Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Trump’ın Amerikası

Obama ile Trump’ın görev değişiminin yapıldığı Ocak ayındaki törenlerde medya ve dudak okuma uzmanları ikili arasında nelerin konuşulduğu ve her iki liderin beden dilinin neyi anlattığı konusu üzerine yoğunlaşmışlardı. Bunlardan birinde Trump’ın Obama’ya “yaptıklarını ve senin izini en kısa sürede sileceğim” dediği anlatılıyordu. İlk zamanlarda bunun nasıl olacağı merak ediliyordu. “Obama Care” olarak bilinen sağlık reformunu ortadan kaldırmaya çalışan Trump değişiklik teklifini hemen hazırladı. Ancak hala bu değişiklik teklifinin Kongre’den geçip geçmeyeceği belli değildir. Bununla birlikte Trump’ın uluslararası politika açısından sert çıkış yaptığı bir diğer konu da Paris İklim Antlaşması’ndan çekilme kararını G7 zirvesinde duyurması Avrupa ülkeleri ile olan gerginliğin belirginleşmesine yol açmıştı.

Krizin ABD içinde ve dışında olmak üzere iki ayrı boyutu ve çok farklı yansımaları vardır. Öncelikle tarafların belirlenmesi gerekmektedir. ABD Başkanı Trump her ne kadar bütün ABD’yi temsil ederek konuşsa da ABD içinde ve hatta eyaletler nezdinde güçlü bir şekilde Trump ve Cumhuriyetçi Parti karşıtı olan kesimler mevcuttur. Örneğin; New York, California ve Washington gibi eyaletler Cumhuriyetçi Parti’nin politikalarını asla onaylamamakta ve bunlara ABD’deki federal yapının izin verdiği yasal sınırlar çerçevesinde direnmektedir. Konunun uluslararası alandaki yansımalarına gelince, ABD’nin Avrupa ile kötüleşen ilişkileri savunma haricinde bir de ticari ve ekolojik politikaları da etkilemektedir. NATO içindeki çatlak Avrupa’nın kendi savunma oluşumunu tamamlaması sürecini hızlandıracaktır. Fakat Trump’ın ekonomik büyüme ve iklim değişikliği konusunu nasıl bağdaştırdığı farklı bir şekilde ele alınmalıdır.

Olayı daha iyi anlayabilmek için Trump’ın bakış açısını ve iktidara geldiğinde verdiği sözlerin ABD’nin büyük ticaret ortaklarıyla olan ilişkilerine yansımalarını anlamak lazım. Trump’ın sert tavır aldığı ilk ülke Çin olmuş ve bunu Almanya takip etmişti. Her iki ülkenin de ortak noktaları ABD’ye satmış oldukları malların almış oldukları mallardan daha fazla olmasıdır. Trump, ekonomik krizi ABD’nin ihracattaki payının düşmesine bağlamaktadır. Özellikle de Almanya gibi ithalat ve ihracat dengesinin Almanya lehine olduğu durumların ABD’nin çıkarlarına ters olduğunun altı çizilmişti. Trump işsizlik sorununa da ülkedeki istihdamı arttırmakla çözüm bulmaya çalışırken, çok fazla satılan malların üreticilerinin fabrikalar açmasını talep etmiş, aksi halde yaptırımlarla karşılaşabileceklerini belirtmiştir. Kısaca Trump, istihdam maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle nispeten daha ucuz iş gücü imkanı sağlayan Meksika ve Latin Amerika ülkelerine yönelen Avrupa ve Japonya kaynaklı firmaların ABD’ye geri gelmelerini sağlamaya çalışmaktadır.

ABD’nin Paris İklim Antlaşması’ndan çekilmesi konusu tam da bu açıdan önemlidir. Trump yönetimi ABD’deki yüksek istihdam maaliyetlerinin çevreci politikalar sebebiyle daha da yükseldiği görüşündedir. Çünkü Paris Antlaşması’ndaki sera gazı salınımının azaltılmasına yönelik yapılan taahhütlerin yerine getirilebilmesi için fabrikaların bir dizi standarda uyması gerekmektedir. Bu nedenle Trump bu durumun  ABD’ye yapılacak yatırımları engellediğini düşünmektedir. Trump yönetimi “make America great again (Amerika’yı yeniden büyük yapalım)” sloganıyla yola çıkarak ülkeyi dış yatırımlar açısından daha cazip hale getirmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken de çevre kirliliği konusunda hassas olunmayacağını açık bir şekilde dile getirmiştir.

İşte tam da bu noktada, Trump hem Avrupa ülkeleriyle hem de diğer ABD eyaletleriyle karşı karşıya gelmektedir. Başta Oregon, Washington, New York ve California gibi eyaletler olmak üzere ABD’deki birçok eyalet hükümet politikalarından bağımsız olarak çevreci politikalar geliştirmiştir. Hatta California eyaleti sera gazı salınımını birkaç yıl içinde sıfıra indirmeyi planlamaktadır. Oregon ve Washington gibi eyaletler ise konuyu daha da ileriye götürerek enerji dostu evler inşa edilmesi ve rüzgar ya da güneş enerjisine yönelme konusunda ciddi yatırımlar gerçekleştirmişlerdir. Trump’ın Paris İklim Antlaşması’ndan çekileceğini açıklamasının akabinde önce G7 ülkeleri, ardından da bu eyaletler tepki göstermiştir. New York, California ve Washington eyaletleri bir araya gelerek Birleşik Devletler İklim İttifakı’nı (U.S. Climate Alliance) oluşturmuşlar ve iklim konularında birlikte hareket etmeyi kararlaştırmışlardır. Bu üç eyalet Amerikan GSMH’nın 1/5’ini oluşturmaktadır. İleriki dönemlerde diğer eyaletlerin de bu ittifaka katılabileceği tartışılmaktadır. Bu ittifakın diğer bir özelliği de Trump karşıtı cephenin kurumsallaşması gibi görülmesinden kaynaklanmaktadır.

Birleşik Devletler İklim İttifakı’nın kurulmasına Avrupa ülkeleri de kayıtsız kalmamıştır. Bazı Avrupa ülkeleri iklim konularının federal hükümet yerine eyaletler düzeyinde görüşülerek karara bağlanabileceğini belirtmişlerdir. Görünen o ki Trump’ın çevre politikası bölünmenin kurumsallaşmasına ön ayak olmuştur. Bununla birlikte bir de Trump’ın azledilme sürecinin başlamasını talep eden çevrelerin sesini yükselttiği açıktır. Trump’ın iktidara gelmesiyle başlayan süreçte ABD’de meydana gelen gelişmelerin ABD’yi  ciddi bir şekilde kutuplaştırdığına şahit olmaktayız. Durumun ciddiyeti iklim anlaşmazlığıyla yeniden gündeme gelmiştir. Bunun ne kadar ileriye gidebileceği konusunu hep birlikte göreceğiz. Fakat ABD’nin  ciddi bir süreçten geçtiği ve uluslararası politikadaki rolünün yeniden belirlendiği aşikardır. ABD’nin  liberal imajına Trump’ın nasıl bir katkı yapacağını hep birlikte göreceğiz.

Yazarın diğer yazıları