ANKASAM Haber-Analiz: Trump-Putin Zirvesi

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), 16 Temmuz 2018 tarihinde Helsinki’de gerçekleşecek olan Trump-Putin Zirvesi’yle ilgili olarak alanının önde gelen uzmanları, akademisyenleri, ANKASAM uzman ve danışmanlarının değerlendirmelerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Soğuk Savaş Döneminden bu yana ABD ve Rusya arasında devam eden diplomatik kriz; günümüzde ekonomi ve güvenlik gibi diğer unsurları da önüne katarak genişlemekte ve diğer ülkeleri de tehdit etmektedir. Bu kapsamda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, terörizm, göç ve islamofobinin global çevrede kendine taraftar bulması, çok kutuplu sistemde dengeleri oluşturan devletlerde de gündem konusu olmuştur. Özellikle Suriye ve İran üzerinden çatışmalarını sürdüren iki güç, ABD ve Rusya; bölgede huzurun sağlanması ve bir müzakere ortamı oluşturmak için söz konusu görüşmede bir araya gelecek.

Daha öncesinde Sovyet ve ABD’li liderlere ev sahipliği yapan ve bu sebeple “Tarafsız Bölge” görevi gören Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de; ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 16 Temmuz’da bir toplantı gerçekleştirecek. Bu buluşma, iki liderin diğer zirvelerden bağımsız olarak birebir görüşeceği ilk toplantı olacak.


Prof. Dr. İlter TURAN (Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)

Esas itibariyle ele alınması gereken meselelere bakıldığında bu görüşme, nezaket görüşmesini geçemezmiş gibi düşünülse de Trump’tan her zaman bir sürpriz beklenebilir. Suriye’de barışın sağlanması için mutlaka ABD ve Rusya’nın bir görüşme ve anlaşma yapması gerekmektedir. Durum belki de Ukrayna için de öyledir.  Fakat Putin’in izlediği politikalar konusunda taviz vermesini beklemek çok da gerçekçi gözükmüyor.

Suriye meselesinde ise konunun nasıl ele alınacağını henüz belirsizdir. Ama şu anda Esad hükümeti, giderek Suriye’nin daha fazla bölümüne hâkim olmaya başlamaktadır. Amerika’nın da sürdürülebilir bir ısrarı olduğunu mevcut aşamada söyleyemeyiz. O bakımdan Ruslar ve Amerikalıların anlaşması kuzeyde bazı bölgelere teminat verilmesi aracılığıyla ve daha sık konuşulmaya başlanan İran’ın gücünün bölgede azaltılması karşılığında bir ABD uzlaşması ortaya çıkabilir.

Ukrayna kanadında ise uzlaşı çok daha zor olacaktır. Orada iki ayrı dünyanın karşı karşıya kalması söz konusu olmakla birlikte tarafların da geri adım atması beklenmemektedir.


Prof. Dr. Tayyar ARI (Uludağ Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
atayyar@uludag.edu.tr

ABD ve Rusya tarafından silah indirimi konusunda basına yansıyan bir gündem oluşturulamamıştır. Şu an da silah indirimi noktasında özellikle nükleer silahlarda görüşmeler gerçekleştirilse de o konuda henüz bir hazırlık söz konusu değildir. Beklenilen durum, tarafların birbirleriyle sadece görüş teatisinde bulunacakları yönündedir. Ama bu durum yeni zirvelerin de başlangıcı olabilir.

Suriye meselesinde Rusya ile ABD’nin uzlaşabileceği noktalar vardır. Özellikle ABD; Rusya’yı, İran’ın Suriye’den tasfiyesi konusunda ikna etmeye uğraşmaktadır. Zaten güneyde özellikle İsrail sınırındaki Golan’a yakın olan Dera ve Kuneytra’da İran ve Hizbullah konusunda anlaşmaya varılmıştır. Dera, Ürdün’ün ve İsrail’in güvenliği için; Kuneytra ise doğrudan İsrail’in güvenliği için oldukça önemlidir. Rusya da buna destek vermiştir. Ama onun dışındaki bölgelerde Rusya’nın, İran’ın Suriye’den tamamen tasfiyesi konusunda anlaşmaya vardığı yönünde bir gelişme yoktur.

Ukrayna meselesi, İran ve Batı açısından hayatidir. Ukrayna tampon bölge olduğundan her iki taraf da ülkedeki etkinliğini sürdürmek isteyecektir. Ambargoların kalkması hususunda ise ancak Rusya’nın; Ukrayna’ya ya da İran’a verdiği destekten vazgeçmesi gibi durumlarla birlikte düşünülebilir. ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı ambargodan karşılıksız şekilde vazgeçmesi pek mümkün gözükmemektedir.

Amerika, “Müesses Nizam” denilen noktada Rusya ile ikili ilişkilerini iyi bir noktaya taşımak niyetinden uzakta olup ilişkilerin özellikle gergin olarak devam etmesini arzu etmektedir. Bu mantık devam ettiği sürece ambargoların da devam edeceği öngörülebilir. Helsinki görüşmesi bu kapsamda bir iyi niyet yaklaşımıdır; ancak altta rekabet kıyasıya devam etmektedir. Oysa iki ülke Çin’in dengelememesi konusunda anlaşabilirler. Sonuçta Çin-ABD-Rusya dengesine oturan bir dünya politikası söz konusudur. Şangay İşbirliği Örgütü çerçevesinde tarafların bu rekabeti işbirliğine dönüştürebilme iradesi de ortadadır. Rusya bu işbirliğini sabote edecek girişimlerde bulunmak istemeyecektir. Bu gelişmeler ışında, yapılacak zirveden ABD lehine bir sonuç çıkmayacağı söylenebilir.


Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)
sencerimer@gmail.com

ABD kanadında Trump, Rusya’nın seçtirdiği adam diye suçlanmakta ve sıkıntı yaşamaktadır. İşbaşına geldiğinden beri Rusya ile ilişkileri düzeltmek ve söz konusu devleti Çin’den ayırıp kendisine yaklaştırmak istemektedir. Bu şekilde ABD, kendine göre Rusya’ya iyilik etmiş olacak, Rusya da hem ambargonun negatif etkilerinden kurtulacak hem de teknolojik transferlerle güçlenecekti ancak bunlar gerçekleşmemiştir. Öte yandan Rusya, Trump’ın Ortadoğu politikası ile de ters düşmüştür. Helsinki görüşmesi de bir nevi bunun telafisi için yapılacaktır. Trump; Rusya’nın ekonomik sıkıntıları, Suriye konusunda da iç savaşın bitmesi mevzuu yanı sıra başlayan ticaret savaşları ve Çin ile Avrupa Birliği (AB) arasında yaşanan sıkıntıları da dikkate alınca Putin’i kendine yakınlaşması konusunda ikna etmeye çalışacak ama kolay olmayacaktır. Rusya’nın bazı şeylerden vazgeçmesi mümkün değildir. Örneğin, Suriye’de barışın temini ve toprak bütünlüğünün korunması ve Şangay İşbirliği Örgütü ile işbirliği, Rusya için önem arz etmektedir. Türkiye’de Türk Akımı, Almanya’da Kuzey Akımı projesi sayesinde Rusya’nın diğer ülkelerle diyalogu etkin olarak sürmektedir. ABD’nin, bu gelişmeler karşısında diğer ülkelere Rusya aleyhine çağrı yapması, Rusya görüşmesine gölge düşürecek hususlar olarak ifade edilebilir.

Ukrayna’nın Rusya ile olan ilişkisi tarihi süreçten bağımsız düşünülemez. Ukrayna’da çok fazla Rus asıllı vatandaş yaşamaktadır. Avrupa’ya giden Kuzey Akımı ve Türk Akımı gaz borularının geçtiği yer Ukrayna’dadır.  Ancak bu projelerle Ukrayna bir nevi by-pass edilmiştir. Ukrayna, ABD politikalarına uyarak yanlış yapsa da Rusya milli çıkarlarından vazgeçmeyecektir çünkü Rusya Federasyonu Balkanlaştırılmaktan ve parçalanmaktan korkan bir devlettir. Rusya, Batı’nın güçlenmesi sonucu bir tehditle karşılaşacağını düşünerek endişelenmekte ve bu da Rusya-ABD gerginliğini kalıcı hale getirmektedir. Dolayısıyla Helsinki görüşmesi ile mevcut sorunların çözüleceğini düşük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir. Rusya ve ABD kendi çıkarlarından vazgeçmeyecek ülkelerdir. Şu noktada Trump açısından bakıldığında asıl önemli mesele, Kasım ayında yapılacak seçimlerdir. ABD Başkanı, Senato ve Kongre’deki üstünlüğünü kaybetmemek adına bazı başarılara ihtiyacı duymaktadır. Bu kapsamda Helsinki, iç kamuoyuna yönelik algı yönetimi için yapılacak bir toplantı olacaktır.


Prof. Dr. Giray Saynur Derman (ANKASAM Rusya Danışmanı)
saynurb@marmara.edu.tr

Trump, en başından Rusya’ya taraf gibi gözükse de aslında ters düşmek istemediğini söyleyebiliriz. Diğer ABD liderlerine kıyasla, yaptığı çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda Trump’ın, Rusya ile yan yana olduğunu görüyoruz. Helsinki’de de aba altından sopa göstermek gibi de olsa, bu kez Suriye konusunda bir anlaşma söz konusu olabilir. Özellikle Ukrayna’da 2014 yılında yaşanan Kırım meselesinde, Rusya haksız şekilde işgalde bulunmuş ve bunun üzerine ambargolar uygulanmıştır. Rusya, söz konusu olayda yaptırım alsa da genel itibariyle ülkelerin kendisine karşı çıkamamalarındaki en büyük sebep, enerjidir. Bir de ülkeler Rusya’nın düşmanlığını kazanmak istememektedirler. Suriye’de ateşkes sağlanabilir ama Putin, Esad’ı; Trump, yerel hükümeti korumaktadır. Burada en önemli konu ise İran ve aslında füzeler meselesidir. İran ile Rusya işbirliği yaparsa ki şu zamana kadar öyleydi; olumlu adımlar atılabilir ama farklı gösteriler de çıkabilir.

Trump, AB’yi NATO’da savunma harcamaları konusunda eleştirse de asıl olarak kendisi Rusya ile yakın olmaya çalışmaktadır. Bu da aba altından sopa gösterdiğinin bir başka kanıtıdır. Özellikle Suriye konusunda Birleşmiş Milletler’de (BM), Rusya ve Çin’in veto etkisi vardır. Çin-İran-Rusya ilişkisi de bu açıdan önemlidir. Çin’in uzun süredir tanıtımını yaptığı İpek Yolu Projesi ile de ekonomik olarak tüm ülkeler etkilenecektir. Ancak süreç devam ederken Çin ile ABD’nin arası da açılabilir. ABD; Rusya ve Çin’in yakınlaşmasını bu sebeple istememektedir.

Ukrayna konusunda ise Rusya’nın geri adım atması beklenmemektedir. Putin, denge siyaseti açısından çok başarılı ve tecrübeli bir liderdir. AB ile ilişkileri iyi tutmak için geri adım atıyormuş izlenimi vererek bölgedeki kontrolünü sağlayacaktır. Batı’nın buradaki tüm politikaları, bu bölgenin NATO’nun kontrolüne girmesi yönündeydi. Amerika hegemon bir devlettir. ABD buradaki kartlarını uygularsa sorun olabilir ama o da Rusya’yı kaybetmek istemeyecektir. Dolayısıyla Ukrayna’nın stratejik bir ülke olması sebebiyle de Rusya’nın Kırım’ı boşaltması mümkün gözükmemektedir.


Dr. Dinmuhammed AMETBEK (ANKASAM Avrasya Masası Başkanı)
dimash192@gmail.com

16 Temmuz 2018 tarihine belirlenen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump görüşmesi, uluslararası politika açısından çok önemli bir gündem maddesidir. Bu görüşme, Soğuk Savaş sonrası Rusya’nın, “Büyük Güç” olarak geri dönüşünü simgelemektedir. Trump, hem iç hem de dış politikada sıkışık durumdayken bu yıl Mart ayında yeniden seçilen Putin ise iç ve dış politikada daha özgüvenli tablo çizmektedir. Görüşmenin Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenmesi de sembolik olarak dikkat çekicidir. Soğuk Savaş döneminde ülkenin tarafsız duruşundan dolayı ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) liderleri arasındaki pek çok görüşme burada düzenlenmiştir. Örneğin, Soğuk Savaş tansiyonunun inmesine sebep olan Avrupa’daki Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) da ilk toplantısı burada düzenlenmiştir. Bu kapsamda Rusya açısından bakıldığında eski günlerde olduğu gibi Rusya ve ABD dünya politikasına düzen verecek, haritaları dizayn edecek gibi algılanmaktadır. Bu da Putin’in itibarını daha da yükseltmektedir.

Görüşme ikili ilişkilerin sıkıntılı olduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. Ukrayna krizi, Rus diplomatların sınır dışı edilmesi, Suriye krizi, İran krizi ve Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar ülkeleri gergin hale getirmiştir.  Söz konusu konular iki lider arasındaki müzakere başlıklarını oluşturmaktadır. 1975 AGİT toplantısında olduğu gibi iki tarafın, Avrupa’daki gerginliği azaltma konusunda uzlaşabilme ihtimalleri söz konusudur. Zaten NATO zirvesinde Trump, teşkilatın yükünü tek başına taşımayacağını da açıkça belirtmektedir. Bu durumda Ukrayna ve Kırım konusunda da anlaşma yapılabilir ancak Suriye ve İran meselesinde Trump, Suriye karşılığında İran’ı isteyebilir. Rusya, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) kapsamında varılan mutabakata sadık kalacak ve petrol fiyatlarının sabit kalmasını sağlayacak; ABD de Rusya’nın G7’ye geri dönmesine yeşil ışık yakacaktır. Kısacası, Trump-Putin görüşmesi sadece bölgesel açıdan değil, Avrupa’dan Güney Asya’ya kadar pek çok ülkenin kaderini tayın etme olasılığını açısından da önem arz etmektedir. Sonuç olarak görüşme, Rusya’nın güçlenmesini ve ABD’nin daha da yalnızlaşmasını simgelemektedir.