Türk Birliği’ne Doğru Bir Köprü: Dünya Azerbaycanlıları’nın Dayanışma Günü

Her bir devletin gelişim sürecinde kendine özgü yeri olan, derin tarihi geçmişe sahip ve aynı zamanda diğer Türk devletleri tarafından taşıdığı anlamdan dolayı büyük önem arz eden günler vardır. Bu eksende, Avrasya’nın Balkanları[1] olarak adlandırılan Güney Kafkasya coğrafyasında yer alan, bağımsızlığını kazanmasından itibaren sürekli bir gelişme çabası içerisinde olan, bölgesel ve uluslararası arenada siyasi, ekonomik ve yeri geldiğinde askeri açıdan kendini kanıtlama potansiyeline sahip, aynı zamanda Doğu ile Batı Dünyası arasında bir köprü görevi üstlenen Azerbaycan’ın önemli tarihlerinden biri de 31 Aralık’tır. Dolayısıyla bu çalışmada bugünün anlam ve öneminden bahsedilecektir.

31 Aralık, tüm dünya Azerbaycanlıları’nın “Birlik ve Dayanışma” günü olarak kutlanmaktadır. Aslında, tarihin 31 Aralık olarak seçilmesi tesadüfi bir olay değildir. Bu tarihin seçilmesine giden sürecin ve “Azerbaycancılık” ideolojisine karşı mevcut bölgesel baskı sorunsalının detaylı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir.

Dayanışma Gününe Giden Sürecin Tarihsel Arka Planı

Tarihi süreç içerisinde bakıldığında Azerbaycan, jeostratejik öneminden dolayı defalarca parçalanan, toprakları diğer devletler arasında bölünen ve Azerbaycan Türklerinin birbirinden sürekli koparılmaya çalışıldığı bir coğrafya olmuştur. Ancak, anılan olayların yalnızca yukarıda vurgulanan önemden dolayı yaşandığını söylemek doğru olmaz. Çünkü, bahsedilen olayların perde arkasında yatan asıl önemli nedenlerden biri de bahsi edilen coğrafyadaki mevcut Türk varlığıdır. Bu nedenle, sözünü ettiğimiz ülke kimi zaman Rusya, kimi zamansa İran tarafından baskılar uygulanarak bölünmüştür.

Yaşanan olayların tarihine kısaca değinecek olursak; Azerbaycan, 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay anlaşmalarıyla bölündükten sonra ülkenin kuzey kesimi Rusların ve güney kısmı ise İranlıların hakimiyetinde kalmış; kuzeydeki Azerbaycanlılar kendilerine yabancı olan bir ortamda artık Ruslar gibi düşünmeye başlamışlardır. Kuzey daha sonraları bağımsılığını kazanırken güneyde köklü bir değişiklik olmamış, orada yaşayan insanlar İran yöneteminde kalmaya devam etmiştir. Bahsi geçen ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki Aras nehri, zoraki bölünmenin sembolik simgesi olarak tarihe geçmiştir. Aras nehrinin her iki tarafında kalan Azerbaycanlılar uzun yıllar aralarındaki hasretin bitmesi için çaba gösterseler de bölgedeki büyük güçlerin uyguladığı siyasal baskılar sonucunda hem kuzeydeki hem de güneydeki “Azerbaycancılık” ideolojisi yok edilmeye çalışılmıştır. Bu minvalde, mevcut sorun farklı dönemlerde ortaya çıkarak gündemi meşgul etmiştir. Güneyde yaşayan Azerbaycanlıları rahatsız eden diğer bir önemli durum ise, onların “Azerbaycan Türkü” değil “Azeri” diye nitelendirilmeleri olmuştur. “Azerbaycancılık” ideolojisinin asimile edilerek zamanla önemsiz bir konu haline getirilmesine defalarca itiraz edilmiş; hatta Varlık Dergisi’nin yayın yönetmeni Cevad Heyet, konuya hem etnik hem de dil açısından açıklık getirilmesi için “Türk” ifadesinin kullanılmasının daha uygun olduğunu vurgulamıştır.[2] Ancak tüm çabalara rağmen 19. yüzyıldan beri devam bu soruna uzunca bir süre çözüm getirilememiştir.

Bilindiği üzere, 1918 yılında “Müslüman Doğu’nun ilk demokratik cumhuriyeti” şeklinde anılan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin (ADC) kurulması, ülke tarihi açısından çok büyük önem arzeden bir konu olmuştur. Aynı zamanda bahse konu olan Cumhuriyetin hüküm sürdüğü iki yıllık sürecin “Azerbaycancılık” ideolojisinin daha baskın yaşandığı bir dönem olarak anıldığı da bilinmektedir. Tüm bunlara paralel olarak Mehmed Emin Resulzade, birlik ve beraberlik için siyasi gayret gösterirken, diğer taraftan da yeni kurulan devletin ismi büyük bir sorun gibi algılanmaya başlanmıştır. Bu nedenledir ki; dış  güçler, üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen halen “Azerbaycancılık” ideolojisinin yok edilmesi için çaba göstermekten vazgeçmemektedir.

Bahsi geçen sorunun esas kaynağı İran olmuştur. Tahran, söz konusu devleti tanımayacağını belirterek Azerbaycan’ın güney uzantısının kendi hakimiyetinde olduğunu ve bu isimde bir devletin kuzeyde de yaratılmasına müsamaha göstermeyeceklerini söylemiştir. Hatta bahsi edilen konuya değinen İran gazetesinde şöyle bir cümleye yer verilmiştir: “İranlılar, Azerbaycan adını yalnızca İran’a ait bir isim olarak kabul etmekte ve ileride meydana gelebilecek yanlış anlaşılmalara yol vermek istememektedir.”[3]

Tüm bunların itici gücü ise, bölgesel güçlerin Azerbaycanlılar arasındaki mevcut bölünmenin sembolik karakterde olduğunun farkında olmaları, dolayısıyla birlik ve dayanışmanın sağlanmaması için farklı zaman dilimlerinde farklı problemleri gündeme getirerek buna  engel olmaya çalışmalarıdır.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kısa süren hakimiyet sürecinde birçok önemli mesele çözülmeye çalışılmış ancak bunda başarılı olunamamıştır. 1920 yılından itibaren Azerbaycan için yeni ve birçok olumsuz gelişmenin yaşanacağı bir dönem başlamıştır. Bu durum Azerbaycanlılar arasında birlik yaratılmasından ziyade, onların kendi topraklarından uzaklaşmalarına neden olmuştur. Bunda da bahsi geçen ülkenin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) dahil olmasının, Sovyetler’in desteğinin ve Ermenilerin büyük rolü olmuştur. “Büyük Ermenistan” projesinin gerçekleştirilmesi için Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan nüfus, sert siyasi koşullar ve uygulanan baskılardan dolayı kendi topraklarından göç etmek zorunda kalmıştır. Bu da kuzeyde yaşayan Azerbaycanlılar arasındaki parçalanmayı daha da artırmıştır. Kuzeyde yaşanan bu gelişmelere paralel olarak güneyde de Milli Hükümeti’n kurulması ve kısa bir süre sonra çökmesi, buradaki demografik yapıyı olumsuz etkilemiştir. 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra güneyden kuzeye yeni bir göç dalgası yaşanmaya başlamıştır. Tüm bu olaylar neticesinde 1980’li yıllara kadar kuzey ve güney Azerbaycanlılar arasında birliğin sağlanması mümkün olamamıştır.

1989 yılında Aras nehrinin her iki tarafında Azerbaycanlılar tarafından sınır yürüyüşü başlatılmış ve Nahçivan Özerk Cumhuriyeti ile İran arasındaki sınır engelleri ortadan kaldırılmıştır. Bu gelişmeler, uzun yıllardır süren hasrete son verilmesi yolunda atılan çok büyük bir adım olarak nitelendirilmiş, ayrıca ülke bütünleşmesinin engellenmesi ve “Azerbaycancılık” ideolojisinin ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Aynı tarihte, İstanbul’da Türk Dilli Halkların Konferansı düzenlenmiştir. Azerbaycanlılar arasında birlik yaratılmasının önemini daha iyi anlayan Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Meclisi Başkanı Haydar Aliyev, 16 Aralık 1991 tarihinde “31 Aralık tarihinin Dünya Azerbaycanlıları’nın Dayanışma Günü” olarak anılması kararını kabul etmiştir.[4] Merkezi hükümetin de desteğini kazandıktan sonra 31 Aralık Dünya Azerbaycanlıları’nın Dayanışma Günü, 1991 yılından itibaren resmi olarak  kutlanmaya başlanmıştır.

31 Aralık Dayanışma Günü’nün Önemi

Söz konusu tarih hem 10 milyona yakın nüfusuyla Azerbaycan halkı hem 30 milyonu aşkın nüfusa sahip Güney Azerbaycan Türkleri hem de dünyanın farklı ülkelerinde ikamet eden 10 milyonluk Azerbaycan diasporası açısından büyük önem arzetmektedir. Bu önemin sosyal ve siyasi nedenleri bulunmaktadır. Fakat asıl üzerinde durulması gereken faktör siyasi nedenlerdir. Çünkü bir devletin dünyaya objektif bir şekilde tanıtılmasında ve imajının korunmasında o ülkeninin nüfusu büyük bir vazife üstlenmektedir. Bu eksende, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Azerbaycanlılar arasında bir siyasi platformun oluşturulması ve dayanışmanın sağlanması için lobicilik, diaspora faaliyetlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun sağlanması için de en etkili yol, tüm dünya Azerbaycanlılarını biraraya getiren toplantıların düzenlenmesidir. Bu minvalde, ülkenin eski Cumhrubaşkanı Haydar Aliyev tarafından 23 Mayıs 2001 tarihinde yurtdışında yaşayan soydaşlarımızın bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilişkilerini daha da güçlendirmesi, dünya Azerbaycanlıları arasında birlik ve beraberliğin sağlanması, ayrıca onların teşkilatlanması ve aralarındaki faaliyetlerin koordine edilmesi amacıyla, sürekli düzenlenen bir kurultayın gerçekleştirilmesine; bunun için de bir çalışma grubunun oluşturulmasına ve aynı zamanda faaliyet planının hazırlanmasına karar verilmiştir. Bu doğrultuda oluşturulan ilk dört kurultay sırasıyla 2001, 2006, 2011 ve 2016 yılında toplanmıştır. Anılan kurultayların düzenlenmesi hem “Azerbaycancılık” ideolojisinin yerleşik hale getirilmesine hem Azerbaycanlıların sesinin tüm dünyaya duyurulmasına hem de Dağlık Karabağ sorunun çözümünde gerekli desteğin aranmasına olanak sağlamıştır. Bu kurultaylar Azerbaycanlıların dünyaya açılan kapısı vazifesini üstlenmektedir.

Netice itibariyle söylenebilir ki; dil, din ve etnik kimliğe bakılmaksızın, bir milletin varolmasının en temel göstergesi, kendini aynı milletin bir parçası olarak gören insanların fikir birliği içerisinde olması ve bu anlamda dayanışma göstermeleridir. 31 Aralık tarihi de Azerbaycanlıların toplumsal ve siyasi birliğinin oluşturulması, teşkilat becerilerinin geliştirilmesi ve en önemlisi de tüm dünyaya Azerbaycan gerçeklerinin duyurulması açısından çok büyük ehemmiyet arz etmektedir.

Azerbaycan kökenli olsun veya olmasın söz konusu ülkede doğan ve kendini buraya ait hisseden herkes, Aras Nehri’nin kuzeyinde ve güneyinde birlik uğrunda mücadele eden Azerbaycan Türkleri’nin aralarındaki bu hasrete son verme arzusuyla 31 Aralık gününü kutlamaktadır. Dünya Azerbaycanlıları’nın Dayanışma Günü’nün diğer Türk devletlerinin başkanları tarafından da dile getirilen “Türk Birliği” sürecine giden bir köprüye dönüşmesi temennisiyle, tüm dünya Azerbaycanlıları’nın “Birlik ve Dayanışma Günü” kutlu olsun.


[1] Emil Veliyev, “Soğuk Savaş Sonrasında İran’ın Kafkasya Politikası”, Ankara Universitesi, 2007, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), s. 48.

[2] Cevat Heyet, “Der Bareye Nam ve Mouveiyyate Zabane Torkiye-Azerbaijani”, Varlıg Dergisi, Sayı: 3-4, 1982, s. 20-21.

[3] Hamid Ahmedi, “İran: Ulusal Kimlik İnşası”, Küre Yayınları, İstanbul, 2009, s. 192.

[4] “Dünya Azerbaycanlıları’nın Dayanışma Günü”, ANL, http://web2.anl.az:81/hemreylik.html, (Erişim Tarihi: 29.12.2018).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Nazrin ALIZADA
Nazrin ALIZADA
1992 AZERBAYCAN doğumlu Nazrin ALİZADA, 2013 yılında Bakü Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden iyi bir derece ile mezun olmuştur. Aynı yıl Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi bölümünde yüksek lisans eğitimi almaya başlamış ve 2015 yılında yüksek lisans derecesi almıştır. 2016 yılında Gazi Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimi almaya başlamış ve halen eğitimi devam etmektedir. Daha önce farklı uluslararası kongrelere katılarak sunumlar yapıb yazıları yayımlanan Nazrin ALİZADA, iyi derecede ingilizce ve orta derecede Rusça bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,030BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,713TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz