Trump Yönetiminin CAATSA Hamlesi (14 Aralık 2020) Ne Anlama Geliyor?

Amerika Birleşik Devletleri, devletlerle işbirliğini güçlendirmeye ve çeşitlendirmeye dayalı bir dış siyaset izlediğinde angajman politikası üzerinden (askeri, siyasi, iktisadi ve kültürel) hareket etmeyi önemser. Ulusal çıkarlarına ve politikalarına ters düşen durumlar yaşandığında ise yaptırım politikasıyla muhatabını baskılama seçeneğine başvurur. Dolayısıyla, dış politikasında yaptırım kozunu sıklıkla kullanan devletler sıralamasında ABD liderliğini sürdürmeye devam etmektedir. Örneğin; ABD, “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’nı” (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act) 2 Ağustos 2017 günü yürürlüğe koyarak; Rusya Federasyonu, Kuzey Kore ve İran üçlüsünü bir kez daha yaptırıma maruz bırakmıştır.

Siyasi tarih perspektifinden zamanın ruhuna (2017) bakıldığında; I. Kuvvet olarak nitelendirebileceğimiz Kongre’nin, özellikle Rusya’ya karşı zorunlu yaptırımlar getirterek II. Kuvvet’i (Yürütme-Başkan) baskıladığı göze çarpmaktadır. Rusya’yı hedef alan bu yaptırımların ortaya çıkmasında ilkin; Kırım ve Doğu Ukrayna’da 2014’ten itibaren yaşanan gerilimlerin büyük etkisi olmuştur. Rus merkezli bu meydan okuma, Avrupa’nın güvenliğinin kırılganlığını ortaya çıkardığı gibi; NATO’nun da kendi içinde stratejilerini yeniden gözden geçirmesine zemin hazırlamıştır. İkinci olarak; ABD Başkanı Trump, daha Başkan adayı iken Rusya ile yakın ilişkiler kurma niyeti taşıdığını dünya kamuoyuna açıklamıştı. Bu açıklamalardan rahatsızlık duyan Kongre ve IV. Kuvvet (Medyanın büyük bir kısmı) harekete geçerek; Obama döneminde Başkanlık kararnamesiyle başlatılmış olan yaptırımları, CAATSA yoluyla sürekli ve zorunlu hale getirmeyi başarmışlardı. Bu duruma ilaveten; 2016 Başkanlık seçimlerinde Trump ve ekibinin Kremlin ile gizli bir işbirliği yaptığına dair iddiaların gün geçtikçe artması Rusya Soruşturmasının (Mueller) başlamasına neden olmuştur ve bu siyasi atmosfer de CAATSA’nın yürürlüğe girmesini kaçınılmaz hâle getirmiştir. Üçüncü olarak; Rusya’nın, İran ve Suriye siyaseti üzerinden Ortadoğu’daki varlığını güçlendirmesi, Washington’u rahatsız etmiştir. Son olarak; askeri seçenekler üzerinden Rusya’ya cevabın verilememesi, Washington’u iktisadi seçenekleri kullanmaya yönlendirmiştir. ABD, bu yasayla hem silah ticareti konusundaki liderliğini perçinlemek istemektedir hem de gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Rusya’yı iktisadi açıdan zayıf hale getirerek meydan okuma kapasitesini düşürmeyi amaçlamaktadır. Örneğin; ABD, S-400 hava savunma sistemi gibi yüksek düzeyli askeri ürünler ihraç eden Rus Rosoboronexport isimli şirketi “birincil nitelikte yaptırım” listesine eklemiştir.

ABD Kongresi, CAATSA’yı hazırlarken 231. Maddede ise; Rusya Federasyonu için veya onun adına savunma ve istihbarat alanlarında çalışan kişilerle bilerek “kayda değer işlem” yapan gerçek ve tüzel kişiler için de ikincil nitelikteki yaptırım seçeneğini geçerli kılmıştır. Yasada yer alan 235. Madde ise ABD Başkanı’nın en az beşini seçip uygulamak zorunda olduğu yaptırımları on iki maddede düzenlemiştir.

Trump yönetimi, S-400 hava savunma sisteminin satın alınmasından dolayı T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı’na yaptırım uygulayacağını 14 Aralık 2020 günü açıklamıştır. Bu yaptırımın ne anlama geldiği sorusu ana hatlarıyla aşağıda değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

“1-Bu yasada direkt bir şekilde hasım görülen devletler Rusya, Kuzey Kore ve İran’dır. Kongre, Rusya ile askeri işbirliği içinde hareket edebilecek devletleri de engelleyebilmek için ikincil derecede yaptırımları devreye koymuştur. Dolayısıyla bu yasa, Türkiye veya başka bir ülkeyi direkt hasım kategorisinde görmemektedir. Ancak bu yasadan kaynaklı yaptırım, Ankara-Washington arasında müttefiklik ruhuna tamamen aykırı olduğu gibi egemen bir ülkenin savunma ihtiyacı iradesine ipotek konulması anlamına da gelmektedir.

2-Türkiye, uzun bir süre ihtiyaç duyduğunu belirtip hava savunma sistemi satın almak istemişse de Washington’dan istediği şartlarda olumlu bir cevap alamamıştır. Bu dolaylı yaptırım üzerine Ankara, farklı alternatifleri değerlendirerek bu eksiği gidermenin yolunu aramıştır. Örneğin; 2017 yılı başlarında Türkiye’nin Rusya ile hava savunma sistemi satın alması konusunda görüşmelere başladığına dair haberler basında yer almaya başlamıştır. Ankara-Moskova arasında bu konuda anlaşma sağlandıktan sonra CAATSA yürürlüğe[1] girmiştir. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Amerikalı üst düzey yetkililer, Türkiye’nin S-400 alımını CAATSA 231. Madde kapsamında değerlendirilebileceklerini söyleyerek; müttefik bir devlete yakışmayacak şekilde yaptırım diline sıklıkla başvurmuşlardır. Kongre’nin de baskısıyla, ABD Dışişleri Bakanlığı 14 Aralık 2020 günü malumu ilan ederek CAATSA üzerinden NATO üyesi olduğu halde bir müttefiki ilk kez yaptırımlara maruz bırakmıştır ve diğer devletlere de bu emsal kapsamında dolaylı bir uyarıda bulunmayı hedeflemiştir. ABD, bu hamlesiyle askeri sanayisinin en önemli rakiplerinden biri olan Rusya’nın silah ticaretinde pazar payını yükseltme olasılığını engellemeye çalışmıştır.

3-ABD, Ankara’nın Haşhaş Ekimi Yasağını Kaldırması ve Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirmesi nedeniyle Şubat 1975’ten itibaren “Türkiye’ye yapılan tüm askeri yardımı, savunma malzemelerinin ve hizmetlerinin satışını, içerdiği teknik bilgiler de dâhil olmak üzere silahların, cephanelerin ve savaş gereçlerinin nakline ilişkin ruhsatları askıya aldığını” açıklamıştı. Kongrenin baskısıyla ortaya çıkan Türkiye’ye yönelik bu ambargo kararı görüldüğü üzere geniş ölçekli olup ancak 1978’in Eylül’ünde tam anlamıyla kaldırılabilmişti.

ABD’nin (Dışişleri Bakanlığı-Hazine Bakanlığı) 14 Aralık 2020 tarihli CAATSA üzerinden yaptığı hamlenin ise çerçevesi çizilmiş bir yaptırım özelliği taşıdığını ifade etmek gerekmektedir. Şöyle ki bu yaptırımın, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığını ve adı geçen kurumda üst düzey yetkili olan dört kişiyi hedef aldığı görülmektedir. İki sütun üzerinden değerlendirildiğinde; Savunma Sanayii Başkanlığı’na 235. Maddenin 1.2.3.4. seçenekleri üzerinden kısıtlamalar getirilmiş olduğu göze çarpmaktadır. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir ve diğer yetkililere ise 235. Maddenin 7.8.9.11.12. maddeleri kapsamında yaptırım uygulanmasına karar verilmiştir. 235. Madde kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı’na ve adı geçen yetkililere uygulanan yaptırımlar aşağıda ana hatlarıyla verilmiştir:

“-235. Madde (a) (2): Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasaklanmıştır;

235. Madde (a) (3): Savunma Sanayii Başkanlığı’na on iki aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasaklanmıştır;

235.  Madde (a) (1)): Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası (Eximbank) desteği yasaklanmıştır;

235. Madde (a) (4): ABD, uluslararası finans kuruluşlarının Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak krediler sunmasına olanak tanımayacaktır.

235.  Madde (a) (7), (8), (9), (11), ve (12): Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Başkan Yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesine ve ABD’deki mal varlıklarının dondurulmasına karar verilmiştir”.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı bir telefon görüşmesinde “yaptırımların hedefinin Rusya’nın önemli oranda gelir, erişim ve etki gücü elde etmesini önlemek olduğunu ve Türkiye ya da diğer herhangi bir ABD müttefikinin veya ortağının askeri kabiliyetleri ya da muharebeye hazırlık düzeyine zarar verme niyeti taşımadığını”  ifade ederek sınırlı bir yaptırım uyguladıklarını ima etmiştir.

4-Yukarıda da belirtildiği üzere Amerikalı yetkililer, CAATSA hamlesini sınırlı bir yaptırım şeklinde değerlendirmişlerdi. Ancak ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), S-400 hava savunma sisteminin alımını gerekçe göstererek, Türkiye’nin F-35 programından resmen çıkarıldığını 2019 yılında duyurmuştu. Dolayısıyla ABD’nin, S-400 sorunu nedeniyle Türkiye’ye yönelik ilk yaptırımını F-35 programı üzerinden gerçekleştirmiş olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Amerikalı yetkililer, her iki yaptırımda da S-400 hava savunma sisteminin, Amerikan askeri teknolojisinin ve personelinin güvenliğini tehlikeye atacağı yönündeki görüşlerinde ısrar etmişlerdir. Türkiye, bu çekincelere dair rasyonel çözüm önerileri sunduğu halde, ABD bu konuda olumlu bir dönüş gerçekleştirmemiştir. Müttefiklik ilişkisini zedeleyen bu adımların Joe Biden döneminde nereye varacağı? sorusunun cevabı dış politika aktörlerinin alacağı kararlarla ve o dönemin koşullarıyla yakından ilgili olacaktır. ABD’nin, yaptırım politikasını geleneksel hale getirme olasılığının yüksekliği, çok katmanlı Türk-Amerikan ilişkilerinde belirsizlik sürecini, kriz sürecine sürükleyebilecek risk potansiyeli taşımaktadır.

5-Kongre’nin büyük bir kısmı (Senato-Temsilciler Meclisi), Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle CAATSA üzerinden yaptırıma tabi tutulmasını partiler üstü bir bakışla değerlendirmiştir. ABD’deki Türkiye karşıtı lobilerin ve medyanın etkisi; ikili ilişkilerde sorun başlıklarına yakın zaman diliminde yenilerinin eklenmesi; Türkiye’nin, Rusya ve İran ile yoğun diplomatik temaslarda bulunarak bölgedeki sorunları çözmeye çalışması; özellikle Kremlin-Ankara arasındaki ilişkilerin projelerle çeşitlendirilmesi ve güçlendirilmesi, varoluşsal meselelerimizde Washington-Ankara hattı arasında menfaatlerin uzlaşamaması (Örneğin ABD’nin PYD terör örgütüne yaptığı yardımlar) gibi hususlar Kongre’de böylesi muhalif bir havanın oluşmasını kolaylaştırmıştır.

Kongre, Trump yönetiminin CAATSA 235. Maddede yer alan ikincil yaptırımları Ankara’ya karşı uygulamayı geciktirdiğini düşünerek gün geçtikçe baskısını artırmıştır. Hatta delegeler farklı teknikler üzerinden Başkan’ın önüne bu yasayı getirmeyi amaçlamışlardır. Şöyle ki; Kongre, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) olarak bilinen savunma bütçesi tasarısı içerisine CAATSA 235. Maddeyi de ekleyerek otuz gün içinde Başkanın, Türkiye’ye karşı yaptırım uygulamasını zorunlu hâle getirmeyi amaçlamıştır. Ancak Trump, bu geniş içerikli tasarıyı farklı gerekçeler göstererek veto edeceğini açıklamıştır. Bu açıklama üzerine mevcut yasanın onay sürecinin uzayabileceği ve Türkiye hakkındaki kararın Biden dönemine sarkma olasılığının bulunduğu basında yer bulmuştur. Bu tartışmalar sürerken, ABD Başkanı’nın olurunu alan Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı yetkilileri 14 Aralık 2020 günü CAATSA kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı’na yönelik yaptırımları açıklamışlardır ve Kongre’nin bu konudaki ısrarlı talebini resmiyete dökerek bu konudaki eleştirileri en aza indirmeye çalışmışlardır.

Sonuç olarak; Türkiye’nin, tarihsel süreçte direkt/dolaylı yaptırım politikalarına maruz kaldığı halde milli savunma alanında kendisini daha da güçlendirebilecek önemli projeler geliştirdiği görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye, günümüzde de bu gibi yaptırımlara karşı milli savunma sistemini ayakta tutabilecek iradeye ve bilgi birikimine sahiptir. Aynı şekilde Türkiye, güvenliğini tehlikeye atacak ve bölgesinde yok saydırılacak adımlara karşı da uyguladığı milli siyasetle uluslararası sistem içerisinde söz sahibi olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, Biden dönemiyle birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sayfa açılacağı ve tüm sorunların yeniden değerlendirileceği de bir realitedir. Bu sebeple Türkiye, ABD’nin yasama-yürütme-lobi-medya mekanizmalarıyla daha yoğun bir diplomasi trafiği gerçekleştirerek rasyonel/milli taleplerini ve batı-doğu ilişkilerinde dengeleyici bir unsur olduğunu bildirmesi önem arz etmektedir. ABD’nin de müttefiklik ruhuna yakışmayan yaptırım politikalarını bir kenara bırakıp, Türkiye ile diyaloga açık rasyonel bir modele geçmesi ilişkileri belirsizlik/kriz süreçlerinden uzak tutacaktır.


[1] CAATSA ikincil yaptırımları ilk kez Çin’e karşı uygulanmıştır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Mehmet Sait DİLEK
Prof. Dr. Mehmet Sait DİLEK
Dilek, 2000 yılında Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde Araştırma Görevlisi olarak görevine başladı. Adı geçen kurumda 2001 yılında Türkiye Cumhuriyeti Tarihi alanında Yüksek Lisansını, 2009 yılında ise doktorasını tamamladı. 2010 yılında Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim dalına Dr. Öğretim üyesi olarak atandı. 2015’te Siyasi Tarih alanında Doçentlik unvanı alan Dilek, Türk Dış Politikası, Amerikan Dış Politikası ve Amerika Tarihi gibi alanlarda kitaplar, makaleler ve bildiriler kaleme aldı. 2011 yılından itibaren Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanlığı yürüten Dilek, 2015-2016 yılları arasında ise İİBF Dekan Yardımcılığı görevini üstlendi.

BİZİ TAKİP EDİN

3,065BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et
0TakipçiTakip Et
289AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz