Suriye’den çekilme, Putin’in ziyareti, İran’a uyarı…

http://tr.farsnews.com/world/news/13950710000875

Bu dillerde mevcuttur: English العربية Русский

Sekizinci yılına giren Suriye İç Savaşı’nda, ABD’nin Ohio eyaletinde katıldığı bir etkinlikte konuşan Başkan Donald Trump’ın Amerikan ordusunun yakın zamanda Suriye’den çıkacağını açıklamasının üzerinden yaklaşık olarak bir hafta geçti. Şimdi tüm gözler Suriye’de ABD askerlerine odaklanmış vaziyette.

Şu ana kadarki gelişmeler ABD’nin çekilme yerine bilakis bölgedeki varlığını daha da artırma yönünde. Menbiç’e yapılan yığınak bunun en somut göstergesi.

ABD’nin Menbiç’e askeri yığınak yapması, “kuyruğu dik tutma stratejisi”nin bir parçası olarak değerlendirilebileceği gibi, aynı zamanda Türkiye ile Fırat’ın Doğusu üzerinden yeni bir stratejik ortaklık arayışındaki pazarlığın bir parçası olarak da görülebilir. Dolayısıyla ABD askerlerinin bölgeden çekilme ihtimali çok daha yüksek. Çünkü ihtiyar tilki yeni bir oyun kurguluyor.

Fakat görüldüğü kadarıyla, Trump’ın 29 Mart’ta yaptığı konuşmasında ortaya koyduğu çekilme gerekçeleri tam olarak anlaşılabilmiş değil. Zira Trump, seçimi kazanmasını müteakiben yaptığı “Balkon Nutku”ndan sonra ABD’nin içine düştüğü durumu ve bundan çıkış stratejisini net bir şekilde ortaya koyan konuşmalarından birini daha yapmış ve önümüzdeki sürece yönelik olarak önemli ipuçları vermişti.

Mesajlardan ilki şu cümle içerisinde gizliydi: “Suriye’de olmamızın nedeni IŞİD ile mücadeleydi ve IŞID’i nakavt ediyoruz. Suriye’den çok yakın bir zamanda çıkacağız. Bırakalım da başkaları Suriye ile ilgilensin.”

Trump’ın buradaki temel mesajı “IŞİD’i ancak biz yenebiliriz” ya da Suriye’den çıkacağız değil, ABD sonrası Suriye’de oluşan boşluğu kimin ya da kimlerin dolduracağı ve bu kapsamda nasıl bir güç mücadelesinin yaşanacağına yönelik olarak karşımıza çıkıyor. “Başkaları ilgilensin”, bu noktada “başkaları birbirine girsin” ile eşdeğer!

Peki, Kim Bu “Başkaları?”

ABD’nin Suriye’den çekilmesi, esasında yenilgiyi kabul etmesi ile eşdeğer; özellikle de 25 Eylül’de yaşadığı Kuzey Irak yenilgisi sonrası. Peki, ABD gerçekten yenildi mi? Elbette hayır! Fakat ABD şunun farkında: Bölgedeki varlığı, karşısındaki bloğun daha da kenetlenmesine yol açıyor ve elinde oyuna süreceği güçlü bir piyonu yok. Milyar dolarlar yatırdığı PYD-YPG/PKK ise kendisi açısından tam manasıyla bir hayal kırıklığı. Daha da ötesi, artık kendisi açısından başlı başına bir sorunun kaynağı…

Diğer taraftan biz biliyoruz ki, ABD’nin Suriye’den çekilebilmesi, bu hamleyi yapabilmesi için elinde güçlü donelerin olması gerekiyor. Anlaşıldığı kadarıyla ABD bunlara sahip… Peki, nedir bu doneler? ABD neyin peşinde?

Burada ABD’nin en büyük hedefinin Türkiye-Rusya-İran üçlüsü ve bu kapsamda da özellikle Türkiye’yi tekrar kazanmak olduğu biliniyor. Dolayısıyla Trump’ın bu konuşması bizi ABD’nin, Türkiye-Rusya-İran arasındaki uyumu bozmaya yönelik sistematik bir şekilde hareket ettiğini gösteriyor. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, ABD bir süredir bu üçlü arasında bir takım sıkıntıların olduğunun farkında; özellikle de İran boyutuyla. ABD, çekilme ayağıyla bu sıkıntıyı daha da genişletmek, derinleştirmek ve yüzeye çıkartmak istiyor.

Putin’in Seçimler Sonrası Türkiye Ziyareti Kimlere Bir Mesaj?

Dolayısıyla Türkiye-Rusya-İran üçlüsü arasındaki de facto ittifak bir sınavdan geçiyor. Ve anlaşılabildiği kadarıyla söz konusu üçlü arasındaki ilişkilerde hassasiyet her geçen gün daha da artacak gibi. Bu bağlamda üç ülke lideri arasındaki bu son görüşme oldukça önemli. Astana’nın kaderi büyük ölçüde Ankara’da şekillenecek gibi…

Putin’in bu bağlamda zirve öncesinde gelişi ve Türkiye ile stratejik düzeyde işbirliğini daha da derinleştiren projelere imza atması oldukça önemli.

Putin’in başkanlık seçimleri sonrası ilk ziyaret ettiği ülkenin Türkiye olması, Rus dış politikasının bir anlamda tercihini ortaya koyması açısından da ehemmiyet arz etmekte. Ve bu mesajın adresinin sadece ABD/Batı olmadığı da ortada…

Rusya, Halep sonrası İran’ı bir kez daha dolaylı bir şekilde uyarma gereği duymuş görünüyor. Zira Rusya şunun farkında: Türkiye Suriye noktasında kararlı! Suriye ile doğrudan bir sınırı olmayan İran’ın bu ülkedeki artan nüfuzu ve daha da ötesi Türkiye’nin bu ülkedeki güvenlik arayışlarından kaynaklanan varlığından duyduğu rahatsızlık; en az Ankara kadar, Moskova açısından da bir takım kaygı yüklü soru işaretlerine yol açmış durumda.

Muhtemelen İran buradan kendine göre bir takım sonuçlar çıkartacak, “Astana Ruhu”nun devamına ve Kasr-ı Şirin’in özüne yönelik en doğru adımları atacaktır.

İran, Rusya Açısından da Bir Endişe Kaynağı!

Rusya’nın bir diğer farkında olduğu ve endişe ettiği husus da şudur: Eğer, İran farklı bir tutum sergilerse; yani, Suriye’deki “kazanımlarını” koruma ve Türk yakın çevresindeki varlığını Türkiye’ye rağmen artırma yolunda diretirse, o zaman en azından Ankara açısından derin bir güven bunalımının kapısını aralamış olacaktır.

Moskova, açıkçası böyle bir şeyin olmasını arzu etmemektedir. Rusya, Türkiye’nin Suriye noktasındaki hassasiyetinin farkındadır. Trump’ın Suriye açıklamasının en fazla İran’ı heyecanlandırdığını da görmektedir. Bu da Trump’ın Suriye tuzağına koşar adım gitmekle eş değer görülmektedir. Zira aynı İran ABD’nin Afganistan ve Irak’tan çekilmesi sonrası bu ülkelerdeki (özellikle de Irak’ta) güç boşluğunu doldurma yoluna gitmiş, akabinde de bölge açısından bir tehdit olarak algılanmaya başlamış ve ABD bunu bir fırsata çevirerek bu ülkeyi hedef haline getirmiştir.

Tüm bunlara rağmen İran bir kez daha ABD’nin aynı tuzağına düşmeye çok hevesli görünmektedir. Bu “garip ilişki” Rusya’nın da dikkatinden kaçmamaktadır. Putin’in ziyareti, bu bağlamda bir ön alıcı girişim olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diğer taraftan İran’ın son dönemde karşı karşıya kaldığı iç ve dış sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda, normal şartlar altında böyle bir yanlışa düşmeyeceği ümit edilmektedir. Zira Trump’ın 29 Mart’ta verdiği mesajın bir diğer adresi de İran olarak karşımıza çıkmaktadır. Trump, Suriye’deki güçlerini (buna vekil güçleri de dâhil) Afganistan merkez olmak üzere, Orta Asya-Güney Asya hattına doğru kaydıracaklarını tüm dünyaya ilan etmiştir. Gerekçe de ortadadır: ABD’nin boşalttığı yerlerde İran güçlenmiştir, boşaltacağı yerlerde de (burada Suriye’yi kastetmektedirler) yine İran güçlenecektir.

Dolayısıyla Suriye’de yapılan harcamaları eleştirmesi ve “Ülkemize, ait olduğumuz yere, olmak istediğimiz yere geri dönmeliyiz” ifadesi koskoca bir palavra ve tuzaktan ibarettir. Trump, İran’ın yapacağı ölümcül hatayı beklemektedir!

Kaynak Milli Gazete
Yazarın diğer yazıları