Trump’ın Dini Motifli Küresel Hegemonya Hedefi

ABD’de yapılan her başkanlık seçiminde, Müslümanlar farklı beklentiler içerisine girmektedirler. 2009 yılında Barack Hüseyin Obama’nın ABD Başkanı seçilmesi, Müslümanları çok ümitlendirmiştir. Fakat Obama dönemi, Müslüman ülkeler için hiç hayırlı olmamış; tam tersine bu dönemde o ülkelerde kan gövdeyi götürmüştür. Bilindiği üzere Obama, içe dönük bir siyaset izlemiştir. Başka bir ifadeyle, ABD’nin dış meseleleriyle fazla ilgilenmemiş ve dünyadaki ABD askeri varlığını azaltılmaya çalışmıştır. Bu siyaseti yüzünden de, tabiri caizse Ortadoğu’yu terör örgütlerine bırakmış ve bölge ülkelerinin birçoğunda kaos hakim olmaya başlamıştır.

ABD’nin yeni Başkanı Trump ise, Obama’dan farklı olarak seçim kampanyasında Müslüman karşıtı söylemler kullanmış; seçildiği takdirde Müslümanları başta ABD’de olmak üzere bütün dünyada zor günler bekleyeceği algısı yaratmıştır.

Trump’ın seçilip Beyaz Saray koltuğuna oturmasının üzerinden 100 günden fazla zaman geçmiştir. Bu süre zarfında Trump; Müslüman liderden Ürdün Kralı Abdullah, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Irak Başbakanı Ubadi, Filistin Başkanı Abbas gibi birkaç liderle  yüz yüze görüşmeler gerçekleştirmiştir. Bu durum, Trump’ın Müslümanlara karşı öngörülen nefretinin olmadığını, tam tersine terörle mücadelede Müslümanların yanında olacağını göstermiştir.

Trump, ABD Başkanı olarak ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a yapacağını açıklamıştır. Siyasi açıdan önemi göz ardı edilemeyecek bu ilk ziyaretin Müslümanların kutsal topraklarına ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’a gerçekleşecek olması, kendi içinde bir mesaj taşımaktadır: ABD’nin yeni Başkanı’nın Müslümanlarla hiçbir sorunu yoktur. Tam tersine, Müslümanlarla terör ve terörü destekleyenlere karşı mücadele işbirliği yapacaktır. Burada bahsedilen Müslümanların, İran ve güdümündeki tarafları kapsamadığını belirtmekte fayda vardır.

Trump’ın ayrıca Suudi Arabistan ziyaretinde Kral Salman, Körfez ülkeleri liderleri ve diğer birkaç Müslüman liderle başta terör meseleleri olmak üzere, Ortadoğu’nun durumunu görüşeceği de bildirilmiştir. Bu görüşmelere, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Suudi Arabistan Kralı tarafından davet edildiği haberlere yansımıştır.

2015 yılında, Suudi Arabistan liderliğinde teröre karşı bir Müslüman ordusu kurulmuştur. Bu ordu bazı analistler tarafından, “Müslüman NATO’su” olarak nitelendirilmektedir. ABD, bu orduya lojistik ve istihbarat desteği sağlamaktadır. Trump da seçildikten sonra bu ordu projesini desteklediğini birkaç basın toplantısında dile getirmiştir.

Trump’ın bu orduyu desteklemesinde temel gayesi, Ortadoğu’daki terör örgütlerini bertaraf etmek düşüncesi ve aynı zamanda Ortadoğu’da ABD’nin çıkarlarını tehdit eden her türlü gücün -özellikle İran güdümünde olan Şii milisleri- önünü kesme isteğidir. Böylece ABD, Ortadoğu’da hâkimiyet sağlamış olacaktır.

Trump’ın Müslüman ordusunu desteklemesinin altında yatan bir başka sebep de, ordunun silahlandırılması için Suudi Arabistan kasasından büyük bir sermaye çıkacak olması ve ABD’nin de bu sermayeden pay almak istemesidir. Bu durum, Trump’ın dış siyaseti yürütürken sermayeye ne kadar önem verdiğini gözler önüne sermektedir.

Trump’ın Ortadoğu gezisindeki ikinci durağın ise İsrail olacağı açıklanmıştır. Trump, daha seçim kampanyaları sırasında, İsrail’in ebedi başkenti olarak Kudüs’ü tanıdığını dile getirmiştir. Hatta ABD’nin eski başkanları gibi, ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma sözü vermiştir.

Trump’ın seçilmesine en çok sevinenler, ABD’de yaşayan Yahudiler olmuştur. Çünkü Trump’ın, İsrail’e büyük bir sempati duyduğu bilinmektedir. Yeni Başkan, İsrail-Filistin Sorunu’nu çözmek için çalışacağını da bildirmiştir. Bu doğrultuda atacağı adımlar henüz bilinmese de, İsrail’in isteği dışında herhangi bir şey yapacağı beklenmemektedir. Fakat Trump’la görüştükten sonra Filistin Başkanı Abbas’tan gelen, “Ben Trump’ın arabuluculuğuna güveniyorum.” açıklaması, Trump’ın Müslüman politikası ile birlikte değerlendirildiğinde, bu hususta da sürpriz adımların gelmesi muhtemeldir.

Trump’ın İsrail’e olan desteğini sürekli dile getirmekteki gayesi ise, küresel hegemonya hedefini geçekleştirmek için ABD başta olmak üzere dünyadaki tüm Yahudi lobisi ve sermayesini arkasına alma isteğidir.

Trump’ın üçüncü durağı ise Vatikan olacaktır. Daha önce, Trump’la Katoliklerin ruhani lideri arasında bir gerginlik yaşanmıştır. Trump’ın ABD–Meksika sınırına bir duvar inşa etmek istemesi, Papa’nın ciddi eleştirilerine maruz kalmasına sebep olmuştur. Trump’ın Vatikan’ı ziyaret edeceği ilk ülkeler listesine almasındaki hedefi, Papa ile mevcut tatsızlığı gidermek ve aynı zamanda desteğini almak istemesidir. Böylece, Hıristiyan alemiyle ilişkilerini güçlendirebilecek ve Hıristiyan Avrupa’nın sempatisini kazanabilecektir. Bu doğrultuda da, yurtdışı gezisinin son durağı İtalya’daki NATO toplantısı olacaktır.

Sonuç olarak, “agresif” Başkan’ın dünya dengelerinde yaratacağı etki tam olarak öngörülemese de, üç büyük din arasında bir denge kurmaya çalıştığı daha şimdiden anlaşılmaktadır. Bu bağlamda yapacağı ilk yurtdışı ziyaretleri büyük ipuçları vermektedir. İlk olarak, Suudi Arabistan ziyaretinde Müslümanlarla itiffak yaparak, ABD’nin Ortadoğu’daki küresel hegemonyası tehdit eden unsurları ortadan kaldıracaktır. İsrail ziyaretinde ise, yukarıda belirtildiği gibi, dünya Yahudi lobisini ve sermayesini arkasına alacaktır. Vatikan ziyaretinden de Avrupa ve Hıristiyan dünyasıyla ilişkilerini daha güçlü hale getirerek çıkacaktır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

İbrahim NASSIR
İbrahim NASSIR
1988 yılında Sudan’ın Kassala şehrinde doğmuştur. İlkokulu ve liseyi Kassala’da okuduktan sonra Sudan – Türkiye arasındaki anlaşma kapsamında lisans eğitimini almak için 2008 yılında Türkiye’ye gelmiştir. 2013 yılında Türkiye Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi’nden lisans derecesini almıştır. Türkiye–Afrika ilişkileri konusunda bir çok panel ve konferensa konuşmacı olarak katılmıştır. Uluslararası alanda bir çok akademik çalışmada bulundu. Ulusal düzeyde çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılmıştır. Yüksek Lisansını Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkileri Bölümü’nde yapmaktadır. Afrika, Ortadoğu ve İran Çalışmaları başlıca ilgi alanlarını oluşturmaktadır. İyi derecede İngilizce ve Türkçe bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,714TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz