“Tek Taraflı Barış Süreci” Filistin’de Uluslararası Hukuku Devreye Sokuyor

Filistin ve İsrail arasında müzakerelerin yeniden başlaması, müzakereler yoluyla sorunun çözülmesi gündemden uzakta olmaya devam ediyor. Taraflar, farklı alanlarda adım atarak taviz koparma, müzakerelere ilişkin önkoşullarını kabul ettirme çabasını güdüyor. Bu bağlamda mevcut dönemde Tel Aviv yönetimi, İsrail medyası, Filistin Otoritesi ve medyası ve hatta Hamas arasında farklı söylemler göze çarpıyor. Örneğin “iki devlet temelli çözümün bittiği” iddiaları dile getirilirken diğer taraftan İsrail’in işgaline son verilmesi söylemlerinde bulunuluyor ve Üçüncü İntifada’nın başlayabileceğine dair açıklamalar yapılıyor.

Bu farklılıkların yanında Filistin ve İsrail’in ortak noktası da bulunuyor: müzakere dışında adım atarak hedeflerini hayata geçirmek. Filistin, uluslararası hukuk çerçevesinde adım atarken İsrail ise “barış için toprak” formülünden uzak siyaset izlemeye devam ediyor. Filistin Otoritesi (FO) ve Filistin Kurtuluş Örgütü müzakerelerin tıkanıklığından hareketle uluslararası hukuka başvurarak İsrail işgaline son vermeyi ve “devleti kurmayı” amaçlıyor. İsrail ise eski ve yeni hedeflerini BM kararları gibi uluslararası hukuki ölçütlerden bağımsız gerçekleştirmek istiyor.

FO’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvurusu, BM’ye çözüme ilişkin karar önerisi sunması sembolik de olsa Mahmud Abbas yönetiminin çizgisini gösteriyor. Filistin, geçen sene İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısını, yerleşimlerin inşası gibi çeşitli konularda UCM’yi devreye sokmayı planlıyor. BM Güvenlik Konseyi ve kararları çözüm ve müzakere sürecinde temel alınmaya devam ediliyor. Konseye götürülen son tasarı kabul edilmese de 1967 sınırlarına geri dönülmesi, geri dönüş hakkı gibi temel konular gündemde tutuluyor. Adı geçen karar tasarısında 2017 itibariyle işgalin bitmesinin ve bir sene içerisinde barış görüşmelerinin tamamlanmasının vurgulanması, UCM’nin devreye sokulması ile İsrail’in işgalci statüsünün altı çiziliyor.

Buna karşılık Tel Aviv, Filistin’in çizdiği çerçevenin dışında tutum sergiliyor. İsrail devletinin Yahudi niteliğini tanıma girişimleri, işgal edilmiş topraklarda yerleşimlerin inşasına devam edilmesi bu bağlamda verilebilecek en önemli örnekler. Harem-ül Şerif’e ve Doğu Kudüs’e yönelik karşıt iddiaların öne sürülmesi gerginliğin müzakerelere ya da işgalin sona ermesine yönelik yeni koşullar doğurma hatta Üçüncü İntifada’nın başlama ihtimalini gündeme getiriyor. UCM’nin adımına karşılık Netanyahu hükümetinin Filistin yönetiminin Aralık vergi gelirlerini dondurma kararını alması gerginliğin artmasına ve Filistin’in tek taraflı adımlar atmaya devam edebileceğini gösteriyor.

Dış kamuoyunda iki devletli çözüme destek hâlâ mevcut fakat Filistin devletinin kurulmasına ilişkin yöntemlerde farklılık bulunuyor. Bugünkü tabloda Filistin’i tanıyan devlet sayısı 135 olarak belirtiliyor. Washington da iki devletli çözümü desteklerken Filistin’in tek taraflı adım atmaması gerektiğini yineliyor. Avrupa ise müzakerelere biran evvel başlanması gerektiğini düşünüyor ve sembolik adımlar atıyor. En son örnek çeşitli Avrupa parlamentolarının ve Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nun Filistin’i devlet olarak tanıma önerileri oldu. Sembolik olsa da iki devletli çözüme destek verildiğini gösteriyor. Öte yandan Hamas’a yönelik gelişmeler de yaşanıyor. Her ne kadar Avrupa’nın Hamas’a yönelik algısını değiştirmeyeceği belirtilse de Hamas, Avrupa Adalet Divanı AB terör listesinden çıkarıldı. Divan, yeterli delil sunulmadığını kaydetti. Yeterli kanıtın sağlanması durumunda örgüt yeniden listeye girebilecek.

Sonuç olarak; Filistin kendi bünyesinde attığı adımlarla ve uluslararası hukukun “sunduğu imkânlarla” sorunun iki devlet temelinde çözümünde ilerlemeyi hedefliyor. İsrail’in işgalci niteliğine vurgu yaparak müzakerelerin yanında somut bir duruma da dikkat çekiyor. Yerel yönetimlerin kapasite ve yetkilerini arttırmak, kardeş şehir bağıyla uluslararası ilişkilerden de yararlanarak devletleşme, kurumsallaşma gayreti içerisinde bulunuyor. Böylelikle işgale rağmen Filistin’de fiili bir siyasi ve idari yapı olduğunu göstermeyi amaçlıyor. UCM’ye yapılan başvuru ve niteliği de buna işaret ediyor. BM’ye sunulan karar tasarısı da çözümün iki devletten geçtiğini gösteriyor.

 

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Ceren GÜRSELER
Dr. Ceren GÜRSELER
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden onur decesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "The Islamic Rhetoric of the Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi)" başlıklı teziyle aldı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı" başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Afrika ve Arap Ülkeleri Araştırmacısı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dış İlişkiler Uzmanı, Çankaya Belediyesi'nde Dış İlişkiler Uzmanı olarak çalışmıştır. Afrika ülkeleri siyaseti, Afrika siyaseti, Filistin sorunu, self-determinasyon, siyasal İslam, uluslararası hukuk, terörizm ve Afrikalı-Amerikan çalışmaları başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz