Trump Doktrini: Yumuşak Güçten Sert Güce Dönüş

Trump Doktrini olarak da nitelendirebileceğimiz 18 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, ABD’nin rızaya dayalı hegemonya ve yumuşak güç anlayışını terk edip sert güç ve güvenlik politikasına ağırlık vereceği bir stratejiyi içeriyor. 1945 yılından itibaren kurduğu hegemonik düzenin artık ABD’nin çıkarlarına değil, Çin gibi beleşçi (free-rider) ülkelere hizmet etmesi nedeniyle uluslararası sistemdeki hegemonya pozisyonunu terk edeceğinin manifestosu olan bu belge, ABD’nin küresel sistemde kendisini hegemonya konumundan büyük güç konumuna hazırlamayı öngörmektedir. Çok kutuplu güçler dengesine göre değişen uluslararası sistemde ABD, artık liderlik pozisyonundan büyük güçler arasında kendisini birinci konumda olacak şekilde tasarlayan bir yönelime girdiği anlaşılmaktadır.

Çok Kutuplu Amerikan Sonrası Dünya

Bu bağlamda Trump yönetiminin hazırladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, 2008 yılında  Fareed Zakaria’nın Amerikan sonrası Dünya (The Post-American World) kitabının uygulamaya konduğunu göstermektedir. Uluslararası sistemde tartışmasız üstünlüğü ve hegemonik pozisyonunu kaybettiği vehmine kapılan ABD’nin bu strateji belgesiyle Amerikan hegemonyası sonrası dünyayı kendi çıkar ve tercihlerine göre yeniden şekillendirme çabası/amacını taşıdığı ileri sürülebilir. Küresel güç dengesinin değiştiği anlayışından hareket eden söz konusu belgeyle ABD, oluşmakta olan büyük güç mücadelesine kendini hazırlamaktadır. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte büyük güçler arasında hegemonya değil ama jeopolitik mücadelenin kızışacağı bir döneme girileceği anlaşılmaktadır. Yeni Dönemde uluslararası sistemi; ABD’nin hegemonya, yumuşak güç, Pax Americana ve düzen kurucu rolünü terk edip yükselen bölgesel güçlerle mücadeleye odaklanacağı bir süreç beklemektedir. Bu anlamda Trump Doktrini, Clinton ve Obama doktrinlerinin küreselleşme, demokrasi ve insan hakları gibi liberal değerlerini yansıtan anlayıştan kopuşu temsil ediyor. Başka bir deyişle, Trump Doktrini, küreselleşme karşıtı bir içerik taşımaktadır. Çünkü yayınlanan milli güvenlik belgesinde göstermelik olarak demokrasi ve insan haklarına değinilmiş, ağırlık realist güç mücadelesine verilmiştir. Bu bağlamda ABD’nin kamu diplomasisi ve yumuşak güç politikalarını terk ettiği sert güç ve güvenlik odaklı rekabetçi ve çatışmacı bir stratejiyi benimsediği söylenebilir.

Yine Yeniden Çevreleme Stratejisi

Trump doktrini, ABD’nin gelecekte kendini Çin ile çatışmaya hazırladığının işaretini vermektedir. Zira Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin odağını Çin oluşturmaktadır. Daha önceki doktrinlerde Çin, stratejik bir rakip iken şimdi meydan okuyucu kategorisine yükseltilmiştir. Dolayısıyla Çin, hegemonik bir rakip değil ama jeopolitik tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Belge, Çin’e karşı ABD’nin ekonomik baskılama, jeopolitik mücadele ve Soğuk Savaş döneminde Sovyetlere uygulanan çevreleme stratejisinin bu sefer Çin’e uygulanacağının işaretini vermektedir. Özellikle Asya-Pasifik’te Çin’in Japonya, Güney Kore, Avustralya, Hindistan, Filipinler, Tayland ve Tayvan ile çevrelenmesi düşünülmektedir. Böylece Çin’in başta Asya-Pasifik ve Afrika’da jeopolitik geri çekilmeye zorlanacağı ve ticari olarak savaş açılacağı öngörülebilir. Zira belgede ABD’nin kendini başta Çin olmak üzere yükselen güçlerle mücadeleye hazırladığının sinyali verilmiştir. Böylece ABD, 1945 yılından itibaren sürdürdüğü hayırhah-iyi huylu (benign) hegemonya politikasını terk edeceğini ve realist büyük güç mücadelesine odaklanacağını ilan etmektedir.

Hegemonya Krizi

Bu bağlamda yayınlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, ABD’nin yaşadığı hegemonya krizini yansıtmaktadır. ABD, artık kendisini tartışmasız küresel lider ve küresel hegemonya olarak görmemekte ve yükselen bölgesel güçlere karşı kendisinin zayıfladığını düşünmektedir. Çünkü kurduğu hegemonik düzenin artık kendisine değil, rakiplerine hizmet ettiğini düşünmektedir. Bu nedenle de neoliberal küresel sistem karşıtı bir pozisyon takınarak gelecekte artık üstünlüğünü kaybettiği Amerikan sonrası dünya için kendisini hazırlamayı içeren sert güç ve güvenlik odaklı rekabeti ve mücadeleyi artıracak bir strateji benimsemiştir. Bu da önümüzdeki süreçte büyük güçler arası mücadeleyi artıracak en önemli dinamik olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda küresel siyasetin temel çatışma dinamiğinin büyük güçler arası rekabet ve mücadeleye odaklanacağı söylenebilir. Çünkü küresel hegemon ABD, hegemonya konumunu kaybettiği vehmine kapılmıştır.

Dost-Düşman Ekseni

ABD’nin zayıflamasıyla birlikte oğul Bush döneminde başlatılan siyaseti dost-düşman eksenine indirgeme anlayışı, Trump döneminde daha yoğun biçimde hayata geçirilmektedir. ABD, kendisine rakip ve tehdit gördüğü düşman ülkelere (haydut devletler/şer ekseni) karşı dost ülkelerle ittifaklar kurma politikası izleyeceği gibi kendi çıkarlarına hizmet etmeyen ve politikalarını benimsemeyen ülkeleri de düşman kategorisine indirgeyeceği mesajını vermektedir. ABD’nin bu yaklaşımının Avrupa ülkeleri bağlamında Batı ittifakını zayıflatacağı öngörülebilir. Nitekim NATO’nun savunma harcamaları konusunda ve son olarak Kudüs meselesinde ABD ile Avrupalı müttefikleri arasında ayrışmanın derinleşeceği bir döneme girilmektedir. Öyle ki, Almanya Şansölyesi Merkel’in artık ABD’ye güvenilmeyeceği imasında bulunması, ABD ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ittifakın zayıfladığını gün ışığına çıkarmıştır. Özellikle ABD’nin Kudüs meselesinde olduğu gibi tek taraflı ve ben yaptım oldu anlayışıyla hareket edip Birleşmiş Milletler (BM)’de yalnızlaşmasının gösterdiği gibi küresel siyasetin realist güç mücadelesine odaklanacağı bir dönem girilmektedir. Bu yeni dönemde ABD’nin tek taraflı ve siyaseti dost-düşman eksenine indirgeyen yaklaşımının küresel güç mücadelesinde rekabet ve çatışmayı artıracağı ileri sürülebilir.

Jeopolitik’in Geri Dönüşü

Sonuç olarak Trump doktrini de diyebileceğimiz son yayınlanan Amerikan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin ana eksenini Çin oluşturmakta ve uygulanacak yöntemin de Soğuk Savaş döneminin meşhur çevreleme stratejisinin yer alacağı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda meydan okuyucu ve tehdit olarak konumlanan Çin’e karşı özellikle Asya-Pasifik ve Afrika’da jeopolitik mücadele yoğunlaşacaktır. Bu mücadelenin odağını ise Kuzey Kore’nin oluşturması beklenmektedir. Dolayısıyla ABD’nin Çin’i Kuzey Kore üzerinden baskılama, zayıflatma ve jeopolitik geri çekilmeye zorlayacak bir politika izleyeceği düşünülebilir. Diğer bir ifadeyle jeopolitik’in tekrar küresel siyasete geri dönüşünü göreceğiz. Çin haricinde İran da tehdit olarak tanımlanmakta ve ABD’nin Ortadoğu politikasının odağına İran yerleştirilmektedir. Buna göre İran’a karşı yine eskiden olduğu gibi çevreleme stratejisinin uygulanacağı ama bunun yanında Şii Hilalinde Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye’de Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulan Sünni blok ile zayıflatılmasının planlandığı söylenebilir. Son tahlilde Trump doktrini, yukarıda değinildiği üzere ABD dış politikasının önümüzdeki süreçte nasıl uygulanacağının ve hangi stratejilerin izleneceğinin ana hatları ve çerçevesini çizmiştir.

Yazarın diğer yazıları