Trump’ın İran Politikası Rejim İçi Hesaplaşmayı Tetikler mi?

Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı olması, İran’ı uluslararası kamuoyunun gündeminden düşmeyen farklı bir konuma taşımıştır. Zira Tahran, Trump’ın dış politikadaki çıkışlarının ana hedefi olmakta ve Washington-Tahran hattındaki gerginliği arttıran tahrik edici açıklamaların sonu gelmemektedir. Trump’ın İran’a yönelik radikal çıkışlarında, kendi karakterindeki tutarsızlık etkili olsa da en az onun kadar belirleyici olan bir diğer husus da ABD’nin iç siyasetidir. Nitekim Cumhuriyetçiler, 6 Kasım 2018 tarihinde gerçekleşecek olan ara seçimlere hazırlanmakta ve Trump da çeşitli hesaplar yaparak hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da üstünlüğünü korumaya çalışmaktadır. Bu da ABD Başkanı’nın dış politikayı kullanarak kendi tabanını kemikleştirme çabalarının temel gerekçesidir. Dolayısıyla Beyaz Saray’ın İran’a yönelik çıkışlarını, Amerika’nın iç politik durumundan bağımsız düşünmek mümkün değildir; çünkü Trump, iktidarını sürdürmek ve 2020 yılında da yeniden seçilmek arzusundadır. Bu bağlamda Cumhuriyetçilerin 2020 stratejisinin, 2016’da Demokratların adayı olan Hillary Clinton’ı destekleyen evanjelistlerin oylarını kazanmak üzerine kurulu olduğunu söylemek mümkündür.

Bu bağlamda evanjelistlerin, Trump yönetiminden İran’ın vurulmasını istedikleri bilinse de 18 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Washington, İran’a karşı herhangi bir askeri operasyon planlanmadığını ilan etmiştir. Bu belge, 8 Mayıs 2018 tarihinde ABD’nin Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) çekilme yönündeki kararıyla birlikte okunduğunda, Washington’un İran stratejisi net bir biçimde anlaşılmaktadır. Trump’ın İran politikası, askeri operasyonlara kıyasla çok daha az maliyetli olan bir yönteme dayanmaktadır ve Amerika, ekonomik yaptırımlar uygulayarak rejime yönelik baskıyı arttırmak istemektedir. Şüphesiz bu planın arkasında, zaten iktisadi bir enkazla yüzleşen Tahran’ın yaptırım baskısını aşamayarak halk ayaklanması yoluyla yıkılacağı düşüncesi vardır. Yani Beyaz Saray, kaleyi içerden fethetmek istemektedir.

İran’ı toplumsal olayları kullanarak yıkma düşüncesi, 2017 yılının Aralık ayının son günlerinde gerçekleşen ve 42 vilayete yayılan protestolarda somutlaşmış ve 8 ayı aşan süre zarfında, İran’ın çeşitli şehirlerinde çok sayıda gösteri düzenlenmiştir. Protestolar, İran’ın genelinde ciddi bir ayaklanma pratiğinin oluştuğunu göstermesi sebebiyle oldukça önemlidir. Anlaşılacağı üzere, henüz ABD yaptırımlarının tam olarak yürürlüğe girmediği dönemde bile, Tahran ciddi bir baskı hissetmiştir. Üstelik aşamalı olarak yürürlüğe giren yaptırımların ekonomik baskısının Kasım ayından itibaren tamamen hissedileceği düşünüldüğünde, İran’daki ekonomik tablonun daha da ağırlaşacağını öngörmek mümkündür.

Diğer taraftan nasıl ki Washington’un İran politikasını ABD’nin iç dinamiklerinden bağımsız yorumlamak hatalı bir değerlendirmeye yol açacaksa, İran’daki protestoları da İran’ın iç dinamiklerinden bağımsız düşünmek doğru olmayacaktır. Zaten Washington’un planı da bu iç dinamikler üzerine kuruludur. Zira İran’daki huzursuzluklar dışarıdan kışkırtılıyor olmasına rağmen; sorunların temelinde rejimin ekonomi politikasının iflas etmiş olması yer almaktadır.

İran’daki gösterilerin temel gerekçesi, İran parasının dolar karşısında hızla değer kaybetmesi ve buna bağlı olarak artan enflasyondur.  Örneğin Nisan 2018’de %7.9 olarak açıklanan enflasyon, Trump’ın KOEP’ten çekildiği Mayıs ayında %9.7 seviyesine ulaşmıştır. Üstelik temel gıdalardaki enflasyon daha hızlı bir yükseliş eğilimi göstererek Nisan 2018’de %5 olarak kayda geçmiş ve Mayıs 2018’de %8.3 olarak tespit edilmiştir.[1] Bu vaziyet, Mart 2018 verileri doğrultusunda, işsizliğin %12.1 ve genç nüfustaki işsizliğin ise  %28.4 olduğu gerçeğiyle birlikte düşünüldüğünde, İran’daki protestoların iç dinamiklerini anlamak daha da kolaylaşmaktadır.[2]

Ülkedeki bu ekonomik tablo nedeniyle tepkisini dile getiren insanların iki temel eleştirisi bulunmaktadır. Bunların ilki, Ruhani yönetimine yönelik olup reformistlerin söz verdikleri ekonomik değişimleri gerçekleştirememeleri üzerinden şekillenmektedir. İkinci eleştiriyse, doğrudan rejim karşıtlığını körüklemekte ve rejimin “devrim ihracı” fikriyle şekillenen dış politikasının maliyetini gündeme taşımaktadır. Söz konusu eleştiriler, molla rejimi ile reformist iktidar arasındaki ayrışmayı da derinleştirmektedir; çünkü reformistlerin söz verdikleri düzenlemeleri hayata geçirememelerinin başlıca nedeni rejimin anayasal yapısıdır. Bu da dış baskının ve buna bağlı olarak da ekonomideki kötü gidişatın, rejim içi bir hesaplaşmayı tetikleyebileceği olasılığını gündeme getirmektedir.

Meselenin iç hesaplaşma boyutu incelendiğinde, rejimin elinin reformistlerden daha güçlü olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Ruhani’nin büyük bir başarı olarak sunduğu ve ülkeye yeni yatırımların gelmesinin önünü açtığını savunduğu KOEP’in başarısızlıkla sonuçlanması, rejimin reformistler karşısındaki en büyük kozuna dönüşmüştür. Nitekim rejim, mevcut durumu Ruhani’nin başarısızlığı olarak sunabilecek olanaklara sahiptir. Buna karşılık ekonomideki kötü gidişatı, rejimin kapalı yapısıyla ilişkilendiren reformistlerin yapabileceği tek hamle, yönetimi daha fazla liberalleştirmek ve Avrupalı şirketlere güven verecek piyasa koşullarını yaratmaya çalışmak olacaktır. Bu yönde adımlar atılacağının işaretleri de belirmiş ve Ruhani, İran Merkez Bankası’nın yöneticilerini değiştirerek ilk somut girişimde bulunmuştur.

Liberalleşme seçeneğine karşı, rejimin kozunun Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani olduğu öne sürülebilir. Bu bağlamda Süleymani’nin, Trump’ın tehditleri karşısında, “Eğer tehdit dilini kullanmak istiyorsa benimle konuşmalı, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile değil”[3] yanıtını vermesi de oldukça manidardır; çünkü Süleymani, Trump’ı eleştirirken Ruhani’ye de üstü kapalı olarak “Senden daha güçlüyüm.” mesajını vermiştir.  Bu da “Süleymani Modeli”nin masada olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Sonuç olarak Trump’ın İran’a yönelik stratejisi, İran’ı bir kırılmaya zorlamaktadır. Artan sokak eylemleri de bunu göstermektedir. Ancak bu süreçte yaşanması beklenen iç hesaplaşmada, rejimin eli sanılandan çok daha güçlüdür. Dolayısıyla Trump’ın stratejisi, rejimin yıkılmayıp daha sert ve militarist bir yapıya bürünmesine neden olabilir.


[1] “Iran-Economic Indicators”, Trading Economics, https://tradingeconomics.com/iran/indicators, (Erişim Tarihi: 03.08.2018).

[2] Aynı yer.                                                                                                                                                                        

[3] “İran’ın Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’den Trump’a: Ruhani’yi Değil Beni Tehdit Et”, Sputnik News, 26 Temmuz 2018https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201807261034461846-iran-kudus-gucu-suleymani-trump-ruhaniyi-degil-beni-tehdit-et/, (Erişim Tarihi: 02.08.2018).

Yazarın diğer yazıları