Suudi Arabistan’ın Iraklı Sünnilere Karşı Tutumu

Saudi King Salman attends the opening meeting of the Arab Summit in Sharm el-Sheikh, in the South Sinai governorate, south of Cairo, March 28, 2015. Arab League heads of state are holding a two-day summit to discuss a range of conflicts in the region, including Yemen and Libya, as well as the threat posed by Islamic State militants. REUTERS/Stringer - RTR4V96H

Saddam sonrası Irak’ta bölgesel ve küresel güçler, meydana gelen boşluğu doldurup pastadan en fazla payı almaya çalışmıştır. Irak, bu tarihten sonra bölgesel güçlerin çekişme alanına dönüşmüş, küresel ve bölgesel çıkar çatışmasına sahne olmuştur. ABD, İngiltere, Rusya ve diğer batılı ülkeler küresel güç olarak farklı yöntemlerle Irak’ta kurulan yeni siyasal sistemden yararlanma peşindeyken; İran, Suudi Arabistan gibi Irak’a komşu ülkelerle, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap Körfezi ülkeleri de bölgesel birer aktör olarak Irak’ta varlıklarını daha ilk günlerden beri hissettirmeye başlamıştır. ABD ile İran, Irak’ın kaderini belirleyen iki önemli aktör olmalarına rağmen bu ülkenin istikrara kavuşmamasını sağlayan önemli bir aktör daha vardır. Suudi Arabistan, Irak’a komşu olan en önemli ve etkili Arap Körfez ülkelerinden biridir. Suudi Arabistan ister açık biçimde ister üstü kapalı şekilde Irak’ta çeşitli faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu ülkenin petrol bakımından zengin olan bir ülke olması bakımından Sünni bazı radikal gruplara doğrudan maddi yardımlarda ve silah yardımlarında bulunmaktadır. 2003’ten bu yana Irak adeta bir radikal İslam gruplarının yuvası haline gelmiştir. Bu grupların büyük bir bölümü doğrudan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler tarafından desteklenmektedir. Bu gruplar, sadece maddiyat ve silah bakımından bu ülkelerden desteklenmemektedir, aynı zamanda özellikle Suudi Arabistanlı çok sayıda genç cihat adı altında Irak’ta silahlı radikal İslami gruplara katılmıştır.

Suudi Arabistan, her ne kadar İran gibi Irak’ta başarılı politikalar izleyip sağlam temeller üzerine nüfuzunu kurmasa da, Irak’ta istikrarın bozulması bakımından silahlı gruplara sağladığı yardımlar aracılığıyla büyük öneme sahiptir. Güçlü Şii devletinin kurulması ve bu Şii devletinin doğrudan İran’ın kontrolüne geçmesi, Suudi Arabistan için hayati bir tehlike niteliğindedir Suudi Arabistanlı yetkililerin Iraklı Sünnilere sağladıkları destekler, belli bir dönemden sonra olumsuz biçimde Sünniler üzerine yankılanmıştır. Sağlanan yardımlar düzensiz, plansız ve rastgele olduğundan Sünniler için birleştirici unsur olmaktan daha fazla ayrıştırıcı bir nitelik kazanmıştır. Bütün bunlara rağmen İran’ın ABD ile işbirliği çerçevesinde, Şiiler Irak’ta gün gittikçe daha güçlü konuma gelmiştir.. Durum o kadar kötü ivme kazanmıştır ki bugün Iraklı Sünnilerin bulundukları iller, tek tek ya IŞİD tarafından kontrol edilmiştir veya Şii milisler tarafından demografik yapısı değiştirilmiştir. Yaklaşık bir buçuk milyon Iraklı Sünni yerlerinden ve yurtlarından olmuşlardır. Anbar, Felluce ve Diyale gibi Sünnilerin bulundukları illerin alt yapıları neredeyse tamamen yok edilmiştir. Iraklı Sünnilerin bu duruma gelmesinde sadece Suudi Arabistan’ın Irak’a karşı izlediği yanlış politikalar olduğunu iddia etmek yerinde olmaz ama bu hatanın Iraklı Sünnilerin bu duruma gelmelerinin ana nedenlerinden en önemlisi olduğunu iddia etmek yerinde bir tespit olur.

Suudi Arabistan, Iraklılarla birden fazla ortak noktaları bulunmasına rağmen bunları iyi şekilde değerlendirememiştir. Örneğin Kral Abdülaziz Üniversitesi dünya sıralamalarına göre Arap ülkelerindeki üniversitelerin en iyisidir. Bu konuda Iraklı gençlerin burslu olarak Suudi Arabistan’daki bu gibi üniversitelerde okutulmaları gerekirdi. Bunun yanında yardım kurum ve kuruluşları ile Iraklılar arasına sızıp farklı faaliyetlerde bulunabilirdi. Ayrıca Suudi Arabistan, umre ve hac programlarını da en iyi biçimde değerlendirme kozunu elinde bulundurmaktadır. Ne yazık ki bu avantaj da Iraklılar arasında iyi biçimde değerlendirilmemiştir. As-Sadır grubu gibi Şii bazı gruplara Arapçılık üzerinden yaklaşıp iyi ilişkiler kurma şansı da mevcuttu. Bu yönde etkisiz bir uğraştan başka bir şey ifade etmemiştir. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol şirketi olan ARAMCO aracılığıyla özellikle petrol ürünleri bakımından Irak’ın birçok ihtiyacını karşılayabilirdi. Bunu yapsaydı hem ekonomik açıdan Irak’tan kâr elde ederdi hem de Iraklılar arasına sızmak için, niyetinin Irak halkına yardım etmek olduğu mesajını verebilirdi.  Irak’ı yeniden yapılandırma projelerine, farklı yöntemlerle Iraklı yetkililerle görüşüp önemli bazı projelere imza atabilirdi. Bunların hiçbiri yapılmamış ve iki ülke arasında İran’ın da kışkırtmalarıyla karşılıklı güven sağlanmadan soğuk ilişkiler kurulmuştur. Bunların gerçekleştirilmesi imkânsız bir adım değildir. En azından Sünnilerin bugünkü konuma gelmesi engellenebilirdi

Suudi Arabistan, Mart 2015’te İran’ın ne kadar tehlikeli olduğunu daha yeni fark edebilmiştir. Bu tarihte Suudi Arabistan’ın Yemen’deki nüfuzu tehlikeye girmişti. İran, Husiler aracılığıyla neredeyse Yemen’i kontrolü altına alacaktı ve bunun da büyük ölçüde gerçekleşebileceğini gördük. Artık Yemen de Irak gibi tamamen İran’ın kontrolü altına girmesini engellemek amacıyla Kararlılık Fırtınası Operasyonu’nu başlatmıştır. Yemen’deki durumu Irak’ta yaşanan gelişmelerle kıyaslamak doğru olmaz, fakat Yemen’de çatışan tarafların çoğu Irak’ta çatışan taraflarla aynıdır. Peki, burada Suudi Arabistan’ın Yemen’de başlattığı Kararlılık Fırtınası’na benzer bir askeri operasyonu Musul Operasyonu sırasında gerçekleştirmesi ne kadar mümkündür?

Suudi Arabistan’ın, Musul Operasyonu’nda kaygılandığı en önemli mesele Sünnilerin en önemli ve stratejik konuma sahip olan ilinin Şii milislerin kontrolüne geçme endişesidir. Eğer Musul, Şii milislerin kontrolüne geçerse Sünnilere karşı büyük bir katliamın yaşanabileceği öngörülmektedir. Ayrıca Musul şehrinin doğrudan Suriye ile sınırının olması Musul’un önemini arttırmaktadır. Musul’u kontrol eden taraf, Suriye’de yaşanan gelişmeleri derinden etkileyebilme avantajını elde edecektir. Bu nedenlerden dolayı Suudi Arabistan Şii milislerin Musul Operasyonu’na katılmaması gerektiğini resmen açıklamıştır.

ABD, yıllar boyunca Sünni İslam üzerinden çıkarı doğrultusunda Suudi Arabistan gibi çok sayıda Sünni İslam ülkeleriyle temasa geçip farklı konularda işbirliğine gitmiştir. Özellikle Irak’ın 2003’te ABD tarafından işgal edilmesinin ardından ABD’nin Sünni Müslüman ülkeleriyle olan sıkı işbirliğine alternatif olarak Şii Müslümanlara yönelip onlarla işbirliği çerçevesini ciddi biçimde genişlettiğini görüyoruz. ABD’nin bölgede Şii Hilal’in oluşturulması gibi tezleri yavaş yavaş gerçeğe ve pratiğe dönüşmeye başlamıştır. Özellikle ABD’nin İran ile nükleer anlaşmaya varması, ABD’nin Şiilere yaklaşma çabalarının kanıtları arasında yer almaktadır. ABD, SSCB’ye karşı radikal Sünni İslamcı gruplarını, Suudi Arabistan ve diğer Müslüman Arap ülkelerinin desteğini sağlayarak güçlendirmiş ve Afganistan’da cihadı benimseyen çok sayıda silahlı radikal Sünni İslamcılar bir araya gelmiştir.. 2003 yılı sonrasında ABD bu konuda temelli değişikliğe gitmiştir.

ABD’nin Eylül 2016’da 11 Eylül saldırılarıyla ilgili Suudi Arabistan hakkında JASTA’yı Obama’nın vetosuna rağmen kabul etmesi artık ABD’nin Suudi Arabistan ile olan ilişkilerinin eski düzeyde olmadığı mesajını vermektedir. Buna karşı İran’la yapılan Nükleer Anlaşma ise ABD’nin Suudi Arabistan yerine bölgede işbirliği yapabileceğini; daha etkin, dostuna daha sadık ve Şiileri farklı bölgelerde etkileyebilme potansiyeline sahip İran’la yakınlaşmayı tercih ettiği görülmektedir. Buna karşı Suudi Arabistan, ABD ile ilişkilerinin geleceği bakımından Musul Operasyonu’na aşağıdaki yöntemlere başvurarak ağırlığını koymaya çalışmaktadır;

1) Irak’ta kurulan Şii milislere karşı tavrını açıkça ilan etmiştir. 13 Ekim 2016tarihinde Riyad’da Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog Dışişleri Bakanları toplantısının ardından Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cübeyr (Şii Milisler) Haşdi Şabi’nin Musul’a girmesi durumunda bir felakete yol açacağının ve katliamlara neden olacağının altını çizmiştir. Böylece Suudi Arabistan en yüksek düzeyde Musul Operasyonu sırasında görüşünü ve tutumunu açıklamaktan kaçınmamıştır. El-Cübeyr daha önce de buna benzer açıklamalar yaparak Haşdi Şabi’nin feshedilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Suudi Arabistan’ın korkulu rüyası haline gelen Haşdi Şabi milis güçlerinin Irak’ta devam etmesi için hem Irak Hükûmeti hem de İran’ın desteği sonucu Haşdi Şabi milis güçleri devletin savunma mekanizmasına alınmış ve Irak’ın genel bütçesinde bu milis güçlere ödenek tahsis edilmiştir.

2) Suudi Arabistan; ABD, İran ve Irak hükûmetlerine baskı yapmak amacıyla özellikle Türkiye ile yakınlaşmaya başlamıştır. Aslında Türkiye’nin ısrarlarına ve girişimlerine rağmen önceki dönemlerde Türkiye, Suudi Arabistan ile yakın ilişki kurmaya çaba harcamıştır. Türkiye’nin bu sıcak girişimlerine Suudi Arabistan fazla olumlu yaklaşmamıştır. ABD’nin Suudi Arabistan’a karşı değişen tutumundan dolayı Suudi Arabistan’ın, Körfez ülkeleriyle birlikte Türkiye ile daha yeni yakın ilişki kurmaya başladığını görmekteyiz.  Önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan, Türkiye ile özellikle Suriye ve Irak meselelerinde işbirliği içerisinde hareket edeceklerinin sinyallerini vermeye başlamıştır. Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye’nin Musul ile ilgili görüşünü desteklediğini açıklamıştır.

3) Iraklı Sünnilere sağlanan desteklerin diğer Arap Körfez ülkeleri ve Türkiye ile daha organize bir şekilde gerçekleştirileceği öngörülmektedir. Eğer bu aşamadan sonra bu ülkeler Sünnilerin yardımına koşmazlarsa, Irak’ta gerçekten Sünni varlığı fiili bir biçimde tehdit altına girebilir.

4) 1 Aralık 2015’te Mesut Barzani, Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde Kral Selman Bin Abdülaziz tarafından çok sıcak bir törenle karşılandı. Suudi Arabistan; Irak’ta Kürt bölgesinde büyük ağırlığa sahip olan ve Sünnilere her türlü yardımı sağlayan Barzani üzerinden Sünniler ile Kürtleri, Şiilere karşı desteklemektedir. Suudi Arabistan, Barzani ile olan ilişkilerine devam ederek 25 Eylül 2016 tarihinde Erbil Suudi Arabistan Başkonsolosu Mesut Barzani ile bir araya geldi, bu toplantının ardından Barzani, Musul Operasyonu’nda Suudi Arabistan’ın destek sağlamasının önemine vurgu yapmıştır. Ayrıca Türkiye – Barzani arasında olan ilişkileri de dikkate alırsak Ankara – Riyad – Erbil eksenli önemli bir koalisyon oluşmasının başlangıcının sinyali verilmeye başlanmıştır. – Bu üçlü arasındaki işbirliğinin başarılı olabilmesi için daha sık toplanıp bir araya gelinerek etkili ve kapsamlı projelerin üretilmesi gerekir.

Sonuç itibariyle Suudi Arabistan, Irak’ta Sünnilerin başına gelen tehlikeli durumun geç de olsa farkına varmıştır. ABD’nin Suudi Arabistan’ı kenara iterek İran’la daha fazla işbirliğine yönelmesi, Suudi Arabistan’ı Türkiye ile daha geniş boyutlarda işbirliği yapmaya mecbur bırakacaktır. Suudi Arabistan’ın Türkiye ile bu yönde bazı adımlar attığını görüyoruz. İki ülke arasındaki işbirliği özelikle Suriye’de ve Irak’ta yaşanan gelişmeleri derinden etkileyecektir. Bütün bunlar bir yana unutmayalım ki eğer Suudi Arabistan, ABD tarafından çok fazla sıkıştırılırsa o zaman elinde bulunan en tehlikeli kozu, Suudi Arabistanlı ve diğer Müslüman ülkelerindeki gençleri ABD’nin aleyhine kullandırıp kışkırtma potansiyeline sahiptir. Afganistan’a mücahitlerin gönderilmesi üzerinde Suudi Arabistanlı din adamlarının cihatla ilgili fetvalarının büyük rolü olduğunu unutmayalım. Bu sahnenin farklı boyutlarda tekrarlanması ise uzak bir olasılık değildir.

Önceki İçerikRusya’nın Balkanlar’a Yönelik Politikası ve Ukrayna Krizi – 1
Sonraki İçerik2017’ye Nasıl Bir Ortadoğu?
Dr. Muwafaq Adil OMAR
Lisans (2005) ve Yüksek lisans ( 2008) eğitimini ‘Saddam Sonrası Irak’ta Şiilerin Yeni Konumları ve Körfez Ülkeleri Üzerindeki Olası Siyasal Etkileri’ başlıklı tezi vererek Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Muwafaq Adil OMAR doktora programına Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası ana bilim dalında Doktora öğrencisi olarak halen devam etmektedir. Orta Doğu, Irak, Suriye, İran, Türkiye, Arap ülkeler ve Demokratikleşme üzerinde çalışmakta ve Arapça, Türkçe, Sorani Kürtçesi ile İngilizce dillerini bilmektedir. 2010-2012 yılları arasında Irak’ın Erbil kentinde bulunan Selahaddin Üniversitesi, Hukuk ve Siyaset Bilgiler fakültesinde öğretim görevlisi olarak Siyaset bilimler bölümünde; uluslararası teoriler, uluslararası ilişkilere giriş, siyaset bilimine giriş, siyasi tarih, siyasal sistemler ve hukuka giriş derslerini vermiştir.