Suriye’de Rusya, Türkiye ve İran Kantonları

2 Mayıs tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde Suriye’de güvenli bölgelerin oluşturulması ve güvenliğin sağlanması konularını ele alınmıştı. Ardından Rus lider Vlademir Putin’in davetiyle Rusya’nın Soçi kentinde Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile küçük bir zirve gerçekleştirildi. Zirve öncesi Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan: “Rusya ve Türkiye’nin burada atacağı adım, bölgenin kaderini değiştirecektir.” açıklaması, zirve sonrası yerini; “Normalleşme sürecinin ötesine geçiyoruz” açıklamasına bırakmış ve iki ülke arasında oluşan yeni mutabakat zeminine vurgu yapılmıştır. Zirvede Rusya’nın getirdiği “gerilimi azaltma bölgesi” ya da “çatışmasızlık bölgesi” planı, Türkiye tarafından da benimsenmiş ve bu konunun 3-4 Mayıs’taki Astana Zirvesi’nde karara bağlanması konusunda mutabakata varılmıştır. Böylelikle Türkiye, Suriye krizinin en başından beri savunduğu ve Avrupa ülkelerinin artan mülteci krizine rağmen desteklememe konusunda ısrar ettiği güvenli bölge, uçuşa yasak bölge veya terörden arındırılmış bölge planlarını hayata geçirme fırsatını yakalamıştır.

Bunun yanı sıra ABD’nin daha önce büyükelçi seviyesinde katıldığı Astana görüşmelerine ilk defa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu İşleri Müşteşar Yardımcısı Stuart Jones’u ataması, ABD’nin Rusya liderliğinde yeni bir Ortadoğu planının kurulması konusundaki endişelerinin bir göstergesi olup treni kaçırmamak için geliştirdiği bir reflekstir. Öyle ki küresel güçler Türkiye’nin dahil olmadığı hiçbir denklemin çözüme ulaşamacağının bilincindedir. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın “Muhaliflerin bombalama olayları sebebiyle bir ara görüşmelerden çekilmesi gündeme gelmişti. Ama Hakan bey (Fidan) hemen devreye girdi, görüşmeler yapıldı ve muhalifler yeniden müzakereye katılmaya razı oldu.” sözleri bunu kanıtlar niteliktedir. Hatırlatmak gerekir ki ABD’nin Esad rejimini (Şayrat saldırısıyla) vurması sonrası Türkiye, İran’ı Suriye’deki barış sürecinden (Astana Zirvesi’nden) uzaklaştıracak eylemler konusunda ABD’yi uyarmıştı. Bu yaklaşım Türkiye’nin Ortadoğu çözüm sürecinde Rusya ve İran’a ağırlık verdiğini göstermektedir. ABD’nin PKK/YPG/PYD ile olan yakın işbirliğinden rahatsız olan Türkiye, benzer yaklaşımın Rusya’da da hakim olup olmadığını, Soçi Zirvesi’nde YPG ile Rus askerlerinin Afrin’de kolkola çekilmiş fotoğraflarını Rus Lider Putin’e sunarak sorgulamıştır. Putin’den “Kürt devletine olumlu bakmıyoruz. Askerimiz böyle bir şey içinde olamaz. PKK ve PYD’ye silahlarımız verilemez.”[i] cevabını alan Türkiye, bu sözden hareketle bölgedeki gelişmeleri izleyeceğini dile getirmiştir.

Rusya’nın kurulmasını öngördüğü gerilimi azaltma ya da çatışmasızlık bölgeleri; Halep’in bir kısmı da dahil olmak üzere İdlib, Humus’un kuzeyinde El Rastan, Şam yakınlarında Doğu Guta ve Suriye’nin güneyinde Deraa ve Kuneytra olmak üzere dört bölgeyi kapsamaktadır. Rusya, bu dört bölgenin güvenliğini İran ve Türkiye ordularıyla sağlamayı planlamaktadır. Hatta gerekli görülmesi halinde Rusya, bu bölgelere geçici olmak kaydıyla kendi askerlerini konuşlandırabilceğini de söylemiştir.

Çatışmasızlık bölgelerinde görev yapacak birliklerin seçimi ise Rusya, Türkiye ve İran arasında gerçekleşecek yeni kanton savaşlarına işaret ediyor.

Rusya ve İran, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduklarını dile getirseler de Türkiye ile yaşadıkları çıkar çatışmaları nedeniyle PYD/YPG/PKK/SDG terör örgütünün ilerlemesine göz yummakta (desteklemekte) ve böylelikle Kürt koridoruna (ABD BOP’una) göz kırpmaktadırlar. Halbuki enerji üzerinden kurgulanan ABD’nin BOP jeopolitik denklemi, İran ve Rusya’yı pasifize etmeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple bölgesel düzeyde İran ve Rusya’nın Türkiye’ye olan ihtiyacı, Türkiye’nin bu ülkelere olan ihtiyacından daha fazladır. Çünkü Türkiye; PKK’ya kalkan olan Rusya, İran ve ABD’ye rağmen kendi ulusal güvenliği için gerekli tedbirleri almaktan çekinmeyeceğini (son dönemde gerçekleştirdiği operasyonlarla) göstermektedir.

Nitekim dördüncü turu düzenlenen Astana Zirvesi’nde ateşkesin garantörleri olan ülkeler Rusya, Türkiye ve İran, Suriye’de güvenli bölgelerin kurulmasına ilişkin memorandumu imzalamışlardır. Esad rejiminin bir çok bölgede bombardımana devam etmesi ve İran’ın garantör sıfatıyla güvenli bölge planına imza atması gibi sebeplerden dolayı muhalif gruplar memorandumu protesto etmişlerdir. Türkiye, Suriye’nin yerli unsurları olan muhalifleri desteklemekte ve bölgenin jeokültürel kodlarını Rusya ve İran’a kıyasla daha iyi çözmektedir. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ve İran’ın Esad rejimi sayesinde arttırdıkları operasyonel kabiliyetlerine rağmen bu iki ülkeye kıyasla Suriye’de daha avantajlı bir konuma sahiptir.  Rusya ve İran’ın Esad rejimi dışında Suriye’de tutunacağı veya etkileşim kuracağı bir dayanak noktası yoktur. Türkiye; İran’ın Irak’ta iddia ettiği “doğal etkinlik alanı, ulusal güvenliğinin bir parçası veya tedahül(iç içe geçmişlik durumu)” kavramlarının bir benzerini Suriye’de pek tabii kullanabilir. Fakat Türkiye’nin tercihi, Rusya ve İran’ın aksine, terörden arındırılan şehirlerde tarihsel kökeni olmakla birlikte demografik açıdan hakim unsurların yeniden bölgede tesisini sağlamaktır.

Suriye’deki yeni güç mücadelesi; ilk aşamada çatışmasızlık ve daha sonra kantonları ifade edecek bölgelerin yönetimi hususunda daha çok Rusya, Türkiye ve İran arasında gerçekleşecektir. Süreçten dışlanmak istemeyen ABD, BOP kapsamında Kürt bölgelerin yönetimi konusunu gündeme getirecek ve kanton savaşlarına bu hususu dahil etmeye çalışacaktır. Rusya’nın buna yeşil ışık yakması halinde, Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda verdiği garanti ve dolayısıyla samimiyet(iyiniyet), Türkiye tarafından ciddi bir şekilde sorgulanacaktır. Suriye’de jeokültürel derinlikten yoksun olan İran’ın eline, bölgedeki etkinliğini pekiştirmek için kaçırılmayacak bir fırsat geçmiştir. ABD’nin “Esad’ı devirme” kartına inanmayan Türkiye, süreç sonunda İran’dan daha fazla kazanç elde edeceğinden hareketle İran’a bu barış sürecine dahil olma fırsatını tanımıştır. Nihayetinde Suriye’de gerçekleşecek muhtemel yeni kanton savaşlarında jeokültürel derinlikle hareket eden ve tarihsel kodlarını yanına alan Türkiye, en etkili aktör olarak bölgede yeniden yükselecek ve kendi belirleyeceği denklem üzerinden bölgeyi domine edecektir.


[1] İnternet: “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rus askeri – YPG fotoğraflarını Putin’e sundu.” Web: http://www.star.com.tr/politika/cumhurbaskani-erdogan-rus-askeri–ypg-fotograflarini-putine-sundu-haber-1214180/ 4 Mayıs 2017 tarihinde alınmıştır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Cenk TAMER
Cenk TAMER
ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,030BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,712TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz