Tahran-Erbil Hattında Referandum Çıkmazı

Iraklı Kürtlerle Irak’ın kuruluşundan günümüze kadar olan süreçte hep yakından ilgilenen ve iyi ilişkiler kurmaya çalışan İran, sürekli bir şekilde bu etnik grubu siyasi bir araç olarak kullanmıştır. Bu bağlamda sürekli Irak’taki iktidarlara karşı kullandığı Kürtlere yardımlarda da bulunmuştur. 1970 yılında (Şah dönemi) İran, Iraklı Kürtlere doğrudan silah ve finansal destek sağlamıştır. Tahran’ın sağladığı bu destek sayesinde Kürtler, Irak’ta Molla Mustafa Barzani liderliğinde Irak’ın kuzey bölgesinde geniş bir silahlı direniş hareketi başlatmıştır. Sağlanan destek, dönemin Irak Hükümeti’ni zor durumda bırakmış ve süreç 1975 yılında Irak-İran arasında Cezayir Antlaşması’nın imzalanmasına kadar uzamıştır.

Cezayir Antlaşması kapsamında İran, Irak’a ait Şattülarap’ta bazı tavizler karşılığında Kürtlere sağladığı bütün desteğini kesmiştir. Böylece İran ve Iraklı Kürtler arasındaki ilişkilerde ilk ciddi sorun 1975 yılında Cezayir Antlaşması’nın imzalanmasıyla yaşanmıştır. Fakat 1979 yılındaki İran İslam Devrimi’yle İran’da yeni bir dönem başlamış ve Eylül 1980’de Irak-İran arasında başlayan ve sekiz yıl devam eden savaş döneminde İran, Iraklı Kürtlerle tekrar irtibata geçerek onları Irak Hükümeti’ne karşı kullanmaya başlamıştır. İran, Kürt muhalif gruplarına farklı alanlarda yardım ederek KDP, KYB ve diğer Sünni İslam Kürt gruplarını topraklarında ağırlamıştır. 1992 yılında Irak’ın kuzey bölgesinde oluşan otorite boşluğundan yararlanılarak ABD ve bazı bölgesel güçlerin yardımıyla Erbil, Süleymaniye ve Duhok illerinin kontrolü Çekiç Güç’ün koruması çerçevesinde Iraklı Kürtlere geçmiştir. Bu tarihten itibaren Irak’ın kuzeyinde Kürt yönetiminde kurulan oluşum 2003 yılına kadar uluslararası denetim altında sağlanan koruma sonucu devam etmiştir. 2003 yılında ise Saddam rejiminin ABD tarafından devrilmesinin ardından Irak 2005 Anayasası’nda -1992 yılında temeli atılan- Kürt yönetimi, “Kürt Bölgesel Yönetimi” adında bir federe devlet olarak kabul edilmiştir. 2003-2013 yılları arasında Kürtler, Bağdat Merkezî Hükümeti’nden olabildiğince imtiyaz elde edebilmek için uğraşmış fakat 2013 yılından itibaren Erbil-Bağdat ilişkisi tamamen kopma noktasına gelerek ABD’nin baskısı sonucu sadece DAEŞ terör örgütüne karşı mücadele konusunda işbirliğine gidilmiştir.

2003-2017 Yılları Arasındaki Dönemde İran-Kürt Bölgesel Yönetimi İlişkisi

İran, Iraklı Kürt partilerle her zaman iyi ilişkiler tesis etmek istemiştir. Ama İran’ın kurmak istediği ilişkiler, İran nüfuzunun bariz olduğu bir çerçeveye oturtmaya yöneliktir. Tahran, bu konuda Süleymaniye ile olan sınır avantajını iyi değerlendirerek KYB, Değişim Hareketi, İslam Cemaati ve bir noktaya kadar Kürdistan İslam Birliği üzerinde büyük etkiye sahip olmuştur. Özellikle 2008 yılından sonra başlayan süreçle Ankara-Erbil arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin ardından Erbil-Tahran ilişkileri kötüye gitmiştir. Tahran, Kürt bölgesinde geniş nüfuza sahip ve en büyük Kürt partisi konumunda olan KDP ile ilişkilerini düzeltmek için çaba harcamasına rağmen Mesut Barzani, Tahran’a fazla yanaşmamıştır. Barzani’nin Tahran’dan uzaklaşarak Ankara’yı tercih etmesinin nedenlerinden biri 1975 yılında İran’ın, babası Molla Mustafa’ya karşı hareket edip ve onu tek başına bırakmasından dolayı bu ülkeye fazla güvenmemesidir. Böylece KDP-Tahran arasında her şeyden önce bir güven sorunu vardır. Tahran, bu meseleyi çözmek amacıyla Barzani’yi birkaç defa doğrudan Tahran’a davet etmesine rağmen bu davetlere Barzani’den olumlu yanıt gelmemiştir. Mesut Barzani’nin İran’a karşı soğuk davranmasının bir diğer nedeni de İran’ın Bağdat Merkezî Hükümeti üzerinden Erbil’e yaptığı baskılardır.

Çünkü 2003 yılından bu yana Irak’ta iktidarda bulunan Şii parti ve grupların tamamı İran yanlısı isimlerden oluşmaktadır. Bağdat Merkezî Hükümeti’nin Kürt Bölgesel Yönetimi’ne karşı attığı her olumsuz adım, Barzani tarafından bunun aynı zamanda İran tarafından gerçekleştiği şeklinde kabul etmektedir. Bu da iki taraf arasındaki ilişkiyi sarsan bir diğer sorundur.

Barzani’ye karşı İran’ın öncülüğünde iki yıl önce Değişim Hareketi aracılığıyla başarısız bir beyaz darbe girişiminde bulunulmuştur. Doğrudan Barzani’nin hedef alınması, KDP’nin sert tepkisine neden olmuş ve Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasal yaşamı felç edecek adımlar atması sonucunu beraberinde getirmiştir. Bir yandan merkez Bağdat’ın Kürt bölgesine ayrılan bütçeyi kesmesi ve diğer yandan Kürt Bölgesel Yönetimi’nde yolsuzlukların boy göstermesi gibi önemli nedenlerden dolayı, KDP’nin kontrolü altında olan Kürt Bölgesel Yönetimi hem ekonomik hem de siyasal açıdan zor duruma düşmüştür. Mesut Barzani de Kürtler arasında itibarını korumak ve yönetimdeki başarısızlığı unutturmak için elinde bulunan son kozunu kullanmaya yönelmiştir. Barzani, Kürt Bölgesel Yönetimini Parlamentosu felç edildiğinden kendi başkanlığında Goran ve İslam Cemaati hariç diğer Kürt parti ve grupları ile 7 Haziran 2017 tarihinde bir araya gelerek, 25 Eylül 2017 tarihinde referanduma gitme kararı almıştır.

Barzani’nin Referandum Kararı Meşru mu?

25 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan referandumun herhangi bir hukuki dayanağı yoktur. Çünkü 2005 Irak Anayasası’na göre Kürt Bölgesel Yönetimi 2003 yılındaki coğrafyası itibariyle Irak Federal Cumhuriyeti çerçevesinde bir federe devlet olarak tanınmaktadır. Bağdat Merkezî Hükümeti ile Erbil arasında üzerinde anlaşma sağlanmayan bölgeler ise ihtilaflı bölgeler olarak tanınmaktadır. Bu bölgelerin Merkeze veya Erbil’e bağlı ya da bağımsız bir federe devlet şeklini alacakları meselesi ise anayasada düzenlenmiştir. Fakat anayasa bu bölgelerin geleceğini belirleyen çözüm yöntemini bir takvime tabi tutup yıllar önce çözülmesi gerekirken maalesef belirlenen tarihlerde ihtilaflı bölgelerin statüsü belirlenmemiştir. Anayasada belirlenen takvimin uygulanmaması, Kürt Bölgesel Yönetimi’ne buralarda tek taraflı karar alması hakkını tanımaz. Diğer yandan Irak Parlamentosu, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin referanduma gitmesine izin veren herhangi bir yasa veya karar almamıştır. Ayrıca mevcut Irak Hükümeti’nin de Irak’ın toprak bütünlüğünü ilgilendiren ve tek taraflı karar alabileceği yönünde yetkili olduğuna dair yasal herhangi bir temeli bulunmamaktadır.

Kürt Yerel Yönetimi Parlamentosu da referandumun gerçekleştirilmesine yönelik herhangi bir karar veya yasa çıkarmamıştır. Üstelik Kürt Bölgesel Yönetimi Parlamentosu’nun çalışmaları KDP tarafından bloke edilmiştir. Parlamento başkanı Dr. Yusuf Muhammed’in Erbil’e girişi iki yıl önce KDP güçleri tarafından engellenmiş ve böylece parlamentoya ölüm kurşunu KDP tarafından sıkılmıştır. Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasal yaşamı sarsan bu gelişmelerde İran’ın büyük rolü vardı. Özellikle Goran, KYB’ye mensup bazı isimler ile İslamcı grupları üzerinde sahip olduğu geniş nüfuzu aracılığıyla Tahran, KDP ve Mesut Barzani’ye karşı baskı uygulamış ve sonunda olaylar yukarıda işaret ettiğimiz noktaya kadar gelmiştir.

Referandumun hukuki dayanağının olmaması yanında referandum kararını alan tarafın da böyle bir yetkisi yoktur. Mesut Barzani, Kürt Bölgesi başkanı sıfatıyla bazı siyasetçiler ile bir araya gelerek böyle bir adım atmıştır. Barzani’nin her şeyden önce Bölge başkanlığı görevinin meşruluğu tartışmalıdır. Çünkü 2015 yılından itibaren yasal olarak Barzani’nin görev süresi sona ermiştir. Bugüne kadar Barzani zor kullanarak görevinde kalabilmiştir. Barzani’nin görev süresi dolmamış olsaydı bile referandum yapma kararı alma yetkisi yasal olarak bulunmamaktadır.

Sonuçta, referandumun yapılmasına dair karar vermek her şeyden önce 2005 Irak Anayasası’na aykırıdır. Bu karar, Irak’ın anayasada belirlenen siyasi sistemi kapsamında toprak bütünlüğünün korunması vurgusunun ruhuna aykırıdır. Diğer yandan Irak’ın egemenliğini ilgilendiren konularda görüş bildiren tek mercii Irak Parlamentosu’dur. Referanduma hukuki çerçeve verme bakımından önemli olan bir diğer makam da Kürt Bölgesel Yönetimi’nin yerel parlamentosudur. Bu parlamento da felç edilmiş durumda olup siyasi iç çekişmelerden dolayı yerel düzeyde ciddi problemler yaşanmaktadır. Bu sorunların beraberinde getirdikleri kriz yerel Kürt parlamentonun işleyemez hala gelmesidir.

İran’ın Referanduma Karşı Çıkma Nedenleri

İran, 1979 yılından itibaren Irak’ı kendi kontrolü altına alma girişimlerinde bulunmuş, bu gayesi, sekiz yıl Irak ile savaşa girmesinin nedenlerinden biri olmuştur. Zayıf bir birleşik Irak modeli oluşturma stratejisi İran’ın Irak’ a yönelik dış politikasının temelini oluşturmuştur. 2003 yılı sonrası İran bu stratejisini büyük ölçüde uygulayabilmiş ve günümüz itibariyle zayıf, güvenlik ve ekonomi alanlarında büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalan bir Irak oluşturulmuştur. Üstelik oluşan zayıf Irak’ta İran, geniş siyasi, ekonomik ve kültürel nüfuza sahiptir. Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir oluşumun kurulması, İran’ın bu ülkede sahip olduğu nüfuz alanın daralmasına neden olacaktır. Çünkü kurulması planlanan bağımsız oluşumda Barzani’nin liderliğinde KDP büyük nüfuza sahip olacak ve Tahran-KDP arasındaki gergin ilişkilerden dolayı da kurulacak muhtemel herhangi bir yapı İran’ın çıkarı aleyhine olan bir durum yaratacaktır.

Kürtler ve İsrail arasındaki iyi ilişki ve İsrailli üst düzey yetkililerin doğrudan ve açıkça referandumu desteklemeleri ve referandum sürecinde mali yardım yapmaya bile hazır oldukları yönünde açıklamalar yapmaları İran’ın ciddi bir şekilde rahatsız olmasına neden olmuştur. İran’ın referanduma karşı çıkmasındaki diğer neden de İsrail’in Kürtlerle olan stratejik ve iyi ilişkisidir.

Bu konuyla ilgili olarak İran İslam Devrim Rehberi Ali Hamaneyi’nin danışmanı Ali Ekber Vilayeti, Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devletinin kurulması Ortadoğu’da ikinci bir İsrail’in kurulması anlamına geldiğini söylemiştir. Bir diğer karşı çıkma sebebi de, İran’ın İsrail ile komşu olmak istememesidir.

İran, ihtilaflı bölgelerin Kürtlerin kontrolü altına geçmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Kerkük, Musul, Diyale, Hanekin ve Selahaddin gibi illerde bulunan ihtilaflı bölgeler İran için çok önemli ve stratejik konuma sahiptir. Kerkük, hangi tarafın kontrolüne geçerse o taraf ekonomik, enerji ve coğrafi konum bakımından üstünlük elde edecektir. İranlı yetkililer Kerkük’ü kaybetmemek için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu kapsamda İran kendine yakın KYB’ye mensup yetkilileri Kerkük’te önemli görevlere getirmeye çalışmıştır. Kerkük valisi Necmettin Kerim bunların başında gelir. Selahaddin, Diyale ve özellikle Hanekin bölgesi hem İran’a sınır olarak yakın olması hem de ekonomik ve enerji bakımından sahip olduğu yeraltı zenginliklerinden dolayı İran’ın hedefleri arasında yer almıştır. Bu bölgeler, İran’ın Irak üzerinden Suriye’ye geçiş güzergahı bakımından da büyük öneme sahip olmasından dolayı İran, bu bölgelerin Kürtlerin kontrolüne geçmesine engel olmaktadır. Olası bir Kürt oluşumunun kurulması, İran için hayati önem taşıyan bu bölgelerin Kürtlerin kontrolü altına geçme endişesini doğurur. İhtilaflı bölgelerin Kürtlerin kontrolü altına geçmesi İran’ı referanduma karşı tavır sergilemesine iten bir diğer nedendir.

Irak’ta olası bir Kürt devletinin kurulması, diğer bölgelerin de benzer adımlar atabilme ihtimalini güçlendirecektir. Örneğin bu yönde adım atmaya müsait olan kesim Sünnilerdir. Kürt bölgesi bağımsızlığını ilan ederse Sünniler de aynı yönde adım atma potansiyeline sahiptir. Ayrıca sadece Sünniler değil; Türkmeneli kapsamında Türkmenlerin de bağımsız bir bölge talep etmesi muhtemeldir. Irak’ın bu tehlikeyle karşı karşıya kalması İran’ın bu ülkede sahip olduğu nüfuzunu doğrudan tehdit etmektedir. Üstelik bağımsız bir Sünni oluşumun kurulması İran’ın bölgedeki planlarını alt üst edecektir.

İran muhalifleri arasında güçlü konumda olan İran kökenli Kürtler, Tahran’ı devamlı olarak rahatsız etmektedir. Süleymaniye-İran arasında sınır bölgesinde İranlı Kürt muhalifler İran’a sızıp bazı eylemler gerçekleştirmektedirler. Tahran, Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerini kuzey Irak’taki İranlı Kürt muhaliflere destek sağlamakla suçlamaktadır. Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlığa doğru atacağı olası bir adım, İran’a karşı muhalif Kürtleri harekete geçirebilecektir.

İran’ın Referandumu Başarısız Kılmak Adına Attığı ve Atacağı Muhtemel Adımlar

İran, Kürtlerin bağımsızlıklarına yönelik atılan adımların başarısızlıkla sonuçlanmasını sağlamak için ciddi bir şekilde çalışmalara başlamıştır. İlk olarak Kürtlerin merkez Bağdat’ta güçlü bir konuma gelmelerini engellemiştir. Örneğin Bağdat Merkezî Hükümeti’nde önemli görevlerde olan Kürtler tek tek tasfiye edilmişlerdir. Kürt olan Genelkurmay Başkanı Babakir Zebari’nin istifasının ardından yerine Kürt olmayan başka bir Şii isim getirilmiştir. İran’ın Kürtleri tasfiye işlemlerini gerçekleştirmesi sadece Babakir Zebari ile sınırlı kalmamış, Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığında önemli görevlerde bulunan Kürt isimler tek tek uzaklaştırılarak tasfiye edilmişlerdir.

İran’ın Kürtlere karşı başlattığı ilk hamle görüldüğü gibi Bağdat’la başlamıştır. Tahran’ın Kürtler üzerine baskıları bununla sınırlı kalmayıp Erbil’i merkeze bağlayan en önemli bağ olan Kürt Bölgesel Yönetimi’ne tahsis edilen bütçenin tamamının kesilmesini sağlamıştır. Böylece Kürt bölgesi 2013 yılından itibaren çok ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Çünkü o tarihte, 2003 yılında kurulan Kürt-Şii ittifakı sona ermiştir. Diğer yandan KDP’nin doğrudan Ankara ile iyi ilişkiler kurması da Tahran’ın Bağdat üzerinden Kürtlere baskı yapmasına neden olmuştur.

İran’ın genel olarak Irak’a ve özel olarak da Kürt bölgesine karşı kullandığı önemli baskı araçlardan bir diğeri de sudur. Bu çerçevede İran, son on yılda kendi topraklarından Irak Kürt Bölgesi’ne akan nehirler üzerinde onlarca küçük baraj inşa etmiştir. Bunların dokuzu Küçük Zap Nehri ve on biri de Sirvan Nehri üzerine inşa edilmiştir. Geçtiğimiz Ramazan Bayramı, Haziran 2017 tarihinde Küçük Zap’tan Kürt bölgesine akan suyun tamamı yaklaşık 12 gün boyunca kesilmiştir. Büyük tepkilerin ardından İran suyu tekrar vermeye başlamıştır. Ancak İran’ın suyu haziran ayında bu şekilde kesmesi, Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bir uyarı mesajı niteliğindeydi. Eğer referandum meselesinde ısrar ederlerse su başta olmak üzere birçok baskı aracını kullanacağını açıkça dile getirmiştir. İleride İran’ın su kozunu Kürt Bölgesel Yönetimi’ne karşı daha sık kullanacağı öngörülmektedir.

İran, Kürt Bölgesi Yönetimi’ne bağlı sınır bölgesine ara sıra top atışı yapmakta ve bu bölgeyi havadan bombalamaktadır. Sert güç, Tahran’ın kullandığı ve kullanabileceği bir diğer seçenektir. İran Devrim Muhafızları’na mensup komutanlar, İranlı muhalif gruplar tarafından Kürt bölgesinden İran’a karşı düzenlenen saldırılardan dolayı defalarca Kürt Bölgesel Yönetimi’ni tehdit etmişlerdir. Referandum süreci ve bu süreç sonrası dönemde İran’ın askeri baskısının farklı boyutlarda devam edebileceği ihtimali yüksektir.

Kürt bölgelerin mevcut sınırları doğrudan İran yanlısı Haşdi Şabi milis güçleriyle temas halindedir. İran, Kürt-Şii arasında güvenliği ve huzuru bozma amacıyla bir çatışmanın çıkarılmasına zemin hazırlayabilir. Dolayısıyla Tahran, bu konuyu da Kürtlere karşı bir baskı unsuru olarak kullanabilir.

İran, ihtilaflı olan bölgelerde Yezidi, Hristiyan ve Şebek gençleri Haşdi Şabi milis güçlerine katmak amacıyla ciddi çalışmalar yürütmeye başlamıştır. Tahran’ın böyle bir adım atmasının temel nedeni, bu güçleri peşmerge güçlerine karşı kullanarak ihtilaflı bölgeleri Kürt bölgesinin kontrolü dışında tutmayı garantilemektir. Diğer yandan yine ihtilaflı bölgelerde mevcut Arap aşiretleriyle işbirliği için iyi ilişkiler kurmayı hedeflemektedir. Bu Arap aşiretleriyle kurulan işbirliği gelecekte Kürtlere karşı güçlü bir ittifak kurma bakımından önemlidir.

Tahran, PKK terör örgütünün Irak’taki varlığını hem Türkiye’ye hem de Barzani’ye karşı kullanmaktadır. Sincar’da PKK terör örgütü militanları KDP’ye karşı doğrudan tehdit unsuru haline gelmiştir. İran ve PKK terör örgütü arasındaki ilişkiler özellikle Irak’ta karşılıklı çıkar üzerine kuruludur. Bu çerçevede İran’ın, PKK terör örgütünü Iraklı Kürtlere karşı baskı aracı olarak kullanacağı öngörülmektedir. Ayrıca PKK’nın Sincar’a yerleşmesine İran yardımcı olmuştur. PKK terör örgütünün Sincar’da kalması Iraklı Kürtlere karşı baskı aracı olarak kullanma bakımından İran için çok önemlidir ve Tahran, PKK’nın burada uzun vadeli olarak kalması için çaba harcayacaktır.

Sonuçta Tahran, Erbil yönetiminin oldubittiye getirmeye çalıştığı referandum meselesine karşı seyirci kalmayacak; ekonomik, askeri ve siyasi alanlarda baskılarına devam edip zaman zaman bu baskıların dozunu artırarak hedeflenen bağımsız Kürt oluşumunun kurulmasına izin vermeyecektir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Muwafaq Adil OMAR
Dr. Muwafaq Adil OMAR
Lisans (2005) ve Yüksek lisans ( 2008) eğitimini ‘Saddam Sonrası Irak’ta Şiilerin Yeni Konumları ve Körfez Ülkeleri Üzerindeki Olası Siyasal Etkileri’ başlıklı tezi vererek Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Muwafaq Adil OMAR doktora programına Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası ana bilim dalında Doktora öğrencisi olarak halen devam etmektedir. Orta Doğu, Irak, Suriye, İran, Türkiye, Arap ülkeler ve Demokratikleşme üzerinde çalışmakta ve Arapça, Türkçe, Sorani Kürtçesi ile İngilizce dillerini bilmektedir. 2010-2012 yılları arasında Irak’ın Erbil kentinde bulunan Selahaddin Üniversitesi, Hukuk ve Siyaset Bilgiler fakültesinde öğretim görevlisi olarak Siyaset bilimler bölümünde; uluslararası teoriler, uluslararası ilişkilere giriş, siyaset bilimine giriş, siyasi tarih, siyasal sistemler ve hukuka giriş derslerini vermiştir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,714TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz