Türk-Amerikan İlişkilerinde Korkak Tavuk Oyunu ve Rusya

Siz buna iki inatçı keçinin köprü üzerindeki kavgası da diyebilirsiniz. Her iki tabir de şu an Ankara-Washington hattındaki gergin havaya oldukça uygun düşüyor. Yukarıdaki başlıkta da ifade edildiği üzere, eğer taraflar bir orta yol bulamaz ise bu süratle ya kafa kafaya girecekler ya da biri direksiyonu kıracak ve oyunu kaybedecek.

Fakat her halükarda ikisinin de zarar görme ihtimali çok yüksek, aynen toslaşma sonrası her ikisinin de bir anda köprüden düşme olasılıklarında olduğu gibi. Açıkçası, her iki aktör de bu olasılığın fazlasıyla yüksek olduğunun farkında. Farkında oldukları bir diğer husus ise, bu toslaşmanın bölgede üçüncü aktörlerin işini kolaylaştıracak olması. O yüzden mümkün mertebe “kontrollü” olmaya çalışıyorlar.

İşte tam da bu noktada, Orgeneral Hulusi Akar’ın daveti üzerine ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford ve Rusya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Valery Gerasimov’un katılımıyla Antalya’da gerçekleştirilen üçlü toplantı’da 5N1K’daki “neden/niçin” sorusunun cevabı ortaya çıkıyor.

ABD’ye Antalya Uyarısı!

ABD açısından bilinmez ama Türkler ve Ruslar arasında “ortak bir başkent” var ise, orası istisnasız Antalya’dır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar niçin misafirlerini burada ağırladı, bunu elbette bilmemiz mümkün değil. Ama çok yerinde bir tercih olduğunu söylememiz mümkün.

İki ülke arasındaki dostluğun başkenti olarak ön plana çıkan Antalya’da Türk ve Rus Genelkurmay Başkanlarının burası üzerinden Washington’a farkında olarak ya da olmayarak sembolik de olsa bir mesaj verdikleri şimdiden söylenebilir. Bu husus, Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı basın açıklamasına da yansımış görünüyor.

Açıklamadaki “istenmeyen olaylar” ifadesi bu bağlamda oldukça dikkat çekici. İfadenin geçtiği ilgili cümle aynen şöyle: “… önümüzdeki dönemde tüm terör örgütleriyle daha etkin mücadele edilebilmesi maksadıyla, üç ülke silahlı kuvvetleri arasındaki istenmeyen olayların önlenmesi kapsamında alınabilecek ilave tedbirler değerlendirilmiştir.”

Bu ifadenin öz Türkçesi aynen şöyle: Çatışma olasılığı sadece Türkiye-ABD arasında söz konusu değil. O zaman bir diğer soru kaçınılmaz olarak akıllara geliyor: “Üçüncü ülke Rusya, peki Rusya hangi tarafta olacak?” Ya da nasıl bir kamplaşma söz konusu? Şu ana kadarki gelişmeler bunun cevabını da veriyor: Türkiye-Rusya ikilisine karşı ABD ve diğerleri.

Peki, Rusya’ya güvenebilir miyiz? Mevcut şartlar altında “evet”! Çünkü onun durumu bizden daha zor. Türkiye’yi kaybettiği anda bırakın gelecek vizyonunu, mevcudu bile koruyabilmesi neredeyse imkânsız olacaktır.

ABD Artık Şapkadan Tavşan Çıkartamıyor!

Burada, ABD Rusya’yı kaybetmeyi göz alabilir ama Türkiye’yi asla! Çünkü ABD Türkiye’yi kaybettiği anda Türk-İslam dünyasını kaybedeceğinin tümden farkında. Rusya da bunun bilincinde, o yüzden Türkiye’yi kaybetmemek için oldukça dikkatli-temkinli adımlar atmak zorunda. Ayrıca, oyun bizim coğrafyamızda oynanıyor ve bu anlamda inisiyatif büyük ölçüde bizim elimizde.

Türkiye ve Rusya’nın hibrid savaşlar konusundaki alan deneyimi, işbirliği ve başarısı da ABD’yi fazlasıyla endişelendiriyor. 24 Ağustos ve sonrası yaşanan gelişmeler bundan dolayı ABD açısından endişe verici bulunuyor. Son olarak El-Bab’taki netice ortada. O yüzden ABD iki kurmay aklın arasını açmaya yönelik hamleler peşinde.

24 Kasım 2015’teki hamlesi, açıkçası şapka çıkartmaya değer. Ama bu oyunu bozulmuş durumda. Her ne kadar 27 Haziran sonrası bir kaç “parlak girişimi” söz konusu olsa da (özellikle de El Bab’ta), bu hamleleri sonrası şapkadan tavşan çıkartabilmiş değil.

Bundan dolayı da 22 Aralık 2016’dan bu yana halen Türkiye’yi Suriye’de ABD’nin rolüne muhtaç bir hale getirebilmiş değil. (Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanları’nın Suriye’de çözüm için Moskova’da gerçekleştirdiği üçlü görüşme sonrası ABD’nin tepkisini hatırlayanlar bu son ifademin ne anlama geldiğini daha net anlayacaktır.)

ABD Ya Türkiye’yi Dinleyecek Ya da Bedel Ödeyecek!

Peki, ABD sizce Antalya’da gereken mesajı aldı mı? Bunun gereğini yapacak mı? Anlaşıldığı kadarıyla “hayır”. Çünkü  ABD Dışişleri Bakanlığı Geçici Sözcüsü Mark Toner halen; “El Bab’ın doğu tarafı çok karışık bir bölge. Birden fazla güç bu bölgede, açıkça söylemek gerekirse birbirlerine çok yakınlar. Tarafların ortak amacı ise IŞİD ile mücadele” diyor.

Yani, Türk Genelkurmay Başkanlığınca yapılan basın açıklamasındaki her üç ülke genelkurmay başkanına atfen; “taraflar tüm terör örgütleriyle daha etkin mücadele edilebilmesi” ifadesi adeta görmezden geliniyor ve sadece IŞİD/DAEŞ’e işaret ediliyor. PYD/YPG/SDG/PKK müttefik muamelesi görmeye devam ediyor. Yani, “dediğim dedik, öttürdüğüm düdük” demekte ısrar ediyor.

Peki, Türkiye’den buna bir cevap geldi mi? Evet, hem de öncesinden. Reuters ajansına konuşan üst düzey bir Türk yetkilinin şu cümleleri oldukça önemli: “…ancak ABD bu operasyonu Türkiye ile değil YPG ile yapacak gibi duruyor. Operasyon bu şekilde gerçekleştirilirse ABD-Türkiye ilişkileri için bir bedeli olur. YPG terör örgütüdür ve bunu her platformda dile getiriyoruz.”

Evet, durum bu kadar net! Gelişmeler ve Türkiye’den yapılan sert açıklamalar, Kasım 2007’nin hemen öncesini fazlasıyla hatırlatıyor. O tarih öncesinde de iki taraf korkak tavuk oyununu oynuyordu. Amerikalılar, Türklerin ciddi olduğunu anlayınca; “sorun neydi” deyip, konuşma ihtiyacı hissetmiş ve sonrasında da Mayıs 2013’e kadar devam edecek, kör-topal yeni bir süreci başlatmışlardı.

Bakalım bu sefer durum nasıl olacak?

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
230TakipçiTakip Et
2,720TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz