Türk-Amerikan İlişkilerinde “Çıkarları Dengeleme” Arayışı

“Türkiye, Suriye Krizi’nden itibaren ABD ile çatışan çıkarlarını Rusya ile dengeleme arayışını, S-400 hava savunma sistemi krizinde de devam ettirmektedir.”

Türkiye ile ABD arasında S-400 hava savunma sistemi ile F-35 savaş uçakları üzerinden yürütülen “müzakere-pazarlık” ya da “kriz süreci” aslında uzun zamandır özellikle Suriye Krizi’nden beri devam eden çıkarların çatışmasının farklı bir noktada devamı niteliğindedir. Bu bağlamda Suriye Krizi’yle birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde çıkarların çatışması dönemine geçilen bir süreçten bahsedilebilir. Buna rağmen iki ülke ilişkileri, bütün kriz ve tartışmalarda hiçbir zaman kopma noktasına gelmemiştir.

Öyle ki, AK Parti iktidarı, ironik biçimde ABD’nin 15 Temmuz kalkışmasındaki tutumuna ve Gülen terör örgütünden PYD/PKK terör örgütüne yönelik Türkiye ile çatışan politikalarına rağmen Washington ile şaşılacak derecede daima uyumlu ilişkiler geliştirme arayışında olmuştur. Örneğin, Suriye Krizi’nde ABD’nin Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü PYD/YPG’ye aleni biçimde tırlarca silah vermekten kaçınmamaktadır. Buna rağmen Ankara, Washington ile birlikte Esad’ın gitmesi üzerindeki ortak politikaya sadık kalmaya devam etmiştir. Hatta Türkiye, Astana Süreci’nde Rusya ile ABD’yi dengelemeye çalışırken bile Suriye Krizi’nde ABD’nin dışlanmasını çıkarlarına aykırı bulmuş ve ABD’nin Tomahawk Land füzeleriyle Nisan 2018 tarihinde Suriye’deki Şayrat Hava Üssü’nü vurmasını Astana müttefiklerine karşı açıkça desteklemekten de kaçınmamıştı.

Bu bağlamda Türk-Amerikan ilişkilerinin Suriye Krizi’nde çıkarların çatışması sorunu üzerinden dönüştüğü görülmektedir. Bunda Türkiye’nin Soğuk Savaş ve 1990’lardaki gibi ABD’ye bağımlılığının azalması, ekonomik, siyasi ve diplomatik alanlarda güçlenmesi, kendi savunma sanayi üretimlerini yapmaya başlamasının etkili olduğu söylenebilir. Ayrıca küresel düzeyde Amerikan hegemonyasının zayıfladığına yönelik algının yaygınlaşmasına paralel olarak Rusya ve Çin’in yükselmesi ve ABD-AB arasındaki çıkar çatışmalarının artması gibi parametreler, Türkiye’ye ABD’den daha özerk hareket etme alanı sağladığı da eklenmelidir. İşte bu yeni parametreler, Türk-Amerikan ilişkilerini dönüştürmekte ve Türkiye’nin ABD ile çıkarlarının çatıştığı durumda hareket alanını artırmaktadır. Buna rağmen süpergüç ABD’ye karşı bölgesel güç kategorisinde bir ülke olarak Türkiye’nin aradaki asimetrik güç ve etki kapasitesini Rusya ile dengeleme politikası izleyerek kapatma arayışında olduğu ileri sürülebilir.

İşte Türkiye ile ABD arasında cereyan eden S-400 ve F-35 krizlerinin aslında derin anlamda ilişkilerin dönüşmesinin bir sonucu olduğu iddia edilebilir. Zira artık Türkiye, ne Soğuk Savaş dönemi ne de 1990’lardaki gibi Amerikan çıkarlarıyla kendi çıkarlarını özdeşleştiriyor. Böyle olunca da Türkiye, artık ABD’nin özellikle Ortadoğu politikalarında eksen ülke olmaktan çıkıp tam tersine oyun bozucu ülke haline gelmiş durumdadır. ABD ise Türkiye’nin eskisi gibi politikalarında eksen ülke rolü oynaması için geniş etki kapasitesini kullanarak zorlama ve baskılama stratejilerinde ısrar etmektedir. Türkiye ise Suriye Krizi’nden itibaren ABD ile çıkar çatışması yaşadığı her krizde olduğu gibi dengeleme stratejisi uygulayarak direnmektedir.

Ancak bölgesel bir güç kapasitesindeki Türkiye’nin süpergüç ve özellikle de hegemonik güç olarak ABD’yi Rusya ile dengeleme stratejisinin yetersiz kaldığı görülmektedir. Zira büyük güç kapasitesindeki Rusya’nın ABD’yi dengelemekten çok uzak olduğu not edilmelidir. Özellikle Rusya’nın nükleer silahları haricinde ABD ile hiçbir alanda denge kurabilecek düzeyde olmadığı apaçık ortadayken Türkiye’nin dengeleme stratejisinin neden yetersiz kaldığı daha net anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin ABD ile çıkar çatışması yaşayan AB ve Çin ile ilişkilerini geliştirerek dengeleme stratejisini izlemesinin daha optimal olduğu ileri sürülebilir. Bu bağlamda ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlarda sekiz ülkenin muafiyetini kaldırmasına karşı da Türkiye’nin bu ülkelerle ortak hareket edecek strateji izlemesinin kendisine daha fazla alan açacağı ve tek başına uğrayabileceği zararları azaltabileceği söylenebilir.

Diğer taraftan Türkiye, ABD ile yaşadığı krizlerde nihai noktada ABD’nin kendisinden tamamen vazgeçemeyeceğine aşırı güvenerek direnmektedir. Bu durum hem Amerikan Kongresi’nde Türkiye’nin yeri doldurulamaz ülke olarak tanımlanmasında ve son olarak Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Washington’daki görüşmelerde Kongre’nin kararlarına karşı Başkan Donald Trump’ın Türkiye lehine yetkisini kullanacağına güvendiklerini belirten açıklamasında görülmektedir. Bununla birlikte iki ülke ilişkilerinde ittifakın başladığından beri Türk karar alıcıların ABD nezdinde Türkiye’nin jeopolitik konumunun vazgeçilmezliğine çok güvenmeleri durumunun halen devam ettiği söylenebilir.

Bunun da ötesinde Türkiye ile ABD arasındaki bütün krizlere ve çatışan çıkarlara rağmen ikili ilişki ve ittifakın temel değerlerindeki ortaklık devam etmektedir. Türkiye ile ABD ve NATO arasındaki ittifakın temelinde aslında jeopolitik çıkarların ötesinde Batı dünyasının kapitalist liberal ve demokratik değerlerinin ortak paylaşımı yatmaktadır. Bu sebeple, ittifakın ancak stratejik çıkar çatışmalarından çok paylaşılan ortak değerler noktasında kopma noktasına gelebileceği iddia edilebilir. Bu bağlamda S-400 ve F-35 krizlerinin iki ülke ittifakını bitireceği argümanlarının çok abartılı olduğu ileri sürülebilir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
ANKASAM Kamu Diplomasisi Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,017BeğenenlerBeğen
233TakipçiTakip Et
2,548TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz