Türkiye – Irak İlişkilerinde Yeni Dönem

Türkiye, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından dış politikasında kökten bir değişikliğe gitmiştir. Türkiye’nin dış politikasında dönüm noktası sayılabilecek bu değişim Orta Doğu bölgesinin tamamında etkinliğini hissettiren; Türkiye – Rusya – İran arasında Suriye konusunda varılan üçlü ittifaktır. Bu ittifakın yankıları sadece Suriye’de Halep’in tahliyesinin ardından Suriye’nin tamamında ateşkesin ilanında görülmemiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin diğer bölge ülkeleriyle olan ilişkilerine de yansımıştır. Bu bağlamada Türkiye – Irak ilişkileri Türk askerinin Başika’da konuşlandırılmasından dolayı sıkıntılı bir dönem geçirmiştir. Fakat Türkiye sorun yaşadığı komşu ülkelerle temasa geçip sıkıntıları çözme konusunda kararlı olduğunu bu yönde attığı adımlarla kanıtlamıştır.

Irak, Türkiye için ekonominin yanında güvenlik, turizm ve enerji kaynağı bakımından da çok önemli bir ortak niteliğindedir. Türkiye – Irak arasında toplam ticaret hacmi 2015 yılında 8.56 milyar ABD dolarıdır. Ayrıca turizm sektöründe Irak Türkiye için önemli bir ülke konumundadır. Irak’la ilişkilerin düzelmesi güvenlik bakımından Türkiye’nin vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır. Bütün bunların yanında ABD Irak’ta olayları akışına bırakarak ülkeyi parçalamak istemektedir. Çünkü Iraklılar arasında sıkıntılar tehlikeli bir boyuta gelmiştir, toplum fertleri mezhep temeline dayalı ayrışmalar zirveye ulaşmıştır. Aynı zamanda Irak’ta 2003’ten bu yana terör örgütlerinin yuvalanması için uygun bir zemin de oluşmuştur.

Günümüzde bu terör örgütleri doğrudan dünyanın her bölgesinde terör eylemlerini gerçekleştirebilecek potansiyele gelmişlerdir. Bu bağlamda Türkiye de bu tür terör eylemlerinden doğrudan etkilenmektedir. Çünkü DAEŞ terör örgütü Suriye ve Irak’ta geniş bölgeler işgal etmiştir. Türkiye Irak’la 378 KM ve Suriye ile 877 KM’lik bir sınır uzunluğuna sahiptir. Bu sınırlar üzerinden terör örgütleri doğrudan Türkiye’ye karşı saldırılar düzenleyebilmektedir.

Irak’ta Türkiye’ye yönelik sadece DAEŞ terör örgütünün tehlikesi mevcut değildir. Aynı zamanda PKK terör örgütü da Irak’ın topraklarında hareket ederek Türkiye’ye saldırmaktadır. Türkiye bu tehlikeyi önlemek için Irak’ın mevcut iktidarıyla işbirliği ve diyalog çerçevesinde iyi ilişkiler inşa etmelidir. Bu bir olasılıktan ziyade bir zorunluluk haline gelmiştir. Türkiye’nin, Irak’la olan ilişkilerini düzeltmek istemesinin temel nedeni; iki ülkenin işbirliği içerisinde teröre karşı mücadele etme konusunda ciddi adımlar atmak istemeleridir. Türkiye – Irak ilişkilerinin düzeltilme sırasında öncelikli olarak terörle mücadele meselesi ele alınacaktır. Türkiye, özellikle PKK terör örgütünün Irak topraklarında hareket ederek Türkiye’ye saldırması meselesi üzerinde duracaktır. Bu bağlamda 3 Ocak 2017’de Irak başbakanı Haydar el-İbadi PKK’nin Irak topraklarını kullanarak Türkiye’ye saldırıda bulunmasını kabul etmeyeceklerini ifade etmiştir. Aslında el-İbadi’den önce PKK ile ilgili Irak’ta bazı önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bunların ilki ABD dışişleri bakanlığı sözcüsü Mark Toner’in PKK ile ilgili yapmış olduğu açıklamalardır. Toner, PKK’nın Sincar’daki varlığını siyasi tarafların uzlaşmasına karşı bir engel olarak yorumlamıştır.

Böylece 2014’ten sonra ilk defa resmi düzeyde Türkiye’nin bu konudaki görüşü ABD tarafından teyit edilmiştir. Bunların yanında Irak yerel Kürt yönetimi hükümeti başbakanı Neçirvan Barzani, eğer PKK barışçıl yollarla Sincar’dan geri çekilmezse o zaman onları Sincar’dan çıkarmak için güç kullanacaklarını ifade etmiştir. Bu iki önemli açıklamanın ardından PKK terör örgütünün sözde liderlerinden Murat Karayılan, KDP ile sorunları diyalog yoluyla çözmek istediklerini ve bu yüzden en kısa zamanda Sincar’dan geri çekileceklerini duyurmuştur. Bu havanın oluştuğu bir dönemde başbakan Binali Yıldırım Irak ziyaretini gerçekleştirecektir. Başbakan Yıldırım’ın ziyaretinden önce Irak parlamentosunda dış ilişkiler komisyonu üyesi Abbas Beyatlı yayınladığı basın bildirisinde, Irak – Türkiye arasındaki ilişkilerde karşılaşılan sıkıntıların giderildiğini ve ilişkilerin normalleşme aşamasına girdiğini bildirmiştir.

Türkiye, Iraklı siyasi gruplar arasında, uzlaşma çabalarının desteklenmesi hususunda, bazı Kürt tarafları ile Sünnilerin çoğunluğu üzerinde oldukça etkili olmaktadır. Ammar el-Hekim liderliğinde Şii Ulusal Koalisyonu da Iraklı tarafları bir araya getirmek için geçtiğimiz ayda bir uzlaşı projesi sunmuştur. Bu projenin başarılı olabilmesi için Iraklı Sünniler ile Kürtlerin olumlu yaklaşmaları gerekmektedir. Çünkü Irak’ın siyasi geleceğini ilgilendiren projeler üzerinde bu iki grubun onayı alınmadan başarılı olunması imkansızdır. Bu bağlamda Türkiye Iraklı Sünnilerin, Türkmenlerin ve bazı Kürt grupların bu uzlaşı projesini kabul etmelerini sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Böylece Irak’ta yaşanan kargaşalar biraz da olsa azalıp ülkenin genelinde istikrarın sağlanmasının önü açılabilecektir.

Türkiye’nin Irak’ta etkili olabileceği bir diğer mesele de Irak’ta tahrip edilen Sünni illerin yeniden yapılandırma projelerine destek verilmesi konusudur. Türkiye bu konuda ciddi bir kapasiteye sahiptir. Ayrıca Türkiye özellikle Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri Sünni bölgelerin yeniden yapılandırılması projelerine yardım etmeleri hususunda ikna edebilecek potansiyele de sahiptir. Irak’ta tahrip edilen illerin yeniden yapılandırılması projeleri göçmen Iraklıların tekrar yerlerine dönmelerini sağlayacaktır. Böylece Türkiye’de çok sayıda bulunan Iraklı göçmenler de tekrar ülkelerine geri dönme fırsatını yakalayabileceklerdir. Bu da Türkiye – Irak ilişkilerinde yeni bir dönemin başlamasını sağlayacaktır.

Türkiye, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik politikalar izlemektedir. Çünkü Irak’ın dağılması durumunda bu olaydan en fazla zararlı çıkacak taraf Türkiye olacaktır. Ayrıca Irak’ta en fazla tehdide maruz kalan taraf da Türkiye’ye yakınlıklarıyla bilinen Sünnilerdir. Sünniler Irak’ta tam anlamıyla hayatlarının en kötü dönemini geçirmektedirler. Türkiye, Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da ağırlığını ortaya koyarak ülkenin huzurunu sağlamak niyetindedir.

Türkiye, Irak’la ilişkilerini düzeltme aşamasında yukarıda işaret edilen meselelerin yanında bazı hususlara da dikkat etmelidir. Bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

  • Iraklı Türkmenler 2003 yılı öncesinde olduğu gibi yine siyasi yaşamdan tamamen dışlanmışlardır. Türkiye bu konuda Bağdat’a baskı yaparak Türkmenlerin siyasal yaşamda adil bir biçimde temsil edilmelerini sağlaması ve Erbil yönetimine de benzer bir biçimde baskı yaparak bölgede bulunan Türkmenlerin, devlet kurumlarında daha adil temsil edilmelerinin zeminini oluşturması fayda sağlayabilir.
  • Irak hükümetiyle varılacak bütün anlaşmalar; resmi anlaşma ve ittifaklar aracılığıyla belgelenmelidir. Çünkü Iraklı Şii siyasetçiler takkiye yapmayı çok iyi bilirler. Burada Iraklı yetkililere güvenmemekten ziyade yapılan anlaşmaların belgelendirilmesi uluslararası düzeyde de yasal meşruluk zeminini oluşturması bakımından önemlidir. Ayrıca bugün iktidarda el-İbadi olsa da genel seçimler yaklaşmaktadır, tekrar el-İbadi’nin seçilmesi kesin değildir. Yani yapılacak anlaşmaların kişiler üzerinden olmaktan ziyade kurumsal ve devlet politikası şekline büründürülmesi önemlidir.
  • Türkiye, Iraklı yetkililerle ilişkilerini düzeltip normalleştirmeye çalışırken Iraklı yetkililerin doğrudan ABD ve İran’ın kontrolünde oldukları gerçeğini de her zaman göz önünde bulundurmalıdır. Çünkü bölgede yaşanan olaylar ve gelişmeler tamamen birbirine bağlıdır. Örneğin eğer Türkiye, Suriye meselesinde Rusya ve İran ile anlaşmaya varmasaydı belki şimdi Irak’la ilişkileri de bu aşamaya gelmeyecekti.
  • Türkiye’nin, Irak’la anlaşma sağlanan konulara ilişkin ziyaret sonrası yüksek düzeyde oluşturulacak heyetleri iyi bir şekilde kullanması da önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü Türkiye Maliki döneminde de birçok alanda Irak’la anlaşma yapmıştır ama sonra yapılan anlaşmalar kağıt üzerinde kalmıştır.
  • Iraklı yetkililerle görüşmeler sadece hükümetle sınırlı kalmamalıdır. Iraklı diğer Şii gruplarla da ilişkilerin düzeltilmesi Türkiye’nin Irak’ta kazanımlar elde etmesine zemin hazırlayabilir. Çünkü Irak’ta sadece hükümet etkili değildir aynı zamanda parlamentoda temsilcileri bulunan bütün diğer Şii gruplar da etkilidir.
  • Haşdi Şabi heyeti yasası çerçevesinde Irak hükümetine Sünni bölgelerde bölge halkından ve Sünnilerden oluşmak koşuluyla silahlı birimlerin oluşturulması yönünde girişimlerde bulunmak da gerekebilir. Çünkü Şiiler, Haşdi Şabi’nin sadece Şiilerden oluşmadığını iddia etmektedirler. Türkiye bu noktadan hareket ederek hem Sünniler hem de Türkmenlerden (Şii ve Sünni) Haşdi Şabi çerçevesinde askeri birliklerin oluşturulmasına yardım ederse ülkenin toplumsal ve siyasal katmanlarıyla ilişkilerini daha da geliştirebilir.

Türkiye’nin Irak’ta işi sanıldığı gibi kolay değildir. Çünkü Irak’ta önemli iki aktör daha bulunmaktadır. Bunların birincisi İran’dır. İran, Türkiye’nin Irak’ta geniş bir nüfuz kurmasına prensip olarak karşıdır ve Türkiye’yi kendine karşı doğrudan tehlikeli bir rakip olarak görmektedir. Bu yüzden İran, Irak’ta Türkiye’nin varlığına karşı çıkmaktadır. Her ne kadar bu dönemde İran, Suriye’deki gelişmelerle ABD’de Trump’ın seçilmesi sonucunda Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda kalmışsa da İran pragmatik davranmaktadır ve kendi çıkarını her şeyin üstünde görmektedir. Diğer taraftan Irak’ta etkili olan bir diğer aktör de ABD’dir. Türkiye özellikle ABD’nin Suriye’de terör örgütlerine destek vermesinden dolayı rahatsızlığını defalarca dile getirmişse de ABD, Türkiye’nin terör konusundaki endişelerini dikkate almamaktadır. Bu da Türkiye’yi Suriye konusunda Rusya ve İran ile işbirliğine itmiştir. ABD, Irak’ta Suriye’de olduğu gibi ülkenin parçalanmasına göz yummaktadır. Irak’ın parçalanması da doğrudan Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir. Ayrıca ABD, PKK’yı terör örgütü olarak tanımlasa da pratikte PKK ile ilişkisinde PKK’nın terör örgütü olarak ele alındığını ifade etmek zordur. Çünkü PKK, özelikle 2014’ten sonraki süreçte kuzey Irak’ta korkunç bir şekilde yayılmıştır. Fakat Türkiye’nin Irak’ta Suriye’de olduğu gibi işbirliği yapabileceği fazla alternatifi de bulunmamaktadır. Irak’la ilişkilerini düzeltmek istiyorsa Suriye meselesinde Rusya ve İran bağlamında gösterdiği iradeyi Irak için de ABD ve İran’la göstermesi gerekli gibi görünmektedir. Son dönemde dış politikadaki çıkmazlarını aşmaya başlayan Türkiye bölgesel ve küresel aktörlerle iyi ilişkiler tesis ederek süreci yönetmelidir. Eğer Trump’ın göreve gelmesini dikkate alırsak o zaman Türkiye’nin ayrı ayrı her iki ülkeyle ikili anlaşmalar yaparak Irak’la olan ilişkilerini normal rayına oturtması gerekmektedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Muwafaq Adil OMAR
Dr. Muwafaq Adil OMAR
Lisans (2005) ve Yüksek lisans ( 2008) eğitimini ‘Saddam Sonrası Irak’ta Şiilerin Yeni Konumları ve Körfez Ülkeleri Üzerindeki Olası Siyasal Etkileri’ başlıklı tezi vererek Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Muwafaq Adil OMAR doktora programına Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası ana bilim dalında Doktora öğrencisi olarak halen devam etmektedir. Orta Doğu, Irak, Suriye, İran, Türkiye, Arap ülkeler ve Demokratikleşme üzerinde çalışmakta ve Arapça, Türkçe, Sorani Kürtçesi ile İngilizce dillerini bilmektedir. 2010-2012 yılları arasında Irak’ın Erbil kentinde bulunan Selahaddin Üniversitesi, Hukuk ve Siyaset Bilgiler fakültesinde öğretim görevlisi olarak Siyaset bilimler bölümünde; uluslararası teoriler, uluslararası ilişkilere giriş, siyaset bilimine giriş, siyasi tarih, siyasal sistemler ve hukuka giriş derslerini vermiştir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,028BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,717TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz