Türk-Amerikan İlişkilerinde “Yenilenmiş Stratejik Ortaklık” mı?

Türk-Amerikan ilişkilerindeki durumu son iki karşılıklı hamle ve ABD Dışişleri Bakanı RexTillerson’ın Türkiye ziyareti fazlasıyla özetliyor: Çarpışma öncesi son sinyaller ve el ense hareketleri. Taraflar ya yeniden bir uzlaşma zemini bulacak ve Başkan Donald Trump’ın balkon konuşmasında zikrettiği bir ortaklık sürecini başlatacak ya da bir kez daha alanda yoğun bir vekâleten savaşın içine girecekler.

Dolayısıyla, fazlasıyla hassas bir sürecin içinden geçiyoruz ve Trump ile dış politikasında yeni bir yapılanma içerisine girmiş olan ABD artık daha fazla sabrım kalmadı, “çok ciddiyim” mesajı veriyor.

Ve görünen o ki, Tillerson bu mesajı Türk muhataplarının yüzüne doğrudan söylemek için ta buralara kadar “zahmet edip” geldi. Tillerson’ın gelişini bu kadar önemli kılan husus belki de buydu.

İki ülke arasındaki gerginlik her ne kadar PYD/YPG/SDG/PKK üzerine yoğunlaşmış gibi görünse de, temelde yaşananlar aslında çok daha farklı bir şeye işaret ediyor. Bunun adına Atlantikçilik-Avrasyacılık eksenli “yol ayrımı” aşamasına gelmiş bir “tercih meselesi” ya da “paylaşılamayan aktör” durumu dense sanırım çok da yanlış olmaz. Dolayısıyla, PYD/YPG/SDG/PKK ve diğer terör örgütleri sorunu, krizde sadece aysbergin görünen yüzüne “köpük” boyutuyla işaret ediyor.

Burada Türk-Amerikan ilişkilerinde ABD’li muhataplarımızı rahatsız eden şu üç husus ön plana çıkıyor: 1) Türk-Rus işbirliği ve bunun Ortadoğu yansıması; 2) İran krizinde Türkiye’nin net olmayan tutumu; 3) Türkiye’nin dış politikada denge arayışları ve Batı ile ilişkilere yeni bir tanım getirmek istemesi.

Türk-Rus İlişkileri İran Üzerinden Hedefte…

Burada özellikle ön plana çıkan husus, hiç kuşkusuz çok kutuplu bir dünya hedefi ekseninde adımlar atmaya çalışan Türkiye-Rusya ilişkilerinin gittikçe derinleşme-genişleme eğilimi göstermesi ve sahada elde ettiği başarılar. 27 Haziran sonrası yeniden başlatılan süreçte Ortadoğu üzerinde tarafların nasıl bir mutabakata vardıklarının anlaşılması ve burada İran’ın da etkin bir şekilde yer almaya başlaması (Türkiye-Rusya-İran Üçlüsü’nün/İnisiyatifi’nin ortaya çıkışı) ABD cenahında bir öfke patlamasına yol açmış görünüyor.

O yüzden de Türk-Rus ilişkilerindeki en zayıf/hassas nokta durumunda bulunan İran’ın hedef alınması hiç bir şekilde tesadüf olarak nitelendirilemez.

Böylesi bir olasılığa daha önceki yazılarımda da dikkate çekmiştim. Arzu edenler en azından “Türk-Amerikan İlişkilerinde Korkak Tavuk Oyunu ve Rusya” başlıklı yazıma şöyle bir bakabilirler.

Orada iki tespitte bulunmuştum. Birincisi: “Türkiye ve Rusya’nın hibrid savaşlar konusundaki alan deneyimi, işbirliği ve başarısı da ABD’yi fazlasıyla endişelendiriyor. 24 Ağustos ve sonrası yaşanan gelişmeler bundan dolayı ABD açısından endişe verici bulunuyor. Son olarak El-Bab’taki netice ortada. O yüzden ABD iki kurmay aklın arasını açmaya yönelik hamleler peşinde.”

Diğer tespitim ise aynen şu şekildeydi: “Gelişmeler ve Türkiye’den yapılan sert açıklamalar, Kasım 2007’nin hemen öncesini fazlasıyla hatırlatıyor. O tarih öncesinde de iki taraf korkak tavuk oyununu oynuyordu. Amerikalılar, Türklerin ciddi olduğunu anlayınca; “sorun neydi” deyip, konuşma ihtiyacı hissetmiş ve sonrasında da Mayıs 2013’e kadar devam edecek, kör-topal yeni bir süreci başlatmışlardı. Bakalım bu sefer durum nasıl olacak?”

Türkiye’ye Tarafını Seç Baskısı

Türkiye şu ana kadar yeni oyunda üzerindeki yoğun baskıyı bir kez daha herhangi bir tarafın parçası olmamak, daha net bir ifadeyle aktif tarafsızlık politikası kapsamında taraf olmamakta bulmuş gibi görünse de, bu politikayı takip etmesine en azından taraflar pek gönüllü görünmüyor.

Rusya bu yöndeki talebini her ne kadar yüksek sesle dile getirmese de (çünkü önlerinde halen capcanlı bir Stalin hatası duruyor), ABD için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki kritik yeri, yaptığı son hamleler ve attığı adımlarla ABD’li muhataplarınca çok net bir şekilde görülmüş durumda. Ondan dolayı sağlı sollu geliyorlar, saldırıyorlar. Dolayısıyla acelesi olan taraf bu sefer ABD ve Türkiye üzerindeki baskısı tahmin edilenin çok ötesinde…

Ve Türkiye şimdi bu baskıyı bertaraf etme ya da en azından muhatabının gazını almaya yönelik hamleler yapıyor. Zaman kazanmaya yönelik bu hamlelerin etkileri kendisini ikili ilişkiler ve sahada şimdiden göstermeye başlamış durumda. Yukarıda da kısmen değindiğim üzere, Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan ve kısmi güven sorununa yol açan son gelişmeler, Suriye’de yürütülen ortak operasyonun sonlandırılması ve İran merkezli yaşananlar bunun somut göstergeleri olarak kabul edilebilir.

Taraflar bunun farkında mı? Elbette… Ne de olsa benzer bir baskı onlar açısından da geçerli. Örneğin Moskova bu yöndeki mesajını Rusya Şarkiyat Uluslararası ve Diplomasi Araştırmaları Merkezi Direktörü, Türkolog Vladimir Avatkov üzerinden veriyor. Nitekim Atakov’un Fırat Kalkanı Harekâtının sona ermesiyle ilgili değerlendirmesi hadiseyi çok net özetliyor: “Türkler şu anda dünyada ve bölgede denge ve yeni bir yer edinme arayışı içinde. Bu bağlamda Rusya ve ABD ile temaslar Ankara için büyük önem taşıyor.” Dışişleri Bakanı Tillerson sonrası ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Thomas Shannon’ın 3-4 Nisan 2017 tarihlerinde Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyareti işte bir de bu perspektiften değerlendirmekte fayda var.

Diğer taraftan, “iki taraf içindeki tarafların bir kısmı”nın Türkiye-ABD arasında uzlaşının ötesinde yeni ve farklı bir işbirliği dönemine, güçlendirilmiş bir stratejik ortaklığın başlangıcına yönelik bir takım arayışların içinde olabileceği olasılığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Nasıl mı? Bir ara, gündem el verirse bunu da ele alırız…

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,024BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,721TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz