Türk- Alman İlişkilerinde Gerginlik Yılı 2016

Gün geçmiyor ki Türkiye ve Almanya arasında yeni sorunlar ve gerginlikler ortaya çıkmasın. Şu bir gerçek ki 2016 yılı Türk-Alman ilişkileri açısından gerginlik yılı olarak literatüre girecektir. Peki Ankara ve Berlin arasında neler oluyor? 2016 yılında iki ülke ilişkilerini geren en önemli olay hiç kuşkusuz 2 Haziran’da Alman Federal Meclisi tarafından kabul edilen Ermeni olaylarına ilişkin tasarı.  Berlin’in attığı bu adım Türkiye’de büyük üzüntü yarattı. Bu karar niçin 1915 yılı olaylarının 100. yılı olan 2015’te değil de 2016 yılında çıktı? 2015 yılında Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck Alman Meclisi’nde 1915 olayları nedeniyle gerçekleştirilen anma toplantısında bir soykırımdan bahsetmişti ve Yeşiller Partisi “Ermeni Tasarısı” hazırlayarak Meclise sunmaktan son anda vazgeçtiği için bu yasa tasarısı 2016 yılının Haziran ayında Türk-Alman ilişkilerinin gündemine bomba gibi düştü. Peki bu yasa tasarısı neler öngörüyordu?:

  • Türk ve Ermeni hükümetlerini, durma noktasına gelen ilişkilerin normalleşme sürecini canlandırmaları için cesaretlendirmek;
  • Türkiye’de kısa süre önce başlayan ve Ermeni kültürünün korunmasına yönelik çabanın devam etmesi için uğraşmak;
  • Geçmişle hesaplaşarak Türkiye ile Ermenistan arasında barışın sağlanmasına, ilişkilerin iyileştirilmesine hizmet eden çalışmalar yürüten bilim insanlarına burslar vermek, bunu yapan sivil güçleri desteklemek;
  • Ermenilerle Türkleri geçmişle hesaplaşmak suretiyle karşılıklı tarihi suçları affetmeye ve barışmaya götürecek yönde çaba harcamak;
  • Alman halkı olarak Ermenilere 1915/1916’da uygulanan sürgün ve neredeyse tamamının yok edilmesiyle sonuçlanan saldırılarla ve Almanya’nın rolüyle yüzleşmek.

Alman Federal Meclisi tarafından onaylanan bu tasarının içeriğini incelediğimizde bazı sorular akla takılıyor:

Almanya neden 100 yıl geçtikten sonra tarihteki kendi rolü ile yüzleşme kararı aldı?

Türkiye ve Ermenistan arasındaki süreci normalleştirmek ve canlandırmak Alman Meclisi’nin işi mi?

Türkiye’deki Ermeni kültürünü koruma görevini Alman Meclisi neden kendi üzerine almış durumda?

Bu sorulara bulunacak cevaplar ne Türk-Alman ne de Türk-Ermeni ilişkilerine katkı sağlayacak durumda görünmüyor. Bu nedenle söz konusu tasarının ortaya çıkışı ve zamanlaması Ankara ve Berlin arasındaki ilişkileri zedelemekten başka bir işe yaramamakta. İki ülke arasındaki ilişkileri biraz olsun yumuşatmaya çalışan Alman Başbakanı Angela Merkel, Eylül ayında yaptığı bir konuşmada Alman Federal Meclisi’nin kabul ettiği tasarının herhangi bir bağlayıcılığı olmadığını ifade ederek Türkiye’nin gönlünü almaya çalıştı.  Aslında 2016’nın Mart ayında Türkiye ve Avrupa Birliği arasında mülteciler ile ilgili varılan mutabakat başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği üye ülkelerini çok mutlu etmişti. Almanya Başbakanı Angela Merkel varılan mutabakat sonrası Türkiye sayesinde Avrupa Birliği’nin yasadışı göçü önleyebileceğini ve mülteci krizine bir çözüm bulduklarını ifade ederken Türkiye’nin mülteci konusunda anahtar bir ülke olduğunun bilincindeydi. Fakat görünen o ki Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye’nin öneminin farkında olan Almanya’nın Türkiye politikasında attığı adımlar bu doğrultuda değil. Türk-Alman ilişkilerinde 2016 yılında bir diğer gerginlik unsuru da Almanya’nın 15 Temmuz darbe girişimine verdiği tepki. Şu bir gerçek ki Alman medyası, Alman kamuoyu ve Alman politikacılar 15 Temmuz darbe girişimin Türkiye için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu, darbe başarılı olsa Türkiye için ne kadar büyük bir felaket getireceğinin farkında değillerdi. Almanya’nın 15 Temmuz konusunda verdiği tepkilerle, bu konuda sınıfta kaldığını söylemek zorundayız. Ancak 1,5 ay sonra Alman yetkililer bu hatalarının farkına vardılar. Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel 15 Temmuz darbe girişimine yönelik Almanya’nın Türkiye’ye desteğini daha güçlü bir şekilde göstermesi gerektiğini ifade etti. Almanya’dan Türkiye’ye 15 Temmuz sonrası ilk resmi ziyaret Kasım ayında Bakanlık düzeyde gerçekleşti. 14 Kasım’da Almanya Dışişleri Bakanı ve büyük bir ihtimalle Almanya’nın gelecekteki Cumhurbaşkanı olacak isim Frank Walter Steinmeier Ankara’yı ziyaret ederek Türk-Alman ilişkilerinde geç kalınmış bir adımı attı. Oysa aynı Alman yetkililerin başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere, Suriyeli mülteciler krizi söz konusu olduğunda Türkiye’yi çok daha sık ziyaret ettikleri de bir başka gerçektir. 2016 yılında Türk-Alman ve aynı zamanda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini olumsuz açıdan etkileyen bir diğer unsur da Ankara ve Brüksel arasında yürütülen müzakere sürecidir. Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki müzakere süreci 3 Ekim 2005 tarihinde başladı ve günümüze kadar 16 tane müzakere faslı açıldı ve 1 tanesi de geçici olarak kapatıldı. İlginçtir ki aynı tarihte yani 3 Ekim 2005’te Avrupa Birliği Hırvatistan ile müzakerelere başladı ve Hırvatistan 1 Temmuz 2013 tarihinde Avrupa Birliği’nin 28. üyesi oldu. Avrupa Birliği üye ülkelerinde başta Almanya ve Avusturya olmak üzere Türkiye’ye yönelik eleştiriler gün be gün artış gösteriyor. Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) politikacıları Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakereleri durdurmasını talep etmekte. Görünen o ki Türkiye ve Almanya arasında ilişkiler 2016 yılında hiç olmadığı kadar gerginleşmiştir.  Bu gerginlik azalacağına artarak devam etmektedir. Bu nedenle ikili ilişkiler açısından 2017 yılından da çok büyük bir umut yoktur. Almanya’da 2017 Eylül ayında genel seçimler yapılacaktır. Bu çerçevede Türk-Alman ilişkilerini 2017 yılında da zor bir dönem beklemektedir. Zira seçim sürecinde siyasi partilerin Türkiye söylemlerinin sertleşeceği bir gerçektir. Aşırı sağcı parti olan Alternative für Deutschland (AfD ) 13 Ekim 2016 tarihinde yapılan bir anket sonucunda %13 oy oranı ile Alman Meclisi’nde üçüncü parti konumundadır. Merkez partiler olan CDU/ CSU ve SPD, Alternative für Deutschland partisinin seçmenlerini kapabilmek için Türkiye söylemlerini sertleştirecekler. Sonuç olarak Türkiye ve Almanya arasındaki gerginliği azaltabilmek için şu noktalara dikkat edilebilir:

  • İki ülke arasındaki siyasi diyalog artırılmalıdır
  • Track II diplomasi yoğunlaştırılmalıdır
  • Medya ilişkileri tekrar gözden geçirilmelidir
  • İki ülke arasındaki sivil toplum ilişkileri güçlendirilmelidir

Ne Türkiye Almanya’dan ne de Almanya Türkiye’den vazgeçmek istemez. Önemli olan iki ülke ve iki toplum arasındaki yanlış bilgileri ve yanlış algılamaları ortadan kaldırmaktır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Mustafa Nail ALKAN
Prof. Dr. Mustafa Nail ALKAN
ANKASAM Avrupa Birliği Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz