Suudi Arabistan-Pakistan Ekseninde İran’ın Konumu  

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Asya ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında Pakistan’da temaslarda bulundu ve petrokimya, enerji ve madencilik gibi alanları da kapsayan 20 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzaladı. Anlaşmadan kısa süre önce ise İran’ın Sistan-Belucistan eyaletinde bir terör saldırısı gerçekleşti ve Tahran, söz konusu saldırıyla ilgili uzun yıllardır bölgede Şiilik-Sünnilik noktasında çatıştığı Suudi Arabistan’ı suçlayarak sınır komşusu Pakistan’ı terörle mücadele konusunda uyardı.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Suudi Arabistan’ın Pakistan’la yaptığı anlaşmadan hareketle Riyad’ın Tahran’ı çevreleme gibi bir stratejisinin olup olmadığını tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Alemdar YALÇIN (Gazi Üniversitesi)

Prof. Dr. Alemdar Yalçın, İslamabad-Riyad ilişkilerindeki birinci temel noktanın görünüş itibariyle bir stratejik açılım olabileceğini söyleyerek bunu Pakistan’ın ekonomik sıkıntılarına dayandırdı. Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 20 milyar dolarlık dev bir karşılıklı ticaret anlaşması imzaladığını, fakat burada İslamabad’ın İran’ı köşeye sıkıştırmak gibi bir amacının olmadığını vurgulayan Yalçın, “Pakistan, Suudi Arabistan’dan alacağı 20 milyar dolar karşılığında İran’ın sıkıştırılmasına yardımcı olmaz. Orada Türkiye faktörü vardır. Türkiye, İran’da karışıklık yaratılmasından rahatsızdır. İran’da ortaya çıkacak bir istikrasızlık 10 milyon göçmenin hareket etmesi anlamına gelir ki bunun yaratacağı sosyal çalkantıyı önleyemeyiz.” sözleriyle Pakistan’ın Türkiye’ye rağmen İran’ı köşeye sıkıştırmayacağını belirtti. Ayrıca Yalçın, İsrail Gizli Servisi MOSSAD’ın eski başkanı ve eski bir MOSSAD ajanı ile birlikte bir gazetecinin anılarını yazdığı kitapların incelenmesi gerektiğini de söyleyerek “Bu yazılara bakıldığında İsrail’in İran’ın içerisine rahatlıkla sızabildiği ve operasyonlar yapabildiği görülecektir. Bu operasyonların bedelini Suudi Arabistan’a ödetiyor olabilir.” dedi.

Yalçın, İsrail’in Hürmüz Boğazı’nın bulunduğu bölgedeki Arap nüfusunu kullanıyor olabileceğini dile getirerek “İsrail, Basra Körfezi’ne inen bölgede, yani Arap nüfusunun olduğu yerde Şiiliği ustalıkla kaşımaktadır. Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise şu an İran’da Şiiliğin verdiği hassasiyetler sebebiyle en rahat ajite edilecek grup Beluçlardır. Beluçların mevcut rejime karşı kin ve nefreti uyandırılmaya çalışılıyor olabilir.” açıklamasında bulundu. Pakistan’ın nükleer tesislerinin bulunduğu bölgede istikrarın olmadığını ve bu durumun İslamabad’a ciddi sıkıntılar yarattığını ifade eden Yalçın, “Bölgede terör örgütü DEAŞ vb. grupların yarattığı şiddet ve terör de söz konusudur. Bu şiddet ve terör Pakistan’ın nükleer çalışmalar yaptığı bölgelere doğru yayılmaktadır. Pakistan bu konuda özel önlemler almakta ve Türk istihbarat birlikleriyle çalışmaktadır. Dolayısıyla Pakistan bu bölgede herhangi bir sıkıntının oluşmasını kesinlikle istemeyecektir.” diyerek Suudi Arabistan’la yapılan yatırım anlaşmasıyla İran’ın çevrelenmek istenmediğini vurguladı.

Olimjon SOBIR (ANKASAM Uluslararası Hukuk Uzmanı)

Olimjon Sobir, Prens Selman’ın Asya turunun İran için doğuracağı sonuçların iki bakımdan değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Bu kapsamda ilk olarak Cemal Kaşıkçı Cinayeti’nde talimatın Prens Selman tarafından verildiği yönündeki iddiaların, Prensin “reformcu” imajına büyük ölçüde zarar verdiğini dile getirdi. Bu olaydan sonra Suudi Arabistan’da düzenlenen yatırım konferansının yaklaşık 40 katılımcı tarafından boykot edildiğini ve Kaşıkçı Cinayeti nedeniyle Riyad’ın Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinin gerildiğine dikkat çeken Sobir, “Böyle bir durumun ortaya çıkması Avrupa ile 2015 Nükleer Anlaşması’nı sürdürmeye çalışan İran açısından olumlu bir gelişme olarak kabul edilmiştir. Prensin amacı öncelikle zarar gören imajını iyileştirmektir. Ayrıca Suudi Prens, İran petrolünün en büyük ithalatçısı olan Hindistan’a gerçekleştireceği ziyaret esnasında Yeni Delhi’yi Tahran’dan uzaklaştırmaya çalışacaktır.” açıklamasında bulundu. İkinci olarak Sobir, Pakistan Başbakanı İmran Han’ın 2018 yılının Ekim ayında birçok ülke tarafından boykot edilen Riyad’daki yatırım konferansına katıldığını ve böylelikle İmran Han’ın Riyad’la iyi ilişkileri sürdürmek niyetinde olduğunun bir kez daha teyit edildiğini belirtti.

Pakistan’ın bulunduğu finansal kriz durumundan çıkması için daha fazla paraya ihtiyacı olduğunu belirten Sobir, “Bu nedenle 20 milyar dolarlık yatırım teklifiyle gelen Prens Selman, İslamabad’da oldukça sıcak bir şekilde karşılanmıştır. Ama söz konusu yatırım, Pakistan’ı Suudi Arabistan’a daha bağımlı hale getirmekle birlikte Pakistan-İran ilişkilerini de etkileyecektir. Prens Selman’ın Pakistan ziyaretinin 13 Şubat 2019 tarihinde İran’ın güneydoğusundaki Sistan-Belucistan eyaletinde yaşanan terör saldırısının ardından gerçekleşmesi de dikkat çekicidir. Çünkü İran söz konusu terör saldırısıyla ilgili Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Pakistan’ı suçlamıştır.” dedi. Diğer yandan Sobir, Avrupa Komisyonu’nun bazı aşırılık yanlısı gruplara finans sağladığı gerekçesiyle geçen hafta Pakistan’la birlikte Suudi Arabistan’ı da “terörün finansmanı ve kara para aklama” konularında tehdit oluşturan ülkeler listesine eklediğini söyleyerek “Bu bağlamda Pakistan’ın Suudi parasına olan bağımlılığı, ülkenin İran’la sınırında Suudi Arabistan destekli çeşitli aşırılık yanlısı grupların faaliyetlerine göz yummasına neden olabilir. Dolayısıyla İran-Pakistan ilişkileri önümüzdeki süreçte bundan olumsuz yönde etkilenebilir.” yorumunda bulundu.

Murat BİLHAN (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Murat Bilhan, İran’ın bölgede sıkıştırılmaya çalışıldığını ifade ederek, “Bir kere Suudi Arabistan, İran’ı ezelden beri düşman olarak görüyor ve iki ülke arasında Sünni-Şii çatışması sürüyor. Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ise son yıllarda bir yakınlaşma var ama bunun sebebi Pakistan’ın aşırı İslamcı akımlara taviz veren politikalar izlemesidir.” sözlerini kaydetti. Ayrıca İran istihbarat servislerinin aldığı önlemlere rağmen Sistan-Belucistan bölgesinde bir terör saldırısının yaşanmasını ilginç olarak yorumlayan Emekli Büyükelçi, bundan kısa süre sonra gerçekleşen Keşmir saldırısına da dikkat çekerek bu saldırının da Pakistan kökenli olduğu iddialarını vurguladı. Bilhan, “Bu bağlamda bölgede Suudi Arabistan kendisine güvenli bir bölge yaratmaya çalışmaktadır. Çünkü özellikle Suudi Arabistan, Kaşıkçı Cinayeti’nden sonra Batı nezdinde bir itibar sarsıntısına uğradı. Önceleri Batı yanlısı politikalar izleyen Selman bu olaydan sonra sıkıntıya girdi ve söz konusu cinayet Batı’nın hoşuna gitmedi.” dedi.

İslamabad-Riyad ilişkilerindeki yakınlaşmanın altını çizen Bilhan, “Pakistan, Suudi Arabistan’a işçi sağlayarak bir insan kaynağı teşkil ediyor. İki ülke arasında hiçbir menfaat çatışması yoktur. Prens Selman’ın da destek görmeye ihtiyacı olduğundan Pakistan’la son derece tavizkar sayılabilecek ekonomik bir açılım yapmıştır.” diye konuştu. Bilhan, Türkiye-İran-Pakistan arasındaki ilişkilerin ise giderek belirsiz hale geldiğini ifade ederek “Türkiye’nin de Orta Asya’ya doğru yayılan bu kuşağa güveni kaybolmaya başladı. Burada bir Suudi Arabistan-Pakistan yakınlaşması var. Ben bölgede bir Sünni ağı oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyorum ama Suudi Arabistan’ın bu kadar ihtiyatlı davranmasındaki nedeni ise Prensin içinde bulunduğu sıkışıklık durumu olarak görüyorum.” diye konuştu. İran’ın da bölgenin güçlü bir ülkesi olduğunu belirten Bilhan, “Tahran da Şii ekseni kurmaya çalıştı. Şu an Tahran, nüfusunun çoğunluğu Şii olan Irak ve Bahreyn gibi ülkelerin yanı sıra Suudi Arabistan içerisindeki Şiileri de kaşıyor, (böylece) Akdeniz’e kadar uzanan bir Şii ekseni kurmaya çalışıyor.” dedi.

Celal KAZDAĞLI (Gazeteci-Yazar)

Gazeteci Celal Kazdağlı, Çin unsurunu hesaba katmadan olayları anlamanın zor olabileceğini dile getirerek Suudi Arabistan’ın Pakistan’daki yatırımının Çin’in söz konusu ülkedeki yatırımlarıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Çin’in Pakistan’da bir ekonomik koridor kurduğunu söyleyen Kazdağlı, “Çin üstelik Pakistan’daki Gvadar Limanı’nı 43 yıllığına yap-işlet-devret yöntemiyle kiraladı. 64 milyar dolarlık yatırım bu. Suudi Arabistan da bu anlaşmanın bir parçası oldu. Tüm bunlar Pakistan’ın ayakta kalması, sağlam durması ve Çin’in Ortadoğu’ya ve Afrika’ya açılımının sağlanması için yapılıyor. Yani Suudi Arabistan, Pakistan’la dostluğunu sadece İran düşmanlığı üzerine değil, Çin’le yeni bir ekonomik aks üzerine kuruyor.” dedi.

Kazdağlı, Suudi Arabistan’ın Pakistan ile bu ekonomik anlaşmaya 2018 yılının Ekim ayında karar verdiğini belirterek söz konusu kararın tam da Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğü ay alınmasına dikkat çekti. Bu bağlamda Prens Selman’ın Kaşıkçı’nın ölüm emrini verdiği söylense de aslında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) söz konusu cinayetin arkasındaki güç olduğunu vurgulayan Kazdağlı, “Bu operasyon hem Ankara ile Riyad’ın arasını açmak hem de Suudi Arabistan’ın Çin’le birlikte hareket etmesini önlemek için yapılmış bir saldırıdır. Son yaşanan İran saldırısını da bu çerçevede düşünmek gerekiyor. İran ve Suudi Arabistan’ın arasını açmak ABD’nin işine yarıyor.” diye konuştu.

Kazdağlı, İran ile Suudi Arabistan arasında mezhep boyutunda bir rekabet olduğunu ancak ilerleyen süreçte ekonomik anlamda bir rekabetin ön plana çıkacağını savunarak ABD ve İsrail’in Suudi Arabistan’ı yanlarına çekme, İran’ı enterne etme ve ona karşı bir blok oluşturma çabası içerisinde olduklarını söyledi. Son terör saldırısının arkasında ABD’yi aramanın daha doğru olacağını kaydeden deneyimli gazeteci, “Bu saldırının ardından Keşmir’de de bir saldırı gerçekleşti. Hindistan ve Pakistan’ın da yan yana gelmesi istenmiyor. Nitekim Hindistan, Pakistan, Çin, Suudi Arabistan ve İran beraberliği demek; ABD’nin ekonomik olarak kaybetmesi demektir. Türkiye ile Suudi Arabistan’ın arasının açılması da buna yönelik bir gayretin sonucudur.” değerlendirmesinde bulundu.

Coşkun BAŞBUĞ (Terör ve Güvenlik Uzmanı)

Terör ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, Pakistan’ın zaten eskiden beri İngiltere’nin uydusu gibi hareket ettiğini ifade ederek “Suudi Arabistan’ın arkasındaki güç ABD gibi görünse de İngiltere varlığı da dahil edildiğinde bu bir kuşatma olarak görülebilir.” dedi. Ancak Suudi Arabistan’ın Pakistan’la olan ticari hamleleri ve yaşanan terör saldırısı sonucu İran’ın Pakistan’ı ikaz etmesinin de tesadüf olamayacağına işaret eden Başbuğ, “İran Pakistan’ın işin içinde olma ihtimalini göz önünde bulundurduğu için bu ikazı yapıyor. Buna yalnızlaştırma da denilebilir. Çünkü olay Pakistan-İran sınırında meydana geliyor. İran Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Pakpur faillerin Pakistanlı olduğunu söyledi. Bu Pakistan’ın tek başına yaptığı bir eylem değildir.” sözleriyle ABD ve İsrail’in İran’daki saldırıyı Pakistan üzerinden gerçekleştirdiğini belirtti.

Başbuğ, buradaki esas meselenin İran’ı kuşatma altına almak ve İran-Pakistan ilişkilerini soğutarak Tahran’ı yalnızlaştırmak olduğunu ifade etti. Ancak İran ve Pakistan’ın tecrübeli devletler olduğunu vurgulayan Başbuğ, “Bu nedenle ikisi de oyuna gelmedi. Pakistan, İran’la ortak tatbikatlar yaptığında ABD tarafından tepki çekmiş ve İslamabad da Çin ve Rusya’ya yaklaşmıştı. Dolayısıyla Suudi Arabistan-Pakistan arasında yapılan anlaşma da Çin’i engellemek, İran’ı yalnızlaştırmak ve o bölgede ABD varlığını devam ettirmek olarak görülebilir.” dedi.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

2,860BeğenenlerBeğen
168TakipçiTakip Et
1,981TakipçiTakip Et
229AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz