Türkiye-NATO: Yolun Sonu mu?

4 Nisan 2019 Perşembe günü Washington’da gerçekleşen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın hemen ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkan Yardımcısı Mike Pence’in yapmış olduğu açıklamalar, ABD ile Türkiye arasında F-35 ve S-400 meselesi üzerinden devam eden gerilimi başka bir boyuta taşıdı. “Türkiye’nin Rusya’dan S-400 almakla NATO ortaklığı arasında seçim yapması gerektiğini” söyleyen Pence’in bu açıklamaları sonrası Türkiye-NATO ilişkilerinin geleceği yeniden gündeme geldi.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Türkiye-NATO ilişkilerinin geleceğini ve bu bağlamda Washington ile Ankara arasında son dönemde giderek derinleşen F-35 ve S-400 krizlerini değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. İlter TURAN (Bilgi Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Prof. Dr. İlter Turan, NATO ve ABD’nin tavırlarının tamamen eşdeğer tutulmaması gerektiğini belirterek, “ABD ile NATO’nun, Avrupalı üye ülkeler arasında da süregelen muhtelif anlaşmazlıkları vardır. Bununla birlikte hem ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in hem de Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın karşılıklı beyanları iki tarafın da olmazsa olmazlarını ortaya koymaktadır. Belki bu da ileriki dönemlerde yapılacak bir müzakerenin sinyalini vermektedir” dedi.

Türkiye’nin NATO’dan ihraç edilmesinin olası olmadığını ve Türkiye’yi örgütten ihraç edecek herhangi bir mekanizmanın varlığından da bahsedilemeyeceğini söyleyen Turan, “İhraç etmek söz konusu değildir. Fakat ihraç edilmesine gerek kalmaksızın NATO üyelerinin ortak çalışmalarından ve işlerinden istihbarat paylaşımına kadar birçok konudan mahrum tutulabilir. Hatta NATO’da bulunan elçimizle muhabbete dayalı ilişki dahi kesilebilir” dedi.

Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, ABD Başkan Yardımcı Mike Pence’in açıklamasına bakıldığında, ABD’nin Türkiye’ye hiçbir bir şekilde empatiyle yaklaşmadığının görüldüğünü söyledi. Bu açıklama ve tavırla birlikte ABD’nin Türkiye’yi bir tercih ve açmazlarla karşı karşıya bıraktığını belirten Özülker, “Türkiye savunmasını güçlü tutmak zorundadır. ABD bizim NATO müttefikimizdir. Dolayısıyla bize destek çıkmasını doğal olarak bekleriz. Fakat Washington, destek çıkmanın aksine bizi zorlayıcı tavırlar içerisindedir” yorumunda bulundu. Amerika’nın kendisine her zaman biat edilmesi gerektiği yönünde bir düşüncesinin olduğunu söyleyen Özülker, Türkiye’nin bu sebepten dolayı S-400’lere yöneldiğini belirtti.

Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400 meselesinden kaynaklanan gerginliğin Türkiye-NATO ilişkileri bağlamında ihraç edilme seviyesine kadar asla gelmeyeceğini belirten Özülker, “Türkiye, asla ve asla NATO’dan ihraç edilemez. NATO’dan çıkmak, ancak bir ülkenin kendi isteği doğrultusunda gerçekleşir. Bir ülke herhangi bir neden ortaya koyarak bir başka ülkeyi örgütten attıramaz” dedi. Amerika’nın NATO kapsamındaki sıkıntısının sadece Türkiye olmadığının altını çizen Emekli Büyükelçi, “Trump, göreve geldiği günden itibaren bizzat NATO’yu sıkıştırma içerisindedir. Hatta Avrupa, bundan kaynaklı olarak Amerika’ya artık ne kadar güvenebileceğini sorgulama ve kendi güvenlik sistemini kurma noktasına gelmiştir” diye konuştu.

Rusların Türkiye’yi hem Amerika’dan hem de NATO’dan uzaklaştırma ihtimalini düşünerek S-400’lere onay vermiş olabileceğini belirten Özülker, “Eğer bu ihtimal giderek büyürse Rusya kazanacaktır. Bunun için (Rusya) füze sistemleri konusunda Türkiye’yi teşvik ediyor ve aceleci davranıyor. ABD ise uyguladığı bu tehditkâr politikalarla, kendi elleriyle Türkiye’yi Rusya’nın yanına itiyor. Türkiye yönünden olay bir ‘sakal-bıyık’ mevzusuna dönüşmüştür” dedi.

Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)

Prof. Dr. Sencer İmer, NATO’nun kuruluşunun 70. yıldönümü vesilesiyle gerçekleşen zirvenin normal şartlarda liderler düzeyinde yapılması gerekirken Dışişleri Bakanları düzeyinde gerçekleştiğini ve bunun sebebinin de ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO üyesi ülkelere karşı kullandığı açıklamalar olduğunu belirtti. “Liderler düzeyinde gerçekleşseydi zirvede tartışma çıkması olasıydı” diyen İmer, sözlerinin devamında “NATO’nun ruhuna aykırı olan hareketlerin en başta ABD tarafından yapılmaması gerekiyor. Eğer ABD Türkiye’nin müttefikiyse ve Türkiye’nin güvenliği burada söz konusuysa ABD’nin hiçbir şey demeye hakkı yok” diye konuştu.

Rusya’dan alınması planlanan S-400’lere ilişkin olarak İmer, “Biz başta ABD olmak üzere birçok ülkeden savunma füzeleri talep ettik, bunları talep ederken teknolojilerini de istedik. Fakat ABD, buna yanaşmadı. Rusya’nın ise bize verdiği füze sistemleri hem daha iyi hem de füze sistemlerini teknolojisiyle birlikte veriyor. Türkiye de her ülke gibi güvenliğini ve savunmasını düşünmek zorunda, bu yüzden Türkiye’nin S-400 almasına ilişkin bir sorun yok” değerlendirmesinde bulundu. NATO üyeleri içerisinde Türkiye’den başka savunma füzelerine sahip olan birçok ülkenin bulunduğunu belirten İmer, ABD’nin bu ülkelere karşı herhangi bir olumsuz tutumunun olmadığını, fakat iş Türkiye’ye gelince hakaret ve tehdit söylemlerinden kaçınmadığını söyledi. Ayrıca İmer, Mike Pence tarafından yapılan açıklamanın herhangi bir mantıksal açıklamasının bulunmadığını ve Türkiye’nin hiçbir seçim yapmak zorunda olmadığını açıkladı.

Washington’daki toplantı esnasında NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımına ilişkin yapmış olduğu, “Hangi silahı alacağı her NATO müttefiki ülkenin kendi ulusal kararıdır” şeklindeki açıklamasının yerinde bir açıklama olduğuna değinen İmer, “Şu anki genel sekreter NATO’nun nasıl bir yapıya sahip olduğunu çok iyi bilen birisidir. Dolayısıyla gereken cevabı bizzat vermiştir” dedi.

Prof. Dr. Mustafa KİBAROĞLU (MEF Üniversitesi-İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı)

Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Washington’da gerçekleşen NATO Dışişleri Bakanları toplantısından sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ‘Türkiye, tercihini uzun yıllar önce yapmıştı, stratejik hedeflerinde bir değişiklik yoktur ve bu bir tartışma konusu değildir’ şeklinde bir açıklaması oldu. Ben tamamen Mevlüt Çavuşoğlu’nun dediklerine katılıyorum” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO üyeliğinin, Türkiye tarafından tartışmaya açılacak bir boyutunun olmadığını belirten Kibaroğlu, “Herhangi bir ülkenin Türkiye’ye NATO üyeliği konusunda fikir verme gibi bir hakkı yoktur. NATO tarihine de baktığımızda her ülkenin bazı eleştirilere tabi olduğu görülür. Bu, yapılan eleştirilerin haklı olduğunu göstermez. ABD yetkililerinin söylediklerinin anlamlı olmadığı aşikârdır” diye konuştu.

Rusya ile yapılan S-400 anlaşmasına da değinen Kibaroğlu, “Türkiye, Rusya ile yapılan anlaşmadan geri dönüşün olmadığının defalarca altını çizdi. Amerika bu konuda hala ısrar etmeye devam ediyor. ABD, Almanya’yı da Rusya’dan doğal gaz alarak NATO ve Batı Bloku’nu zarara uğratmakla suçlamıştı. Bu suçlamalar, olaylara sadece kendi açılarından bakmaya alışık olmalarından kaynaklanıyor” yorumunda bulundu. Son olarak Kibaroğlu, “Türkiye, NATO içerisinde görevlerini ve sorumluluklarını layıkıyla yerine getiren ülkelerin başında gelmektedir. Kimsenin Türkiye’ye ders verme hakkı yoktur; aksine Türkiye’nin örgüt ülkelerine ders vermesi lazımdır. Türkiye tercihini yapmış ve NATO içerisindeki prestijini ve konumunu devam ettirmek isteyen bir ülkedir. Bu kapsamda da, NATO’dan ayrılma konusu tartışmaya kapalı bir konudur” dedi.

Ediz Ekinci (Birleşmiş Milletler Eski Askeri Danışmanı)

Ediz Ekinci, ABD ile Türkiye arasında son yıllarda giderek artan gerilimin temelinde yatan sebebin her şeyden önce NATO’nun kuruluş gerekçesinin giderek ortadan kalkması olduğunu söyledi. Ekinci, “Değişen siyasi/güvenlik ortamı, NATO müttefikleri arasında tehdit tanımlamalarının farklılaşması gibi bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Özellikle Batı’da İslam üzerinden yeni tehdit tanımlarının yapılması, Türkiye’yi NATO’daki müttefiklerinden belirli alanlarda kısmen ayırmıştır. Bu ayrılık NATO içerisinde zaman zaman çok belirgin olmuştur. Bilhassa siyasi ve askeri karar süreçlerinde son on yıldır Türkiye, NATO’nun terimiyle ‘Single-out’, yani ayrı düşmüştür” dedi.

Ayrı düştüğü süreçte NATO’nun, Türkiye’nin Ortadoğu ve Güney Asya’daki göreceli etkisini sonuna kadar kullanırken siyasi ve stratejik düzeyde Türkiye’nin kaygılarını neredeyse görmezden geldiğini belirten Ekinci, “Örneğin, Afganistan’da Kabil Bölge Komutanlığı’nın yıllardır Türkiye’nin sorumluluğunda olmasının getirdiği büyük katkılardan istifade eden NATO ve ABD, diğer taraftan Türkiye’nin Suriye’den kaynaklı tehdit değerlendirmelerini dikkate almamaktadır. NATO’nun başat gücü ABD, Türkiye’nin S-400 Hava Savunma Sistemi’ni tedarik etmeye zorlayan faktörlerin büyük oranda kendisinden kaynaklandığına bakmaksızın basitçe ve tabiri yerindeyse hoyratça tehdit yöntemi kullanmaktadır” dedi.

Ekinci, “Türkiye tarafından asıl sorgulanması gereken nokta, ABD’nin öncelikle Çin’e karşı küresel mücadelesinde ve Ortadoğu’daki bölgesel liderlik konusunda Türkiye’ye olan vazgeçilmez ihtiyacına karşın, nasıl ve neden bu kadar cüretkâr tehdit ve söylemlere yeltenebiliyor oluşudur” dedi. Bu sorgulamanın ardından milli güç unsurlarımızda gerekli düzenleme ve gerekirse yeniden teşkilatlanmanın yapılması gerektiğini belirten Ekinci, “NATO’ya üyeliğimizden bu yana ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilere bakıldığında, ilişkilerin dostane olarak tanımlanması belirli şartlara tabidir. ABD’nin küresel politikalarıyla uyum derecesine bağlı olarak iniş çıkışlı bir seyir izlediği görülmektedir. Eğer bu ilişkileri dostane olarak tanımlamak istiyorsak, ne zaman, nerede ve nasıl kullanılacağını iyi hesaplamamız ve ayrıca bunları süratle geliştirmemiz gerekmektedir” dedi.

Türkiye’nin NATO’dan çıkarılmasının söz konusu olmayacağını belirten Ekinci, “NATO’nun kuruluş sözleşmesinde herhangi bir ülkeyi üyelikten çıkarma gibi bir mekanizması bulunmamaktadır. Ancak, birtakım incelikli yöntemlerle veya ikincil mekanizmalarla bazı üyelerin etkinliklerinin zayıflatılması gibi metotlara başvurulabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Timur AKHMETOV (Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi-Araştırmacı)

Timur Akhmetov, NATO’nun kendisine üye olan 29 ülkeyi temsil ettiğini fakat Amerika’nın hala örgütün güvenlik garantörlüğünü üstlendiğini belirterek, “Bugün Türkiye’nin, askeri-teknik işbirliği konusunda bariz bir sorunu yoktur. Sorunun Avrupa ülkelerinden kaynaklanan bir sorun olduğu açıkça ortadadır. Türkiye için ittifaktan ayrılmak öncelikli değildir. Türkiye tarafından bakıldığında, siyasi elitlerin ve nüfusun büyük çoğunluğunun görüşleri, ülke savunmasında NATO’nun pozitif bir rol oynadığı yönündedir” şeklinde değerlendirdi.

Akhmetov, “ABD ile Türkiye arasında yaşanan S-400 ve buna bağlı olarak F-35 krizinde yaşanan görüş ayrılığının temel sebebi, müttefik ilişkilerinde Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana gerçekleşen köklü değişimler ve bunun uluslararası arenada nasıl görünmesi gerektiğine dair tarafların yaşadığı anlaşmazlıktır. Amerikan elitleri, yeni dünya düzeninde çok kutupluluğun ortaya çıkmasını kabul edemezler. Türkiye ise Rusya konusu da dahil olmak üzere birçok hususta, daha pragmatik ve gerçekçi yaklaşımları gütmeye çalışıyor. S-400 sistemleri bu bağlamda Türkiye’nin konumunu sabitleştirmek için en etkin siyasi araçtır” dedi.

Celal KAZDAĞLI (Gazeteci-Yazar)

Gazeteci Celal Kazdağlı, NATO’nun kendi içerisinde sıkıntılı bir süreçten geçtiğini ve bir bütünlük oluşturamadığını belirterek bir meşruiyet sorunu yaşadığını ve görevini devam ettirebilme konusunda endişelerinin olduğunu söyledi. Kazdağlı, “NATO, Türkiye gibi askeri gücü çok güçlü olan bir ülkeyi dışarıda bırakarak yoluna devam edemez. Varlığını sürdürecekse Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye, NATO’nun neredeyse kurulduğundan beri üyesidir. Bütün savunma sistemini NATO konseptine göre düzenlemiştir. Eğer NATO, kendi içerisinde problem yaşıyorsa, görevinin devam edip etmeyeceği konusunda belirsizliklere sahipse Türkiye, kendi güvenliği için yeni bir arayış başlatma hakkına sahiptir. Türkiye NATO üyesidir; fakat NATO’ya teslim değildir” dedi.

ABD tarafından yapılan açıklamanın, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumdan yararlanılarak ‘zaten bize muhtaçlar’ düşüncesiyle yapıldığını belirten Kazdağlı, “Ne ABD ne de NATO Türkiye’den vazgeçemez. Türkiye’nin S-400 bağlamındaki bu sıkıntılı sürecinden faydalanıp, Türkiye’yi dize getirmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin buna direnmesi lazım. Şu anda Türkiye’nin NATO’dan çıkması söz konusu olamaz. Türkiye, uluslararası her kurumda varlığını sürdürmeli, ama kendi bağımsızlığının müdafaası için ihtiyaç duyduğu başka bağlantıları kurmaktan da çekinmemelidir. Bu NATO ile çelişen bir durum değildir” dedi.

NATO ittifakının eskisi gibi olmadığını ve ABD’nin NATO üzerindeki hakimiyetinin açık bir şekilde görüldüğüne dikkat çeken Kazdağlı, “Amerika’nın her ne kadar NATO’ya karşı hakimiyetinin yüksek olduğu bilinse de NATO tam anlamıyla ABD’nin kontrolünde değil. NATO ile yaşanan problem Türkiye ve Amerika arasında bir probleme dönüşebilir, bu doğru. Yine Amerika’nın Türkiye ile yaşadığı bir problem Türkiye-NATO ilişkileri kapsamında da önümüze çıkabilir. Bu günümüzde kaçınılmazdır” dedi.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,025BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,622TakipçiTakip Et
272AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz