Türkiye-İran İlişkilerinde Afrin Operasyonu

Türkiye’nin Afrin’deki terör odaklarına yönelik Zeytin Dalı Operasyonu’na girişmesinden bu yana İran medyasında Türkiye’ye yönelik olumsuz eleştiriler yapılmakta ve Ankara’yı karalamaya dönük yorumlar yer almaktadır. Öyle ki İran Hükümeti’nden yapılan açıklamalar dahi İran medyasında çarpıtılmaktadır.

Buna karşılık benzer bir tepkinin, Esad/İran’a ait milis güçlerin Demokratik Birlik Partisi (PYD)/Kürdistan İşçi Partisi (PKK) terör örgütünü desteklemek üzere Afrin’e ilerlemesi sonrası neden Türkiye Hükümeti ve medya kuruluşları tarafından verilmediği soru işaretidir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili açıklamasında, bu eylemlerin Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) terör örgütünün kendi başlarına aldıkları kararlar olduğunu söyleyerek aslında işin içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) de dahil olduğu başka hesapların olabileceğini, bu sebeple İran-Rusya-Türkiye ittifakına hala güvendiğini ve bunun bir yanlış anlaşılmadan ibaret olmasını umduğunu ya da olayı kısa süreli yanlış bir adım olarak gördüğünü vurgulamıştır. Lakin Türkiye, ABD’nin bölgedeki vekil unsurları olası bir “Türkiye-İran savaşı” çıkarmak için kışkırttığının farkındadır. Bu doğrultuda İran’ın Şii milisleri bu oyuna gelmek için oldukça elverişlidir. Dahası, Afrin’deki Türk varlığından rahatsız olan İran Hükümeti de bunu kaçırılmayacak bir fırsat olarak görmektedir.

Bu noktada Tahran’ın Astana öncesi Türkiye’yi İdlib’ten atmak için terör örgütü PYD’yle anlaşmanın yollarını aradığını da hatırlatmak gerekir. 2016 yılının aralık ayında “Moskova Mutabakatı” öncesi uzunca bir dönem hem Rusya hem de İran, terör örgütü PYD’yi kendi eksenlerine dahil etmek için uzunca bir dönem çaba sarf etmişti. Günümüzde gelinen nokta ise şu şekildedir: Rusya, terör örgütü PYD içerisindeki ABD yanlılarını Afrin’e yollamayı planlamaktadır.[1] Benzer şekilde ABD de PYD içerisindeki Rusya yanlılarını ve İran ise İsrail-ABD yanlılarını tasfiye etmek için Türkiye’nin cephe hattına sürmeyi amaçlamaktadır.[2] Böylelikle Rusya-ABD-İran arasında PYD/PKK’yi kazanmak için gerçekleşen güç mücadelesi yeniden kızışmaktadır.

Tahran Hükümeti ve Esad rejimi, uzunca bir dönem PYD’ye ve hatta Devlet’ül Irak ve’ş Şam (DEAŞ)’a karşı harekete geçmemiş ve birinci öncelikleri muhalifler olmuştur. Fakat Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu’na başlaması üzerine Esad/İran güçleri, Türkiye’nin daha güneye inmesini engellemek adına DEAŞ’a karşı savaş açarak Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerinin önünü kesmeye çalışmışlardır. O dönemde Tahran’ın Suriye’nin kuzeyindeki hattı, Akdeniz’e ulaşmak için bir koridor olarak kullanmaya çalıştığı sıklıkla vurgulanmıştır. Günümüzde ise İran, hedefine ulaşmak bir yana Türkiye’nin Afrin’deki operasyonuyla Suriye’de daha da geri plana itilmiştir. Buna göre Suriye’deki etkinlikleri bakımından daha önce Rusya, İran ve Türkiye sıralaması yapılırken, artık Rusya’dan sonra Türkiye gelmekte ve İran en sonda sıralanmaktadır. ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü PYD/PKK üzerinden elde ettiği geçici etkinlik ise Rusya-Suriye/İran-Türkiye işbirliğinde temizlenmesi sonrası sona erecektir.

Dolayısıyla Fırat’ın doğusundaki ABD-PYD/PKK varlığı Türkiye-İran arasında yeni bir mücadelenin sahnesi olacak gibi durmaktadır. Lakin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Türkiye’ye Fırat’ın doğusunda işbirliği yapmayı teklif etmesi[3] bunun göstergesidir.

İran’ın en büyük endişesi Türkiye’nin Suriye’de kuracağı etkinliktir. Zira, ÖSO muhaliflerinin Türkiye’nin desteğiyle cephede elde ettiği başarılar, siyasi arenada Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın karşısında elde edilecek kazanımların habercisi olmaktadır

İran şüphesiz, Türkiye’nin yardımıyla özgürleştirilen topraklara geri dönen Suriyelilerin seçimlerde kullanacağı oyların Esad’ın iktidardan düşmesine neden olacağını bilmektedir. Diğer taraftan (İdlip dahil olmak üzere Suriye’nin kuzeyindeki) bu toprakların İran/Esad güçlerince ele geçirilmesi halinde seçimlerin eskiden olduğu gibi manipüle edilerek Esad’ın iktidarda kalması ihtimali doğmaktadır. İran da buna çalışmaktadır.

İran, Suriye’nin kuzeyinde tutunabilmek adına, yine kendi danışmanlığıyla kurulan Suriye’ye ait Ulusal Savunma Güçleri milislerine, aynı Irak’ta Haşdi Şabi yapılanmasında olduğu gibi Sünnileri ve hatta Kürtleri dahil etmeyi planlamaktadır. Bu kapsamda terör örgütü PYD içerisindeki ABD/İsrail işbirlikçilerini tasfiye ederek İran güdümünde bir oluşuma dahil etmeyi amaçlayabilir. İran, herhangi bir Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ülkenin ne Suriye’de ne de Irak’ta etkinlik kurmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Bu konuda Irak Başbakanı Haydar el-İbadi: “NATO’nun Irak topraklarını İran aleyhinde kullanmasına izin vermeyeceğiz”[4] açıklamasıyla adeta İran’ın kaygılarını dile getirmiştir.

Tüm bu hamlelere rağmen Türkiye, Astana Müzakereleriyle başlayan ve Soçi Zirveleriyle hız kazanan Ankara-Tahran-Moskova işbirliğini sürdürmekte kararlıdır. Türkiye, Irak’taki Musul Operasyonu ve Başika Krizi’nde olduğu gibi İran’ın Şii milislerinin DEAŞ’la eşdeğer olduğunu vurgulayan ve Pers yayılmacılığına dikkat çeken açıklamalar yapmaktan kaçınmaktadır. Fakat Suriye’deki benzer tehlikenin de farkındadır. Buna rağmen Ankara, önemli bir tutunma noktası elde ettiği Suriye’deki İdlib çatışmasızlık bölgesinde İran ve Rusya’nın gözlem noktaları kurmalarına da karşı çıkmamaktadır. Diğer taraftan Afrin’de PYD terör örgütüne destek vermeleri halinde Esad/İran milislerini doğrudan hedef alacağını çekinmeden vurgulamaktadır.

Ankara, şüphesiz Zeytin Dalı Operasyonu’nu boşa çıkartacak ABD-Esad-İran-Rusya eksenindeki komplolara sert bir şekilde karşı koyacak ve bunları bertaraf etmeye çalışacaktır. Daha geniş bir bakış açısıyla; Rusya ve İran, Türkiye’yi Şam rejimiyle birlikte çalışmaya zorlamakta, ancak uygulamada kullandıkları yöntem yeni bir çatışma riskini doğurmaktadır. Rusya, terör örgütü PYD’yi Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne dahil etmeye çalışmaktaydı. Bu bağlamda İran’ın da PYD’ye bakışını değiştirmesi ve onları Suriye Ulusal Savunma Güçleri’ne dahil etmeye çalışması ihtimal dahilindedir.

Türkiye-İran ilişkilerinde 15 Temmuz sonrası başlayan yakınlaşma, 2016 yılının aralık ayında ABD işbirliğindeki Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) komplosuna karşı Türkiye-Rusya-İran liderliğindeki Moskova mutabakatıyla güç kazanmış ikili ilişkiler, Astana Görüşmeleriyle uzlaşı ve işbirliği zeminine oturtulmuştur. 2017 yılının ilk üç ayı, Türkiye ve İran’ın Körfez Ülkelerine yönelik eş zamanlı ziyaretler gerçekleştirdiği bir dönem olmuş ve tarafların karşılıklı suçlamaları sonucu Ankara-Tahran ilişkilerine genel anlamda bir rekabet ortamı hâkim olmuştur. Ardından Katar Krizi ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık girişimleri sonucu ikili işbirliği yeniden sağlamlaştırılmış ve ilişkilerde güven ortamına geri dönülmüştür. Günümüzdeki Afrin Operasyonu ise Türkiye-İran ilişkilerinde kısa süreli de olsa 1990’lı yılların güven bunalımı fenomenine geri dönülmesi riskini taşımaktadır. İki ülke, özellikle Arap Baharı sonrası “çatışma/rekabet” ortamını, “işbirliği” süreciyle eş zamanlı yürütmeyi öğrenmiştir. Siyaseti ekonomik ilişkilerden ayrı tutmak ilişkilerin temel felsefesini oluşturmuştur. Suriye meselesi, iki ülkenin ilk kez doğrudan ve açıktan karşı karşıya geldikleri bir kriz ortamı olmuştur. Fakat günümüzde İran destekli Şii milislerin terör örgütü PYD’ye destek amaçlı Afrin’e konuşlanmaları ve Türkiye’nin açık hedefi haline gelmeleri, kriz ortamında işbirliği yapmayı öğrenen Ankara ve Tahran ilişkilerinde gerilimi tırmandıracak ve iplerin kopmasına neden olabilecek bir gelişmedir. Afrin ve Fırat’ın doğusu, Türkiye ve İran için güçlerini test edecekleri ve dikkatle takip edilmesi gereken yeni bir test alanına dönüşmektedir.


[1] @Yusuf_Ozhan, Twitter, 19 Şubat 2018, https://twitter.com/Yusuf_Ozhan/status/965541534925053952, (Erişim Tarihi: 22.02.2018).

[2] Aynı yer.

[3] “Iran Ready to Help Turkey with its Concerns in Syria”, Mehrnews, https://en.mehrnews.com/news/131995/Iran-ready-to-help-Turkey-with-its-concerns-in-Syria, (Erişim Tarihi: 22.02.2018).

[4] “İbadi: NATO’nun Irak Topraklarından İran’a Karşı Yararlanmasına İzin Vermeyeceğiz”, Parstoday, https://goo.gl/bRwRU9, (Erişim Tarihi: 22.02.2018).