Suriye’de Son Büyük Savaşa Doğru: Türk-Rus İşbirliği, İdlib’te Tekrar Sınanıyor

Mart 2011 tarihinde Suriye’de başlayan iç savaşın muhtemelen en büyük ve en son çatışması İdlib’te yaşanacak. Zira İdlib, gelinen noktada muhaliflerin elinde kalan son bölge. Esad rejimi ve büyük destekçisi Rusya, muhaliflerin elinde kalan son bölge olan İdlib’i ele geçirmek üzere ağustos ayından itibaren askeri yığınaklarını artırmakta. Esad rejimi, İdlib sınırı ve çevresine askeri yığınağını artırırken Rusya ise ABD ve müttefiklerinin (İngiltere ve Fransa) Nisan 2018 tarihindeki gibi kimyasal saldırı bahanesiyle tekrar Suriye’ye hava saldırısını engellemek üzere Doğu Akdeniz’de donanmasını takviye etmekte. Doğu Akdeniz’de yaklaşık 3 trilyon dolarlık enerji mücadelesinin tam ortasında büyük güçlerin donanmalarını güçlendirmesinin bu anlamda sadece Suriye ile sınırlı olmadığı not edilmelidir.

İdlib’e yönelik olası askerî harekât, sahadaki askeri hareketliliğin artması ve Doğu Akdeniz’in bir nevi donanmaların gövde gösterisi alanına dönüşmesine yol açmıştır. Çünkü İdlib operasyonu sonrası Suriye’de yeni düzenin kurulması aşamasına geçileceği için bölgedeki tüm aktörlerin kazançlarını korumak ve artırmak için mevzilerini takviye ettikleri görülmektedir. Bu noktada ABD’nin Fırat’ın doğusunda vekil aktörü olan PYD/YPG’ye güvenli bölge oluşturmak için bölgeye radar sistemleri yerleştirerek ‘uçuşa yasak bölge’ oluşturma stratejisine yöneldiği anlaşılmaktadır. Rusya ve Esad rejimi ise muhaliflerin elindeki son bölgeyi de ele geçirerek Suriye’de alan hâkimiyetini sağlayıp Esad rejimi liderliğinde Suriye’yi yeniden inşa aşamasına geçmeyi planlamaktadır.

Türkiye ise olası İdlib operasyonu sırasında çatışmadan kaçarak sınırlarına yığılacak büyük göçmen tehdidiyle karşılaşmamak için Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İstihbarat Başkanı Hakan Fidan’ı 17 Ağustos’ta Moskova’ya göndererek Rusya ve rejim güçlerinin sivilleri Türkiye sınırına yığmayacak şekilde operasyonun gerçekleştirilmesi müzakerelerini yürütmekte. Ayrıca Türkiye, olası saldırılara karşı mevcut 12 gözlem noktasını takviye ederek önlem almanın yanı sıra Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla sağladığı bölgedeki kazanımlarını da koruyarak ulusal güvenliğine ve çıkarlarına tehdit oluşturacak oldu bittilerle karşılaşmamak için Rusya ile yoğun müzakere sürecini işletmektedir. Bu bağlamda İdlib operasyonu, Türkiye ile Rusya arasındaki işbirliğinin tekrar test edilmesidir.

Zira Rusya’nın Türkiye’nin çıkarlarını ve kaygılarını gözeten bir yaklaşım sergilemesi, iki ülkenin işbirliğinin devam etmesini sağlayacağı gibi aksi durumda ilişkilerde bir kırılma yaşanması riski de bulunmakta. Özellikle İdlib’te rejim güçleriyle Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi ya da Rusya’nın Türkiye’nin endişelerini dikkate almadan sivilleri Türkiye sınırına yığacak bir operasyon yapması, 7 Eylül’de gerçekleşecek Astana toplantısının sonunu getirebilir. Başka bir deyişle, Rusya’nın ABD gibi Türkiye’nin çıkarlarını ve kaygılarını dikkate almayan bir yaklaşım sergilemesi, Ocak 2017 tarihinden itibaren Suriye’de tek işleyen Astana sürecini ve Astana eksenini (Rusya-Türkiye-İran) sona erdirebilir. Bu bakımdan bu toplantıda Türkiye, Rusya ve İran’ın İdlib operasyonunu müzakere ederek üç tarafın çıkarları doğrultusunda hareket edilmesi beklenmektedir.

İdlib Operasyonu sonrası Suriye’de Düzen İnşası

Bu bağlamda İdlib, hem Suriye iç savaşanın hem de Suriye’nin geleceğinin düğümü ve dönüm noktasını oluşturmaktadır. Çünkü İdlib operasyonu, Rusya ve Esad rejiminin ülkenin çoğunluğunda alan hâkimiyeti sağlamasına yol açacaktır. Bu da Rusya ve Esad rejimine ABD’siz ülkeyi yeniden yapılandırma hakkı kazandıracaktır. Bu bağlamda İdlib operasyonu, Rusya’nın Suriye’de denklem kurucu konuma gelmesini sağlayacak stratejik manevrası olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ABD’nin PYD/YPG kontrolündeki %30’luk alan hâkimiyeti, olası hava saldırısı ve stratejik manevralarının hala Suriye denkleminin dinamiklerini değiştirecek güce sahip olduğu unutulmamalıdır.

Bu bakımdan İdlib operasyonu ve sonrasında tek başına Rusya’nın belirleyici olamayacağı, Suriye denkleminin esasen Rusya ile ABD arasındaki pazarlık ve stratejik manevralara göre şekilleneceğini göstermektedir. Bununla birlikte bu denklemde Türkiye’nin hem ABD hem de Rusya’nın politikalarında oyun bozucu güç özelliğini muhafaza ettiği dikkatlerden kaçmamalıdır. Buradan hareketle İdlib operasyonu, Rusya’nın öncelikle Türkiye ile uzlaştıktan sonra ABD’nin rejim güçlerine ve muhtemelen İran milislerine karşı olası hava saldırını önleyici müdahalesi olacaktır. Bunun da ötesinde Rusya ve Esad rejiminin İdlib müdahalesi, Suriye iç savaşını bitirip ülkeyi yeniden kurma aşamasına geçmeyi amaçlamaktadır.

Sonuç olarak İdlib, Mart 2011 tarihinde başlayan Suriye iç savaşını bitirip yeni bir devlet kurma aşamasının dönüm noktasını teşkil etmekte. Her ne kadar İdlib’teki olası çatışma, Suriye’de ağırlıklı olarak vekâleten yürütülen savaşı bitirecek olsa da yeni devlet kurma aşamasında aktörlerin bu sefer stratejik ve diplomatik manevra mücadelesine girişeceği öngörülebilir. Zira ABD, Suriye’nin kuzeydoğusundaki vekil aktörleri olan PYD/YPG’nin yaklaşık % 30’luk alan hâkimiyetinin yeni kurulacak Suriye devletinde muhafazasını sağlamaya yönelik stratejik manevralara başvuracağı şimdiden radar sistemlerini yerleştirmesinden anlaşılmaktadır. Rusya’nın ise ülkenin anayasasını hazırlayan konumuyla Suriye’nin büyük çoğunluğunda Esad rejimi üzerinden hâkimiyetini yasallaştıracak manevralara yöneleceği söylenebilir.  Türkiye’nin ise öncelikle sınırlarında terör koridorunun tekrar oluşmasını engelleyecek stratejik ve diplomatik manevralara yöneleceği öngörülebilir.

Cerablus Modeli

Aynı zamanda Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları sonrası Cerablus ve Afrin’de Suriye’lilere şehir inşa eden rolünün bu sefer ülkede düzenin yeniden tesisinde ön plana çıkacağı söylenebilir. Zira Türkiye’nin Suriye iç savaşında en büyük başarılarından biri iç savaş altında yaşayan insanlara yaşanabilecek şehirler inşa etmesi olmuştur. Çünkü Türkiye, Cerablus’ta başlattığı şehir ve düzen kurma modeli ile iç savaş altındaki ülkede insanlara barış ve güvenlik içinde yaşanabilecek alanlar sağlamasıyla göçü bile tersine çevirmiş. Bu sayede Suriyeliler, Türkiye’nin kurduğu şehirlere doğru göç etmeye başlamıştır.

Ayrıca Türkiye’nin şehir inşa rolünün sadece altyapıdan ibaret olmadığı Cerablus, Azez, El Bab ve Afrin’de etnik grupların nüfus oranlarına göre temsil edildiği şehir meclislerinin kurdurulması gibi siyasi boyutları da kapsaması muhtemeldir. Bu nedenle Türkiye’nin askeri harekâtları sonrası kontrolünü sağladığı yerlerde kurduğu düzenin Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında model olabileceği söylenebilir. Bu bakımdan İdlib sonrası Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında Cerablus modelinin örnek alınacağı ve böylece Türkiye’nin yeni rolünün şehir ve düzen inşa eden ülke olacağı öngörülebilir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
ANKASAM Kamu Diplomasisi Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,793BeğenenlerBeğen
103TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et
211AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz