Türk-Amerikan İlişkileri: Krizin Adı Sadece Rahip mi?

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bir süredir hâkim olan olumsuz hava, her geçen gün yeni bir boyut kazanmaktadır. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında Amerika ile Fetullah Gülen’in iadesi, vize krizi, Hakan Atilla Davası, Suriye meselesi ve F-35’lerin teslimatının engellenmesi gibi nedenlerle ipler gerilmişken bir de ABD’li Rahip Andrew Brunson’ın tutuklanması ile ilişkiler çıkmaza girmişti.

Son yaşanan gelişmede Amerika, terör örgütleri Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Partiya Karkerên Kurdistan/Kürdistan İşçi Partisi (PKK) adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla tutuklanan ancak sağlık sorunları gerekçe gösterilerek cezası ev hapsine çevrilen Rahip Brunson’un serbest kalması için Türkiye’ye önce ekonomik yaptırım tehdidinde bulundu sonra da Adalet ve İçişleri Bakanları için yaptırım uyguladı. Üstelik F-35’lerin satışının engellenmesi ile ilgili yasa da Amerikan Senatosu onayından geçti.

Ankara-Washington hattında yaşanan kriz derinleşirken; Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin ikili ilişkilerin geleceğine dair görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.


Prof. Dr. Ali Yaşar SARIBAY (Uludağ Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Türkiye ve Amerika arasında yaşanan Rahip krizinde Türkiye’nin haklı bir tutum sergilediğini belirten Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, “Durum artık bir hukuk meselesini aşmaktadır. Bu resmen Türkiye ile uğraşmaktır. Bağımsız bir ülkenin iki bakanı sırf dava ile ilgili makamlarda bulundukları için yaptırıma maruz kalıyorlar. Bu siyasi bir komedidir.” değerlendirmesinde bulundu. Sarıbay, “Dünyanın öbür tarafından tehditte bulunan bir Amerika ve bunlarla yüz yüze olan bir Türkiye düşünüldüğünde; Türkiye, kendine yöneltilen bölgesel tehditler karşısında onların üstesinden gelmek durumundadır. Bu politikaları belirleyecek olan Amerika değildir. Türkiye kendi göbeğini kesme gücüne ve kapasitesine sahiptir. Bu gücü Afrin’de olduğu gibi göstermiştir” değerlendirmesi ile Türkiye’nin politik adımlarında kararlı olması gerektiğini vurguladı.

Amerika’nın Rahip Brunson olayını neden şimdi gündeme getirdiği ve neden bu kadar ısrarcı olduğu noktasının sorgulanması gerektiğini vurgulayan Sarıbay, Türkiye’nin Fetullah Gülen’in iadesi talebini hatırlatarak “FETÖ olayında olduğu gibi, Amerika’dan birçok kez taleplerde bulunulmuş ve Amerika’nın güç gösterisiyle karşı karşıya kalınmıştır. Tehditkâr tavırlar hiçbir devleti sakin bırakamaz ama yine de Türkiye, soğukkanlı açıklamalar yapmıştır.” sözleriyle Amerika’nın bu tutumunun diplomatik olmadığını belirtti. Trump’ın iktidara “Güçlü bir Amerika yaratma” vaadiyle geldiğini ve esas olarak bunu yapmaya çalıştığını ancak müttefiklik ilişkilerine zarar verdiğini kaydeden Sarıbay, Türkiye’nin haklı olduğunu ve bu haklılığın kendisine güç katacağını ifade etti.


Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl ÖZTOP (ANKASAM Danışmanı)

Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl ÖZTOP, Amerika ve Türkiye’nin daha önceki dönemlerde de kriz yaşadığını belirterek bakanlar hakkında gelen son yaptırım kararı sonrası bu sert dilin kontrollü olarak devam edeceğini vurguladı. Öztop, ABD’nin  onayından geçmek üzere olan yaptırımlarla ilgili olarak Türkiye’nin endişelerinin anlaşılması gerektiğini; ayrıca FETÖ’nün Amerika’da olması ve iade süreçleri gibi durumların krizi daha da derinleştirdiğini belirtti. Dr. Öztop, Amerika ile tarihteki en kritik kriz dönemini yaşadığımızı vurguladı. Rahip Brunson olayında Türkiye’nin taviz vermeyeceğini kaydeden Öztop, “Evrensel hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak olan ‘Amerika’nın baskısı sonucu Rahip Brunson’un tutukluluğunun ev hapsine çevrildiği’ algısı bir kesim tarafından ifade edilmiş ve dış basında da bu şekilde yansıtılmıştır. Türkiye, bunun da önüne geçmek adına ilkeli bir dış politika izleyecektir” sözlerini kaydetti. Yaptırımların ciddileşmesi konusunda karşılıklı pazarlıkların söz konusu olabileceğini söyleyen Öztop, benzer bir durumun Soğuk Savaş döneminde de yaşandığını hatırlattı. Öztop, Türkiye’nin en çok eleştiri aldığı noktanın yargı süreci olduğunu dile getirerek “açık mahkeme” tavsiyesinde bulundu.


İrfan SAPMAZ (CNN TÜRK Haber Koordinatörü)

İrfan Sapmaz, Amerika ve Türkiye ilişkilerinin Brunson kriziyle üst noktaya taşındığını ancak burada esas amacın rahip değil, Türkiye’nin dış politik yükselişi olduğunu ifade etti. Sapmaz, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı BRICS zirvesinde, Çin ve Rusya ile yapılan görüşmeler sırasında ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in sosyal medyadan yaptığı açıklamalar, krizin dayanak noktasıdır. Mevzu, Türkiye’nin gücünü perçinlemesinden kaynaklanmaktadır. Afrin operasyonları, Türk-Amerikan ilişkililerinde ciddi bir dönemeçti ve geri adım atılmadı. Brunson olayı bunlara bahane gösterildi. İlişkilerde odak nokta Türkiye’nin gücünü arttırmasıdır.” açıklamasında bulunarak Rahip Krizi karşısında Ankara’nın geri adım atmayacağını belirtti. Öte yandan Bakanlar hakkında verilen yaptırım kararı için Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinde tansiyonu yükseltici açıklamalardan kaçındığını dile getirerek karşıdan gelen tepkilere göre kademeli olarak hamlelerde bulunacağını kaydeden Sapmaz, yaptırımların devam edebileceğini de sözlerine ekledi.


Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

Büyükelçi Uluç Özülker, Brunson olayının Türkiye ve ABD arasındaki sorunlar yumağının içinde yer alan ikincil öneme sahip bir konu olduğunu söyleyerek ABD ile ilişkilerin ekonomik, askeri ve siyasi anlamda sıkıntılı olduğunu belirtti. Brunson olayında ise ABD yönetiminin Evanjelist olduğuna ve bu sebeple de Yahudilerle yakın ilişki kurduklarına vurgu yapan Özülker, “Trump, Ortadoğu’da Netanyahu’yu inanılmaz şekilde destekliyor, üstelik de bölgede hem Suriye hem de İran’la ilgili birtakım organizasyonlar için sıkıntılı adımlar atmaktadır.” ifadesiyle coğrafyada yaşanan sıkıntıların mezhepsel boyutuna dikkat çekti. Emekli Büyükelçiye göre, Amerika’nın şu anda yapmış olduğunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Özülker, “İlk başta Brunson’ı serbest bırakma noktasına gidecek bir süreç başlamış gibi gözükmekteydi ama artık, Türkiye’nin kendi prestijinden geri adım atma durumu kalmamıştır” sözleri ile dış politikada kararlı olunması yönünde görüş belirtti.

Büyükelçi Özülker, Amerika’nın, F35’lerle ilgili attığı adımlarda ikircikli olduğunu ve Türkiye’ye verilecek kredilerle ilgili olarak kısıtlayıcı bir tutum sergilediğini ifade ederek hem mali hem de askeri alanda Türkiye’nin üzerinde baskı kurulmaya çalışıldığını belirtti. “Önümüzdeki sonbaharda hem Rusya hem de İran’a yönelik ambargolar ağırlaştırılacaktır. Bir yandan da Amerika, İran’daki ambargoya uyulması yönünde Türkiye’yi baskılamaya çalışmıştır. Münbiç olayında da görüldüğü gibi Amerika ile tam bir güvence elde edemedik. Diğer taraftan Esad ile de sıkıntılar söz konusudur.” açıklamasında bulunan Özülker, “Bölgede, İran-Rusya-Türkiye üçlüsü olmadan barışçıl adımlar atılamayacağı ortadayken; ABD, Türkiye üzerinde yeni bir baskıyla ortaya çıkmaktadır” açıklamasında bulundu.

Trump’ın İran meselesi, iç ve dış politikada baskı altına girmesi ve İsrail’in son zamanlarda sert söylemlerde bulunması gibi nedenler doğrultusunda kendini kamuoyu önünde aklayabilmek adına böyle bir adım attığını ifade eden Özülker, bu gelişmenin Türkiye’nin egemenlik haklarına bir tecavüz olduğunu belirtti.  Ankara’dan gelen ilk açıklama müzakere yönünde olurken, ardından yapılan açıklamalarda Türkiye’nin mütekabiliyet esası vurgulanmıştır. Özülker, halihazırda sıkıntılı ilerleyen Türk-Amerikan ilişkilerinde Brunson meselesinin büyütülmesini kasıtlı gerçekleştirilen bir çaba olarak yorumladı ve şu noktada Türkiye’nin de meşru müdafaa hakkının doğduğunu sözlerine ekledi.

Amerika’nın önceden beri “Benim sözümü dinlemeyen benim müttefiğim değildir” yaklaşımıyla hareket ettiğinin altını çizerek bundan sonra Türkiye’nin atabileceği alternatif adımları değerlendiren Özülker, BRICS’e işaret etti. Büyükelçi, diğer yandan da Amerika-Türkiye ilişkilerinin bozulması halinde en büyük zararı NATO’nun göreceğini ve bu anlaşmazlığın Rusya’yı memnun edeceğini de sözlerine ekledi.

Özülker, “Ortadoğu’da İran ve Türkiye’nin olmadığı bir ortamda çözüm yoktur. Bu ortam barışçıl bir sonuca gidemez. Özetle, yeni bir dünya düzeni kurulmaktadır ve Türkiye de yeni dünya düzeninde yerini alacaktır.” açıklaması ile dengelerin değiştiğini vurguladı.


Dr. Öğr. Üyesi Muharrem EKŞİ (ANKASAM Danışmanı)

Dr. Öğr. Üyesi Muharrem Ekşi, Türk-Amerikan ilişkilerinin dönem dönem krizler yaşadığını ve Brunson olayının da bu krizlerden biri olduğunu ifade etti. Dr. Ekşi, ABD’nin söz konusu olay üzerine yoğunlaşmasının Amerikan iç siyasetinin bir ürünü olduğu tespitinde bulundu. Mevcut tabloyu Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinden önce iç politika üzerinden dış politika yapımı stratejisinin Türkiye üzerinden uygulanması olarak değerlendiren Ekşi, Trump’ın ülkedeki evanjelistlerin oyunu almayı amaçladığını belirtti. Ekşi “Bu kriz, Türkiye ve ABD ilişkilerindeki kırılma noktalarından biridir. Bu da 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkilidir. Brunson, rahip kimliğinden dolayı değil, casusluk gerekçesiyle yargılanmaktadır.” açıklamasıyla yıllardır süregelen müttefiklik ilişkilerinin ciddi anlamda zedelendiğinin altını çizdi. Dr. Ekşi, Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkisinde, Truman Doktrinine kadar “eksen ülke” olduğunu ancak Suriye krizi ile artık “oyun bozucu” ülkeye dönüştüğünü dile getirerek Türkiye’nin artık kendi dış politik çıkarlarına göre hareket ettiğini ve Washington’ın bu durumdan rahatsız olduğunu belirtti. Türk-Amerikan ilişkilerinin hep inişli çıkışlı bir seyir izlediğini kaydeden Ekşi, “Rahip Brunson olayı da bu kırılma noktalarından biri olmakla birlikte tek başına değerlendirilememektedir. Bundan önceki en büyük kırılma noktası ABD Başkanı Johnson’ın mektubu olmuştur. Ancak Mike Pence’nin tehdit açıklaması bu mektupla mukayese edildiğinde tehditkâr söylem düzeyinde ilktir ve daha ağırdır.” değerlendirmesinde bulunmuş ancak ilişkilerin dayanağı NATO olduğundan yaşanan durumun iki ülke ilişkilerini koparabilecek nitelikte olmadığını belirtmiştir. Amerika’nın Bakanlara yaptırım uygulaması hamlesini de değerlendiren Ekşi, “Söz konusu bakanların yurt dışında hesabı olmadığı yoktur, ancak bu durum Türkiye’ye bakanlar üzerinden Rahip Brunson’ı bırakması yönünde verilen bir mesajdır. Yaptırım devlete değil şahsa uygulanmak istenmiştir. Amerika burada ikili ilişkileri korumuştur. Öyle Kıbrıs Barış Harekatı’ndaki gibi bir ambargo değildir.” ifadesiyle söz konusu gelişmenin göz dağı vermek amaçlı atılan bir adım olduğunu kaydetti.


Umut ARIK (Emekli Büyükelçi)

Büyükelçi Umut Arık, Brunson krizini değerlendirirken, durumun Türkiye-Amerika ilişkileri açısından tamamen hukuksal ve yargı önündeki bir sorun olduğuna dikkat çekti. Siyasal beyanların hangi kaynaklar gelirse gelsin bir öneminin olmadığını çünkü yargının “bağımsız” olduğunu vurgulayan Arık, Amerika ve Türkiye ilişkilerinde gerginlik yaratan tek konunun Pastör Brunson olmadığını ifade etti. Büyükelçi Arık’a göre söz konusu ilişkiler açısından iki ana konu önem arz etmektedir. Bunlardan birincisi, Türkiye’nin savunma ihtiyaçları dolayısıyla Rusya’dan almak üzere teşebbüse geçtiği S400 füzeleri sorunudur. Bu konu Amerika’yı doğrudan ilgilendirmemekle birlikte Amerika’nın müdahale edebilme cesaretinde bulunduğu bir alandır. İkinci başlık ise Türkiye-İran ilişkilerinde ABD’nin İran yaptırımlarının dışında hareket etmesi konusudur ki burada da ABD’nin kendisi İran’la ilişkilerine devam etmektedir. Arık’a göre; Amerika’nın Türkiye’yi İran üzerinden baskılamaya çalışması hususu bölgesel ilişkiler noktasında kabul edilemez bir durumdur. Çünkü Türkiye, İran’la gerek tarihi gerekse uluslararası ilişkiler açısından Ortadoğu’da ortaya çıkan ve dış müdahalelerden doğan konularda temasta bulunmak zorunluluğunu hissedecektir. İlişkilerin ekonomik yönünü de analiz eden Arık, Türkiye’nin İran’dan gaz ve petrol alımının senelerdir devam ettiğini ve Amerika’nın bu duruma herhangi bir boykotla karşı çıkmasının mümkün olmadığını ifade etti.

Bakanlara yaptırım meselesiyle ilgili olarak Trump Hükümeti’nin bu kararı almasını ve Amerikan Senatosu’nun F-35 bütçe sisteminin ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesini önemli gelişmeler olarak değerlendiren Arık, “Amerika’nın daha akıllıca hareket edeceği düşünülürken konu yönetimin en üstünde bulunan Trump’a ve destekçilerine kalıyor. Buna karşılık bu kararda ısrar edilir ve kaldırılmaz ise mütekabiliyet esası çerçevesinde Türkiye’nin seri kararlar alması gerekecektir.” sözlerini kaydetti. Mevcut gelişmeyi uluslararası olarak ve hatta Amerika ve Türkiye açısından da son derece hukuk dışı bulan Arık, Amerika’nın siyasal yaptırımlarla hukuki konularda gelişme sağlama çabasını eleştirerek Brunson konusunda Türk yargısının etkilenmemesi gerektiğini dile getirdi.

Yazarın diğer yazıları