanlar ve organizasyonlar ile istihbarat servis(ler)iyle münasebetleri de bilinen bir gerçektir. Ancak mesele bir gazetecinin bildiği sırlardan dolayı ortadan kaldırılması şeklinde okunacak kadar basite indirgenmemelidir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya Federasyonu, Avrupa Birliği’nin güçlü devletleri ile Türkiye ve Suudi Arabistan’ın süreçteki tutumları olayın sıradan bir suikasttan ziyade bölgesel hatta küresel ölçekte etkileri olabilecek bir komplo olduğuna dair iddiaları desteklemektedir.

Yukarıdaki paragrafın son cümlesinde de iddia edildiği gibi bölgesel ve(ya) küresel ölçekli bir komplo olarak tasarlanan oyunun kurbanı rolündeki Kaşıkçı ile ilgili olarak üç ana aktörün attığı veya atacağı adımların ve aldığı veya alacağı kararların dikkate alınması önem arz etmektedir. Bu üç ana aktör Suudi Arabistan, Türkiye ve ABD’dir. Bunların yanı sıra Rusya Federasyonu ve İran da dikkatle gözlemlenmesi gereken yardımcı/tali oyuncular rolünde yer almaktadır. Bu bağlamda ilk olarak ana oyuncu-yardımcı/tali oyuncu ayrımının hangi kriter üzerinden yapıldığını açıklamak gerekmektedir.

Türkiye ve Suudi Arabistan’ın meselenin hem politik hem de hukuki boyutu bakımından ana oyuncu olduğu noktasında herhangi bir farklı görüş ortaya atmak mümkün değildir. Meseleye Suudi Arabistan perspektifinden bakıldığında; bir vatandaşının başka bir ülkedeki konsolosluk binası içerisinde öldürülmüş olması meseleyi hem iç hukuk hem de dış politika sorunu yapmaktadır. Türkiye ise olayın gerçekleştiği konsolosluğun bulunduğu devlettir. Dolayısıyla Türkiye 24 Nisan 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesine göre kabul eden devlettir. Bu noktada mesele Türkiye açısından bir iç hukuk problemi niteliği taşımasa da Ankara’yı dış politika açısından ciddi bir krizin içine itmiştir. Söz konusu iki ülke olayın doğrudan muhatabı olmaları açısından ana aktör rolündelerdir.  Diğer taraftan yazılı ve görsel basından da rahatlıkla takip edileceği üzere hadiseye ilişkin çok sayıda devletin çeşitli nedenler ya da hassasiyetlerden ötürü açıklamalar yaptığına tanıklık edilmiştir. Ancak özellikle Avrupa Birliği (AB) üyesi devletlerin açıklamaları meselenin pratiğinden ziyade değerler üzerinden ilkesel bir duruştur. İran sessiz kalmayı ve süreci takip etmeyi tercih ederken Rusya ise siyasi mesajlar içeren birtakım açıklamalar yapmıştır.

Olayın doğrudan muhatabı olmayan devletlerin daha çok süreci takip etmeyi ve diplomatik kurallar ile evrensel hukuk ilkeleri üzerinden meseleyi tartışmalarına karşın ABD hadiseye doğrudan müdahil olmaya çalışmaktadır. Bu minvalde Devlet Başkanı, Dışişleri Bakanlığı ve Yasama organı çeşitli açıklamalar yapmakta ve girişimlerde bulunulmaktadır.

Washington yönetiminin Kaşıkçı cinayeti ile ilgili olarak izlediği stratejiyi ele almadan önce söz konusu gazetecinin ABD açısından ne ifade ettiğini tartışmak gerekmektedir. Öncelikle Kaşıkçı üniversite eğitimini ABD’de tamamlamış bir isimdir. Suudi Arabistan’ın devlet aygıtının mantığı ve işleyişi göz önüne ile Kaşıkçı ailesinin pozisyonu göz önüne alındığında şahsın üniversite eğitimindeki tercihi tesadüfü bir durum olarak durmamaktadır. Ardından ülkesine dönen gazeteci çeşitli basın kuruluşlarında çalışmışsa da ABD ile hep dinamik ilişkilere sahip olmuştur. New York Times gibi ABD’nin en önemli yayın kuruluşlarında makaleleri yayımlanan Kaşıkçı, El-Kaide lideri Usame bin Ladin’den Müslüman Kardeşler’e kadar geniş bir yelpazede kimilerine göre siyasi kimilerine göreyse terörist organizasyonlarla temas kurabilme yeteneğine sahipti. Kaşıkçı’nın bir diğer özelliği ise ABD’nin küresel düşman olarak tanımladığı “Radikal İslam” yerine “Ilımlı İslam”ı savunmasıydı. Bu politik tercihi de Washington ile Kaşıkçı’yı dolaylı bir ittifak içerisine sokmuştu.

ABD açısından sıradan bir gazeteci olmaktan çok daha fazla anlam içeren Cemal Kaşıkçı ismi, Suudi Arabistan’da iktidarı elinde tutan aileyle de girift ilişkilere sahipti. Söz konusu Suud yönetiminin veya ailenin yekpare olmadığı konuyla ilgili herkesin malumu olduğu bir gerçektir. İktidar mücadelesinin zaman zaman kanlı hesaplaşmalara döndüğü Suudi Arabistan’da son birkaç yılda yaşanan siyasi gerilim ve iktidar hesaplaması ise her türlü enstrümana ve yönteme başvurulmasını kuvvetli ihtimal kılmaktadır. Bu bağlamda Kaşıkçı iktidarı elinde toplamaya çalışan ve Batı ile ilişkilere önem veren bir siyasi karakter imajı çizen Veliaht Prens Muhammed bin Selman için muhalif isim olan Prens El Velid bin Talal ile yakın ilişkilere sahipti. Hatta Talal’ın basın kuruluşunun en üst yönetiminde görev almıştı. Toparlamak gerekirse Kaşıkçı; Suudi Arabistan’da kurulu düzenin bir parçası olan, zaman zaman bu devlet için gazetecilik faaliyetlerini aşan görevleri icra eden ama son dönemde ailenin rejimi yöneten grubu ile ilişkileri bozulan ve aile içi muhalefette yer almaktaydı. Buna karşın başta ABD ve İngiltere (Türkiye’de bu listeye dahil) olmak üzere Batı ile iyi ilişkilere sahip ve ABD’de yaşayan aynı zamanda söz konusu ülkenin en önemli gazetelerinde yazan bir entelektüeldi.

Gerek gazetecilik ve zaman zaman gazeteciliği aşan faaliyetleri gerekse politik konumu ve tercihlerinden dolayı Kaşıkçı’nın öldürülmesi hem Suud yönetiminin hem de bölge jeopolitiği üzerinden hesaplaşan devletlerin başvuracağı bir yöntem olabilir. Hatta bir adım ötesinde denkleme dahil olan devletlerin istihbarat kurumlarının ortak bir operasyonu da olabilir. Bu ihtimallerden hareketle üç seçenek üzerinde kafa yorulabilir.

  1. Adi bir cinayete kurban gitmesi ihtimali: Konsoloslukta plansız bir şekilde gerçekleşen tartışmanın neticesinde ölmüş veya öldürülmüş olabilir.
  2. İktidar mücadelesine kurban gitmesi ihtimali: Geçmişte ifa etmiş olduğu istihbarat faaliyetlerinden dolayı çok fazla bilgi ve belgeye sahip olabilirdi. Bununla birlikte Suudi Arabistan’da iktidar mücadelesinde muhalif kanatta yer almaktaydı. Dolayısıyla genç Veliaht Prens Selman için bir tehdit unsuruydu ve bu nedenle ortadan kaldırılmış olabilir.
  3. Uluslararası politik rekabete kurban gitmesi ihtimali: ABD’nin son dönemde İran ve Rusya’ya yönelik yaptırım kararları dikkate alındığında Suudi Arabistan yönetiminden petrol fiyatlarını manipüle etmesine dair bir beklentisi olduğu şeklinde kuvvetli göstergeler mevcuttur. Bu kapsamda Suudi yönetiminin Washington’un bu talebine sıcak bakmaması Kaşıkçı cinayeti üzerinden Suud rejimini köşeye sıkıştırmak olabilir.

Bu ihtimal üzerinden gelişmeler okunduğunda Kaşıkçı’nın konsolosluğa giderken nişanlısına belli bir saate kadar dışarı çıkmaması halinde (isim zikrederek) Türk yetkililere haber verilmesini istemesi, bu tarihlerde Türkiye’ye gelen Suud istihbaratçılar, konsolosluk binasının kameralarının çalışmaması gibi ilginç durumlar, Riyad yönetiminin olayın üstünü kapatmaya çalışması, Washington yönetiminin sert tutumu dikkate alındığında birinci seçeneğin kesinlikle geçersiz olduğu kesin ileri sürebilir. ABD Başkanı Donald Trump’ın olaya dahil olmak istemesi ve kabul görülürse istihbarat kurumlarının ortak çalışmasını talep etmesi ile CIA eski Başkanı olan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bir heyetle Suudi Arabistan ve Türkiye’ye gelmesi gelişmeleriyle birlikte Suudi Arabistan yönetiminin olayı ört-bas etme çabası bizleri ikinci ve üçüncü ihtimallerin birlikte geçerli olduğu bir suikast sonucuna götürmektedir.

Yukarıdakilere ek olarak ABD’nin bölge stratejisiyle tam anlamıyla uyuşmayan bir politika tercihinde bulunan Türkiye’de olayın gerçekleşmesi de manidardır. Suudi Arabistan ile Türkiye ilişkilerinin çeşitli meselelerden dolayı pek iyi olmadığı göz önüne alındığında ABD istihbaratı bu iki ülke arasında bir krizi derinleştirerek aktörleri yalnızlaştırmak ve öteki üzerinden tehdit etmek suretiyle daha fazla kendisine yakın çizgiye çekmek istemektedir. Kazananın kim olduğu sorusunun tartışmalı olduğu ama en azından kaybedenin İran olmadığı bu suikast bağlamında Tahran’ın sessizliği ve Rusya’nın ABD’yi işaret eden açıklamaları ise Kaşıkçı’nın sadece bir şeyler bildiği için öldürülmüş veya iç siyasi rekabete kurban edilmiş olma ihtimalini çok desteklememektedir. Bütün bu anlatılanlardan hareketle Kaşıkçı’nın birden fazla aktörün (devlet veya istihbarat kurumlarının) oydaşması neticesinde bölge jeopolitiğindeki rekabete kurban edildiği iddia edilebilir. Aktörlerin kimler olduğu ise önümüzdeki süreçte hem hukuki hem de siyasi bir tartışma konusu olacaktır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Kadir Ertaç ÇELİK
Kadir Ertaç ÇELİK
ANKASAM ABD-Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,800BeğenenlerBeğen
110TakipçilerTakip Et
1,738TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz