Suudi Arabistan-Irak İlişkilerinin Dünü-Bugünü-Yarını Üzerine Genel Bir İnceleme

1932 yılında kurulan Suudi Arabistan ve 1921 yılında temelleri atılan Irak, ulus inşa sürecinden bugüne değin gergin ilişkilere sahip olmuştur. İngilizler tarafından Irak’ın kralı olarak atanan I. Faysal, Hicaz’da hakimiyet kuran Şerif Hüseyin’in oğluydu. Zaten Suudi Arabistan’ın kuruluşunun temeli, 1904 yılında Hicaz’ın Suud ailesi tarafından askeri güç kullanılarak kontrol altına alınmasının ardından atılmıştır. O tarihte Kral I. Faysal’ın kardeşi Kral Ali, Suud ailesi tarafından Hicaz’dan kovulmuştur.

Bu olay Kral I. Faysal’ın liderliğinde kurulan Irak ile Suud ailesinin inşa ettiği Suudi Arabistan arasında ciddi bir anlaşmazlık olarak kabul edilmiştir. Daha sonra söz konusu iki taraf arasında barış sağlanmış ve iki ülkenin sınır bölgelerinde sık sık meydana gelen saldırılar sona ermiştir. Diğer yandan Arap Dünyası’nda siyasi bakımdan üstünlük sağlama hedefi doğrultusunda aralarındaki rekabet devam etmiştir. Filistin meselesi ile Suriye ve Lübnan’da yaşanan olaylar Riyad ve Bağdat arasında vuku bulan rekabetin temelini oluşturmuştur. Ancak gerginlik ve rekabetlerle dolu ilişkilerine rağmen 1945 yılında temelleri atılan Arap Ligi’nde kurucu üyeler olarak birlikte hareket etmeleri veya 1948 yılında Arap-İsrail Savaşı sırasında sergiledikleri tutumlar, bahsi geçen iki ülkenin bazı kritik meselelerde işbirliğine gittiklerini göstermektedir.

1958 yılında Irak’taki siyasi sistemin krallıktan cumhuriyete doğru evrilmesinin ardından özellikle Kuveyt’e karşı izlenen Irak dış politikasından dolayı ikili ilişkiler gergin bir döneme girmiştir. Çünkü General Abdülkerim Kasım o dönem Kuveyt’in  bir Irak ili olduğunu iddia etmekteydi. Bunun üzerine Suudi Arabistan, Kuveyt’in bağımsızlığını korumak amacıyla Arap Ligi bayrağı altında askeri güç göndermiş; dolayısıyla Bağdat-Riyad arasındaki diplomatik ilişkiler kesintiye uğramıştır.

Irak’ta 1963 yılında (Arap milliyetçiliğinin hâkim olduğu esnada) Iraklı yetkililer ile muhafazakâr krallık sistemiyle yönetilen Suudi Arabistan yetkilileri arasında siyasi görüş farklılıkları ortaya çıkmış ve bu durum ikili ilişkileri olumsuz yönde etkilemiştir. Çünkü o dönemde Irak Mısır’ın Nasırcı görüşüne yakın tutumlar sergilemekteydi. İşin vahim yönü, Irak’ın altmışlı yıllarda Suudi Arabistan rejiminde değişiklik yapmak isteyen devrimci gruplara destek sağlamaya başlamış olmasıdır. Fakat 1973 yılında Riyad-Bağdat arasındaki ilişkiler iyileşmiş ve iki ülke birlikte hareket ederek; Batı’ya petrol ambargosu uygulamışlardır. Ardından özellikle Filistin meselesi iki tarafı birbirine daha da yakınlaştırmıştır. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 1977 yılında Kudüs’ü ziyaret etmesi sonucunda Bağdat Kongresi’nde Irak ve Suudi Arabistan, söz konusu devletin Arap Dünyası’ndan dışlanması yönünde karar alınmasında etkili olmuş; aynı zamanda o dönem içerisinde İsrail’e karşı mücadelede eksen ülkeler haline gelmişlerdir.

İran-Irak Savaşı sırasında her ne kadar Suudi Arabistan ve diğer Körfez Ülkeleri tarafsız olduklarını açıklamış olsalar da 1986 yılında İran’ın Kuveyt’e saldırması ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait üç adayı işgal etmesi şeklinde tezahür eden Tahran’ın saldırgan tavırları dolayısıyla Irak’ı İran’a karşı desteklemişlerdir. Bu bağlamda Suudi Arabistan Irak’a savaş boyunca farklı yollardan yaklaşık 25 milyar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dolar yardımda bulunmuştur. Fakat Suudi Arabistan’ın bu adımları atmasına rağmen Irak, özellikle savaşla meşgul olduğu dönemde Körfez Ülkeleri’nden biri olmasına rağmen bölgede kurulan bütün güvenlik ve siyasi kurum-kuruluşlardan uzaklaştırılmıştır. Buna 1981 yılında Körfez Ülkelerinin Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’ni Irak’ı dışlayarak kurması bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

İran-Irak Savaşı sonrası dönemde 23 Mayıs 1989 tarihinde Suudi Arabistan Kralı Fehd bin Abdülaziz el-Suud Bağdat’ı ziyaret ederek Irak’la birtakım önemli anlaşmalar imzalamıştır. Bahsi geçen görüşme, 1958 yılından beri bu seviyede gerçekleşen ilk ziyareti teşkil etmektedir. Bu kapsamda iki ülke arasında sınırların yeniden çizilmesi ve birbirlerinin iç işlerine karışılmaması konularını kapsayan önemli ittifak anlaşmaları imzalanmıştır. Bir yandan Suudi Arabistan’ın Irak’a güvenmemesi diğer yandan Irak’ın Suudi Arabistan’a karşı tehdit oluşturmadığını kanıtlamak dolayısıyla anlaşmalar imza edilmiştir. Çünkü Irak 1989 yılının şubat ayında Irak, Mısır, Ürdün ve Yemen olmak üzere dört ülkeden oluşan Arap İşbirliği Konseyi’ni kurmuştur. Zira bahsi geçen konseyin Suudi Arabistan’ı kuzey ve güneyden çevreleme politikası çerçevesinde hayata geçirildiği düşünülmektedir. 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, Suudi Arabistan-Irak arasında meydana gelen ilişkilerdeki iyileşme ve yakınlaşma sürecini ortadan kaldırmıştır. Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesinin ardından Suudi Arabistanlı yetkilileri, Irak Ordusu’nun ikinci durağının Suudi Arabistan olacağı korkusu sarmıştır. Bu gelişmelerin ardından iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin yanında diğer bütün alanlardaki bağlar tamamen kesilmiştir. Ayrıca Riyad, Kuveyt’in koalisyon güçleri tarafından geri alınması sırasında lojistik ve maddi destek vermenin yanı sıra savaş sonrası dönemde Irak’a karşı uygulanan yaptırımlara sıkı biçimde bağlı kalmıştır. 2001 yılında ABD’nin teröre karşı başlattığı mücadele çerçevesinde Washington-Riyad arasındaki ilişkiler eski seviyesini koruyamamış ve bundan dolayı Riyad, Bağdat’la ticari ve ekonomik ilişkilerini genişletmek ve 2000 yılından itibaren başlayan Irak’a Arap ülkeleri arasındaki eski konumunu kazandırma uğraşları bağlamında Irak’a yakınlaşmaya çalışmıştır.

9 Nisan 2003 tarihinde Irak’ın ABD güçleri tarafından işgal edilmesinin ardından Irak’ta Baas rejimi devrilerek yeni bir siyasi sistem kurulmuş ve Iraklı Şiiler ülkede önemli bir konuma gelmişlerdir. Başlarda Riyad, Irak’ın yeniden yapılandırma süreci için yaklaşık bir milyar dolar tahsis etmiştir. Fakat ticari ve ekonomik ilişkiler siyasi ilişkilerde olduğu gibi istenilen düzeye erişememiştir. Bununla birlikte 2003-2014 yılları arasında Bağdat-Riyad hattında gerginlik devam etmiştir. Ayrıca Iraklı yetkililer Suudi Arabistan’ı ülkedeki teröristlere destek sağlamakla suçlayarak; 1990 yılından itibaren kesilen diplomatik ilişkilerin tekrar başlatılmasına engel olmuştur. Buna rağmen 2006 yılında dönemin Irak Başbakanı Nuri el-Maliki büyük bir heyetle birlikte Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiştir. Söz konusu ziyaret sırasında siyaset, enerji, ticaret, yatırım, petrol ve elektrik alanlarında işbirliği gibi çok sayıda konu ele alınmıştır. Irak’ta Maliki döneminde izlenen başarısız dış politika neticesinde 2014 yılına kadar bu gibi ziyaretlerin gerçekleşmesine rağmen kayda değer bir gelişme yaşanmamıştır. Ayrıca iki taraf arasında var olan güvensizlikten dolayı Suudi Arabistan, daha önceki dönemlerde Irak’a verdiği borç meselesini devamlı olarak Bağdat üzerinde bir baskı unsuru şeklinde kullanmıştır. Bu hususta Irak’ın Suudi Arabistan’a toplam borcunun 19 milyar dolar olduğu ve bahsedilen miktarın çoğunun İran-Irak Savaşı sırasında Irak’a verildiği söylenebilir. Her ne kadar Arap ülkeleri, Dışişleri Bakanlarının 7 Eylül 2007 tarihli; 126 numaralı toplantısında alınan Irak üzerindeki borçların tamamının silinmesi yönündeki karara rağmen Suudi Arabistan’ın vetosu nedeniyle hüküm uygulanmamıştır.

2003 yılından önceki sürece bakıldığında yukarıda işaret edildiği üzere Riyad, Bağdat’ı yeniden Arap Dünyası’na kazandırmaya çalışmıştır.  Ayrıca Kuveyt’in koalisyon güçleri tarafından geri alınmasının ardından Suudi Arabistan’ın güvenliği bahane edilerek; ABD askerleri söz konusu ülke sınırına yerleştirilmiştir. Fakat 2003 yılı öncesi dönemde Irak’a müdahale için destek arayan ABD yönetimi, Riyad’ı Irak’ın işgali konusunda ikna edememiştir. Çünkü Suudi Arabistan iki konuda endişe duymaktaydı. Birincisi Irak işgal edildiğinde söz konusu devletin başına Batı yanlısı bir hükümetin gelme olasılığı bulunmaktaydı; bu durum özellikle petrol ihraç meselesinde Suudi Arabistan’ı zor durumda bırakabilirdi. Ayrıca komşu ülke Irak’ta demokratik temellere dayalı bir rejimin kurulması, Riyad’ı doğrudan tehdit eden bir husustu. Diğer bir nedeni, Irak’ın çoğunluğunun Şiilerden oluşmasından dolayı Bağdat’ta Şii ağırlıklı bir hükümet kurmaya yardımcı olabilecek bir siyasi sistemin kurulmasından endişe edilmesi oluşturmaktaydı. Bunların yanı sıra 30 Kasım 2005 tarihinde dönemin ABD Başkanı Bush Irak’ta intihar eylemlerini gerçekleştiren yabancıların Suudi Arabistan, Suriye, Yemen, Sudan ve İran’dan Irak’a geçtiklerini söylemiştir. Bush’un mevzu bahis açıklamalarından dolayı isimleri geçen ülkeler; özellikle İran ve Suriye, ABD’nin Irak projesini başarısız kılmak amacıyla aşağıda belirtilen iki yönteme başvurmuştur:

  1. ABD’nin demokrasiyi yayma söylemlerinin önüne geçmek maksadıyla yerel düzeyde bazı siyasi reformlar gerçekleştirilmiştir.
  2. Irak’ta ABD’nin hedeflediği demokrasiye geçiş sürecini engelleme çalışmaları yapılmıştır. Bu kapsamda Irak’ın genelinde istikrarsızlığı yaymak, söz konusu süreci engellemenin en önemli adımlarından birini oluşturmaktadır.

Burada Suudi Arabistan’ın dış politikası ikilemle karşı karşıya kalmıştır. Zira Riyad, kendisine tehdit olarak gördüğü Saddam rejiminin devrilmesini olumlu karşılarken Irak’ta değişimin işgal aracılığıyla gerçekleşmesine karşı çıkmaktaydı. Diğer yandan Irak’ta oluşan yeni sistemle İran yanlısı bazı grupların iktidarı elde etmesinden endişe duyulmaktaydı.

Suudi Arabistan’ın endişelendiği hususlardan birini İran’a yakın grupların Irak’ta iktidara gelmesi yönündeki korkunun oluşturduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Ocak 2005 tarihli seçimlerde Şii-Kürt koalisyonu iktidarı ele geçirirken; Sünniler siyasi yaşamdan tamamen dışlanmıştır. Ardından Sünnilerin Ocak 2005 tarihindeki seçimleri boykot etmeleri durumu iyice çıkmaza götürmüştür. Fakat Suudi Arabistan Irak’ta 2003 yılından itibaren yaşananları iyi bir şekilde okuyamamış; Irak’ın işgali ve ABD’nin bu duruma göz yumması sonucunda İran’ın bölgede beklenmedik bir konuma gelmesi Araplar ve mevcut sistemler bağlamında yeni bir dönemin başladığının habercisiydi. Dolayısıyla Suudi Arabistan Irak kapsamında aşağıda belirtilen hususları hayata geçirmiştir:

  1. Suudi Arabistan Irak’ta işgal durumunun bir an önce sona ermesi için çaba harcamaktaydı. Fakat Riyad burada da büyük bir hata yapmıştır. ABD’nin tamamen Irak’tan geri çekilmesi, Irak’ı İran’a teslim etmek anlamına gelmekteydi. 2011 yılında ABD’nin askerlerini Irak’tan resmen geri çekmesinin ardından dönemin Başbakanı Maliki Tahran’ın planını olduğu gibi uygulamaya başlamış ve Sünnileri devletin kurum ve kuruluşlarından tamamen dışlamıştır. Maliki’nin bu politikaları Irak’ı Devlet’ül Irak ve’ş Şam (DEAŞ) terör örgütü gibi terörist grupların yuvası haline getirmiştir. Çünkü Suudi Arabistan Irak’ı işgalden kurtarmaya çalışırken doğacak boşluğu doldurabilecek ılımlı ve her kesim tarafından kabul edilecek bir siyasi kadro hazırlamamıştır.
  2. Suudi Arabistan Irak’ta sivil savaşın veya mezhepsel çatışmanın önüne geçmek amacıyla ulusal barışı sağlama girişimlerini desteklemiştir. Fakat İran’ın Irak’ta sahip olduğu geniş nüfuz göz önünde bulundurulduğunda Riyad’ın bu konuda da Tahran’la işbirliği yapmadan başarılı olamayacağı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın Irak’ta teyit edeceği her proje, Tahran’ın vetosuyla karşılaşacaktır.
  3. Riyad Irak’ın siyasi yaşamında dengeyi tekrar sağlamaya çalışmaktadır. Bunu yaparken özellikle Sünnilere siyasal hayatta daha fazla ağırlık verilmesi yönünde çaba harcamaktadır. Fakat Riyad’ın bu hedefinin gerçekleştirilmesi de yine İran’ın Bağdat’ta sahip olduğu nüfuzundan dolayı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 2007 yılında Maliki’nin Sünnilere uyguladığı baskısının artması nedeniyle Suudi Arabistanlı yetkililer Maliki’yle görüşmeyi kabul etmemiştir. Bunu o dönemde Irak Hükümeti’nin izlediği politikalara karşı bir tepki olarak nitelendirmek mümkündür. Bu bağlamda Suudi Arabistan ulusal uzlaşıyı sağlamak maksadıyla görüşme çabalarını destekleyerek Mekke Belgesi adıyla anılan sözleşme çerçevesinde bütün Iraklı grupları bir arada toplamış; böylece mezhepsel çatışmanın hemen durdurulması gerektiği hususunun üzerinde durmuştur. Mekke belgesinin düzenlenmesinden sonra Mısır’ın Şaram Şeyh kentinde 28 Temmuz 2006 tarihinde uluslararası dokumanda yer alan borç ve yeniden imar meselelerine değinilmiştir. Çünkü Irak’ın yükünü hafifletmek amacıyla ABD, uluslararası düzeyde bir belge hazırlamıştı.

Suudi Arabistan’a 2014 yılına kadar genel olarak Iraklı yetkililer; özel anlamda ise dönemin Başbakanı Maliki Irak’a terör grupları göndererek desteklediği yönünde suçlamalar yöneltmiştir. Buna karşı Riyad söz konusu suçlamaların tamamını reddederek Irak’ta yaşanan temel sorunun Sünnilerin siyasal yaşamdan uzaklaştırılması olduğuna işaret etmiştir. Asıl olarak hem Iraklı hem de Suudi Arabistanlı yetkililerin iddialarında gerçeklik payı bulunmaktadır. Zira Maliki, sadece Sünnileri değil 2003 yılından itibaren Şiilerin müttefiki olan Kürtleri dahi dışlamıştır. Diğer yandan Irak’a çok sayıda yabancı terörist girerek ülkenin güvenliğini sarsan terör eylemlerinde bulunmuştur. Bu yabancı teröristler, Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer Arap ülkelerinden Irak’a gelmiştir. Hatta DEAŞ terör örgütü bile Suudi Arabistanlı gençleri kapsamaktadır. Böylece her iki tarafın da iddialarında belli bir noktaya kadar doğruluk payı olduğu görülmektedir.

Haydar el-İbadi’nin 2014 yılında Irak’ın başbakanı olarak seçilmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkiler yavaş yavaş düzelmeye başlamıştır. Kral Abdullah bin Abdülaziz’in 2015 yılındaki vefatının ardından Kral Selman bin Abdülaziz’in tahta geçmesiyle Riyad-Bağdat arasındaki ilişkiler gelişme kaydetmiştir. İbadi döneminde Irak-Suudi Arabistan ilişkilerinde yaşanan önemli gelişmelere aşağıda yer verilmiştir:

  1. 2015 yılının kasım ayında 25 yılın ardından Riyad, Bağdat’la diplomatik ilişkileri başlatarak; ülkede büyükelçilik binasını açmış ve Samir es-Sebhan’ı Irak Büyükelçisi olarak atamıştır. Diplomatik ilişkilerin normalleşmesi birçok sorunun giderilmesine yardımcı olacaktır. Fakat İran Suudi Arabistan’ın bu adımından ciddi derecede rahatsız olmuş ve Riyad-Bağdat arasındaki diplomatik ilişkilerin başlaması, Tahran’ın aleyhine bir mesele şeklinde kabul edilmiştir. Dolayısıyla İran, Irak Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla baskılarını arttırmış ve bunun sonucunda 16 Ekim 2016 tarihinde Irak, Suudi Arabistan’dan büyükelçisini değiştirmesini talep etmiştir. Yani Samir es-Sebhan dolaylı yolla istenmeyen adam ilan edilmiştir. Alınmasında Tahran’ın etkili olduğu karar, diğer bakımdan Suudi Arabistan’ın büyükelçi belirleme hususunda başarılı olamadığını da göstermektedir. Es-Sebhan göreve başladığı andan itibaren hemen Şiileri eleştirerek Haşdi Şabi’ye karşı sert bir tutum sergilemiştir. Bu durum Iraklı Şiiler bağlamında büyük tepkilere neden olmuş; Süleymani de bu tepkileri değerlendirmiş ve Riyad-Bağdat ilişkilerine darbe vurmak adına Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla es-Sebhan’ın görevinden alınmasını talep etmiştir.
  2. İbadi, Suudi Arabistan Büyükelçisi’nin ülkeden gönderilmesiyle ilgili fazla bir yorumda bulunmayarak; Riyad’la ilişkilerini düzeltme doğrultusunda adımlar atmaya devam etmiştir. Buna karşın Riyad, Irak’a gönderdiği kişinin yanlış bir seçim olduğu kavrayarak ve İran’ın tutumunu göz önünde bulundurarak; daha ileri bir adım atmıştır. Bu bağlamda 27 yıl sonra ilk kez Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Irak’ı ziyaret etmiştir. Dolayısıyla Adil el-Cubeyr’in Bağdat ziyareti bir yandan İbadi Hükümeti’ne destek olarak yorumlanırken diğer yandan Riyad’ın Tahran’ın veto ve itirazına rağmen Bağdat’la ilişkilerini düzeltme noktasındaki kararlığını ortaya koymuştur.
  3. 18 Aralık 2017 tarihinde Suudi Arabistan, Abdülaziz bin Halid eş-Şemri’yi yeni büyükelçisi sıfatıyla atadığını Irak Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi’ye güven mektubunun verilmesine müteakip açıklamıştır. Riyad bu sefer daha ılımlı ve gerçekten ilişkilerin normalleşmesine katkıda bulunabilecek yetenekteki bir ismi büyükelçi olarak belirlemiştir. Bu çerçevede eş-Şemri, es-Sebhan’ın tersine Iraklı yetkililerle doğru biçimde iletişim kurmaya çalışmıştır. Önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan’ın Bağdat Büyükelçisi’nin iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerlemesine katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
  4. Kral Selman bin Abdülaziz’in daveti üzerine Irak Başbakanı İbadi, 21 Ekim 2017 tarihinde Riyad’ı başkanlık ettiği büyük bir heyet beraberinde ziyaret etmiştir. Bu ziyaret çerçevesinde atılan en önemli adım, iki ülke arasında ticari ve ekonomik ilişkileri daha yüksek seviyelere taşımak amacıyla Suudi Arabistan-Irak İşbirliği Koordinasyon Konseyi’nin kurulmasıdır. İki taraf arasında bahsi geçen konseyin kurulması üzerine prensip olarak yetkililer arasında gerçekleşen bir dizi görüşmenin ardından anlaşma sağlanmıştır. Özellikle 2017 yılının haziran ayında İbadi’nin Cidde ziyareti sırasında Kral Selman bin Abdülaziz’le görüşmesinin ardından mevzu bahis konu üzerinde mutabakata varılmıştır. Ekim ayında düzenlenen ziyaret sırasında tüm konuları içeren görüşmelerin yapılmasıyla Riyad’ın Bağdat’la olan ilişkileri bağlamında yeni bir sayfa açma hususunda ısrarcı davrandığı anlaşılmıştır. Fakat şunu unutmamak gerekir ki ilişkilerin düzeltilmesi kapsamında olumlu bir sonuca varılması için İbadi veya en azından onun gibi Arap ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirmeyi hedefleyen bir başbakanın önümüzdeki mayıs ayında yapılacak genel seçimlerde kazanması şarttır. Aksi takdirde İran yanlısı bir ismin bu göreve getirilmesinin ardından Tahran-Riyad ilişkilerinin gergin olduğu süre zarfında Riyad-Bağdat ilişkilerinin düzeltilmesi imkânsız görülmektedir.

Suudi Arabistan’ın, İran’ın nüfuzunu genel olarak Ortadoğu’da; özel anlamda ise Irak’ta sınırlamaya çalıştığı müddetçe Irak’a yakınlaşmak için çaba harcayacağı öngörülmektedir. Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinde yaşanan bütün bu önemli gelişmelerde, Veliaht Prens Muhammed bin Abdülaziz’in önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Çünkü Prens Muhammed, ABD ve Batı ülkeleriyle sıkı işbirliği çerçevesinde İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlamaya çalışmaktan yanadır ve bu hususu açıkça dile getirmekten de kaçınmamaktadır. Ayrıca Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri; İran’ın bölgedeki gerçek anlamdaki açılımının 2003 yılı sonrasında Irak’ın işgal edilmesiyle başladığının daha yeni farkına varmıştır. Zira kast edilen dönemde zayıf bir Saddam rejimi İran’ın bölgeye açılımını engellemiştir.

Sonuç olarak Suudi Arabistan bir yandan ekonomik ve ticari alanda işbirliğini genişletmeyi hedeflerken diğer yandan insani yardımlar çerçevesinde Irak’ta birçok projeyi hayata geçirmeyi planlamaktadır. Kral Selman ile İbadi arasında gerçekleşen son telefon görüşmesinde Riyad, Bağdat’ta büyük bir stadyum inşa edeceğini bildirmiştir. Suudi Arabistan’ın buradaki temel hedefi, Iraklı gençlerin gönüllerini kazanmaktır. Diğer yandan Irak halkı nezdinde, özellikle Şii toplumu arasında İran’ın yaklaşık 14 yıldır Irak’a karşı uyguladığı ekonomik politikalardan dolayı Tahran’a yönelik büyük tepkiler oluşmuştur. Çünkü bu dönemde İran, Irak pazarlarını kalitesiz ve ucuz mallarla doldurmuştur. Haliyle bu durum Iraklı yerli üreticileri derinden etkilemiştir. İşte Suudi Arabistan, yumuşak güç üzerinden İran’a nüfuzu bağlamında büyük bir darbe vurmaya çalışmaktadır. Önümüzdeki günlerde Prens Muhammed bin Selman’ın 1990 yılından itibaren bir ilke imza atacağı ve bu çerçevede Bağdat ve hatta Necef’e bile ziyarette bulunacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla üst düzey bir Suudi Arabistanlı yetkilinin Irak’ı ziyaret etmesi, ikili ilişkiler bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu minvalde önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinin daha önemli bir seviyeye ulaşacağı yönünde tahminler yürütülmekte ve Irak’ın Arap Dünyası’ndaki eski konumuna çekilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Yazarın diğer yazıları