Suriye’de Çözüm Arayışları: 13. Astana Görüşmeleri

Suriye’de kalıcı barışın sağlanması amacıyla Türkiye, Rusya ve İran tarafından yürütülen Astana Süreci’nin 13. Garantörler Toplantısı, 1-2 Ağustos 2019 tarihlerinde Kazakistan’ın başkenti Nur-Sultan’da gerçekleştirilecek. Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde yapılacak görüşmelerin ardından, Ağustos ayının sonunda garantör ülkelerin liderlerinin Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da bir araya gelmesi bekleniyor. Ayrıca Astana Görüşmeleri’nin kapsamının genişletilerek Almanya ve Fransa’nın da formata dahil edilmesi tartışılıyor.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Astana Süreci’nde yaşanabilecek gelişmeleri tartışmaya açarak alanında önde gelen uzman ve akademisyenlerin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Giray Saynur DERMAN (ANKASAM Avrasya Danışmanı)

Prof. Dr. Giray Saynur Derman, “Nur-Sultan’da Türkiye, Rusya ve İran’ın temsilcileri bir araya gelecek ve Suriye’yle ilgili görüşmeler yapılacak. Söz konusu zirvenin ana gündem maddesi İdlib olacaktır. İdlib’deki sorun, henüz çözüme kavuşmuş değildir. İdlib konusunda garantör devletlerin de Şam rejiminin de durumdan memnun olmadığı görülüyor.” ifadelerini kullandı.

Fırat’ın doğusuyla ilgili yaşanan son gelişmelerin de zirvede tartışılacağını belirten Derman, “Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’de barışın sağlanmasına yönelik çabalarını sürdürmektedir. Ankara ile Moskova arasındaki işbirliği, İdlib bölgesindeki durumun istikrara kavuşacağı umudunu verse de mesele, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) açısından çetrefilli bir hal alabilir. Nitekim ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile Türk yetkililer arasında 22 Temmuz 2019 tarihinde Ankara’da yapılan görüşmelerin hemen öncesinde, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Kenneth McKenzie, Türkiye’nin arananlar listesinde bulunan Partiya Yekîtiya Demokrat/Demokratik Birlik Partisi (PYD) mensubu bir teröristle görüşmüştü. Bu durum, ABD’nin PYD’ye verdiği desteğin açık bir göstergesidir. Bu nedenle de Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon gecikmemelidir” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin Astana Süreci kapsamında Rusya ve İran’la olan işbirliğini sürdürmesi gerektiğini söyleyen Derman, “Türkiye, ABD’ye rağmen gerçekleştirmeyi planladığı operasyonda, Rusya ve İran’ın desteğini almalıdır. Çünkü Ankara ile Washington arasında çıkmaza giren güvenli bölge görüşmelerinin yanı sıra Türkiye, Rusya ve İran liderlerinin bir sonraki Suriye konulu görüşmeyi Ağustos sonunda gerçekleşeceklerini açıklamaları da Ankara-Washington hattındaki gerilimin artmasına sebep olacaktır. Üstelik Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400 füzelerinin alım süreci, Türkiye’ye uygulanacağı belirtilen yaptırımlar ve F-35 meselesi gibi pek çok konu da belirsizliğini korumaktadır.” dedi.

Doç. Dr. Mehmet Sait DİLEK (Atatürk Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Suriye Krizi’nin çözümüne ilişkin en güçlü girişimin Türkiye, Rusya ve İran tarafından başlatılan Astana Süreci olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mehmet Sait Dilek, “Suriye İç Savaşı’nın mikro boyutta bölgesel; makro boyutta ise küresel sorunlara sebep olduğu bilinmektedir. Ancak Cenevre Görüşmeleri’ni tamamlayacak bir formatta Astana toplantılarının gerçekleşmesi, daha büyük krizlerin yaşanmasını engellemiştir. 2011 yılında başlayan Suriye Krizi’nden en çok etkilenen ülkelerin başında ise Türkiye gelmektedir. 2017 yılından itibaren Ankara; Moskova ve Tahran’la ikili ve üçlü görüşmeler gerçekleştirerek mevcut sorunların çözümüne odaklanmıştır. Bu kapsamda Türkiye, Rusya ve İran tarafından İdlib’de gerginliği azaltma amacıyla gözlem noktaları (12 tane) oluşturulmuştur. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları sayesinde sınır güvenliği açısından önem arz eden bölgeler kontrol altına alınmıştır. Suriye konulu 13. Garantörler Toplantısı ise diğer toplantılarda olduğu gibi, Suriye’nin geleceğinin yeniden inşasında rol alan devletlerin, mevcut sorunların çözümünde yaşadıkları uyuşmazlıkları giderebilmeleri için bir diyalog ortamı oluşturacaktır. Ancak İdlib’e yönelik saldırıların gerçekleştirilmesi, Astana Süreci’ni tehdit eden en önemli risklerden biridir. Bu risklerin bertaraf edilmesi için diyaloğa ihtiyaç vardır. Dolayısıyla mevcut diyaloğun sürdürülebilmesi, Astana Süreci’nin ortaya çıkardığı en önemli kazanımdır.” açıklamasında bulundu.

Astana Süreci’nin başarısızlığa uğramasını isteyen bazı ülkelerin de bulunduğunu söyleyen Dilek, “Bu ülkelerin başında ABD gelmektedir. Zaman zaman bazı Körfez ülkeleri de süreci olumsuz etkilemeye çalışmaktadır. Ancak her şeye rağmen ‘Astana Ruhu’ devam etmektedir.” yorumunu yaptı.

Toplantıdaki bir diğer gündem maddesinin de Suriye’deki ABD-PYD işbirliği olacağını söyleyen Dilek, “Eğer üç garantör ülkeden oluşan bu ittifak, kendi güçleri çerçevesinde ortak bir tavır sergilemeye devam edebilirse; ilerleyen dönemde Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa dörtlüsünün 27 Ekim 2018 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiği zirvenin bir benzeri tekrar düzenlenebilir. Eğer Suriye konusunda Almanya ve Fransa ikilisinden de destek alınabilirse, ABD’nin politika değişikliğine gitmesi mümkün hale gelebilir.” dedi.

Suriye Krizi’nin sonlandırılabilmesi için çözülmesi gereken birçok sorunun bulunduğunu ifade eden Dilek, “Tüm bu soruların cevaplarını bulabilmek için  garantör devletlerin birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla toplantıların yapılması, hiç yapılmamasından çok daha iyidir.” şeklinde konuştu.

Barış MUTLU (Rusya Uzmanı)

13. Garantörler Toplantısı’nı Rusya açısından yorumlayan Gazeteci Barış Mutlu, “Rus kamuoyu, Suriye Meselesi özelinde Türk-Rus ilişkilerini değerlendirirken monoblok bir görüntü arz etmiyor. Her aktör gibi Moskova’nın da öncelikleri bulunuyor. Rusya’da önemli bir kesim, Türkiye’nin İdlib Meselesi’nde bazı taahhütler altına girdiğini; fakat bunları eyleme dökemediğini düşünüyor. Buna rağmen Rus halkının çoğunluğu, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi bir seviyede olduğunu da biliyor. Dolayısıyla İdlib Meselesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde belirleyici olmayacaktır.” şeklinde konuştu.

Görüşmelerde Suriyeli mültecilerin durumunun da ele alınacağını dile getiren Mutlu, “Türk heyeti, Suriyeli mültecilerle alakalı başlıkları gündeme getirecektir. Bu tartışmanın derinleştirilmesi ise Rusya’nın yeni bir anayasa yapılması talebinin çözüme kavuşturulmasıyla doğru orantılıdır. Rus uzmanların önemli bir bölümü, Türk ve Rus yetkililer arasında söz konusu meseledeki ihtilafların azaldığını belirtmektedir. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması hususunda hemfikir olan taraflar, siyasi temsil ve adil seçimlerin yapılabileceği ortamın yaratılması gibi konularda farklı fikirleri savunmaktadır. Türkiye ve Ürdün’deki mültecilerin evlerine dönebilmesi de bu başlıklarla ilişkilidir. Ülkelerin iç politikalarını da etkileyen bu sorun için somut önlemler alınacağı yönünde irade beyanında bulunulması bile, toplantıya katılan taraflar için başarı sayılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca Mutlu, Ankara’nın öncelikleri arasında Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyonun da yer aldığını söyledi.

İran’ın Astana Süreci’ndeki konumunun zayıfladığını ve buna karşılık Türkiye’nin diplomatik ağırlığının arttığını vurgulayan Mutlu, “Görüşmelerin geçmişine bakıldığında İran, diplomatik yönden de sahadaki varlık açısından da diğer ülkelere göre daha ön plandaydı. Günümüzde ise bu rolü artık Türkiye’nin üstlendiği ve tüm tarafların da durumu kabullendiği görülüyor. Aynı zamanda mülteciler konusunda da doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bir karara varılabileceği kanaatindeyim. Yapılacak toplantıda, bağlayıcı olmasa da tavsiye nitelikli bazı kararlar alınabileceğini düşünüyorum.” dedi.

Halil AKINCI (Emekli Büyükelçi)

Astana Süreci’nin gündemindeki en mühim konunun İdlib olduğunu ifade eden Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, “İdlib Meselesi’nde bir yandan Rusların desteğini alan rejim, bölgeyi kontrol altına almaya çalışmakta; diğer yandan da Rusların iddiasına göre, kontrol edilemeyen diğer unsurlar direnmeye devam etmektedir. Bu nedenle de Astana Süreci’nin hangi ölçüde işlediği sorusu yanıtsız kalmaktadır. Tarafların tutumuna bakıldığında, ileride nasıl bir orta yolun bulunacağı belirsizliğini korumaktadır. Güvenli bölge sorunu tartışıldığında, Moskova’nın ne ölçüde Esad’ın arkasında duracağı ve uzlaştırıcı bir rol oynayıp oynamayacağı ortaya çıkacaktır. Zira Moskova’nın İdlib’i kontrol etme konusunda Ankara’nın yanında yer almayıp da birtakım gözlem noktalarını Türkiye’ye bırakması, Rusya’nın çelişkili hareketler sergilediğinin göstergesidir.” yorumunda bulundu.

Bölgede birçok aktörün bulunduğunu hatırlatan Akıncı, “Eğer ABD, bu olaya dahil olursa işler içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Kalıcı çözüm ise yalnızca tarafların tutum değiştirmeleriyle sağlanabilir. Ya Türkiye, Beşer Esad rejimini tanıyacak ki böyle bir durumda mülteci sorunu çözümsüz kalacaktır; ya da Rusya tutumunu değiştirip Esad’ı desteklemekten vazgeçecektir. Kesin bir tutum değişikliği olmadıkça, kriz çözülmeyecek ve devam edecektir.” şeklinde konuştu.

Melik YİĞİTEL (Gazeteci/24 TV Ankara Temsilcisi)

Türkiye, Rusya ve İran’ın Astana Süreci’nde önemli mesafeler kat ettiğini belirten Gazeteci Melik Yiğitel, “Suriye İç Savaşı’nda kalıcı çözümün sağlanması için Astana Süreci kapsamında 13. Garantörler Toplantısı yapılacak. Toplantının ana gündem maddesi İdlib olacaktır. Bu mesele, Türkiye’nin sürece rehberlik yapmasıyla insani dramlar yaşanmadan bugüne kadar getirilebilmiştir. Zira Esad rejimi ve Rusya İdlib’e saldırsaydı, şu anda binlerce insanın ölümünü ve yüzbinlerce insanın da göç etmesini konuşacaktık. Yani Suriye’yi değerlendirirken savaşın başladığı 2011 yılı şartlarına dönecektik.” ifadelerini kullandı.

Rusya ve İran’ın Suriye rejimini koruyup kollama çabalarının kalıcı çözümü zorlaştırdığını söyleyen Yiğitel, “Rejimin korunması, sadece belli çatışmasızlık bölgelerinin oluşmasına katkıda bulundu. Kalıcı barışın temini ise yeni bir anayasanın yapılmasından geçmektedir. Bu sebeple de üç garantör ülke de Anayasa Komitesi kurarak yeni bir anayasa yapılmasını talep etmektedir. Ancak Moskova ve Tahran’ın tavrından dolayı somut bir sonuca ulaşılamamıştır. Astana Süreci’nden çıkan sonuçlar Cenevre’ye taşınmadan ve Avrupa ile ABD’nin bu işin bir parçası haline gelmesi sağlanmadan, krizin sonlandırılabileceğini düşünmüyorum.” yorumunu yaptı.

Astana Süreci’nin şu ana kadar sınırlı bir başarı gösterdiğini belirten Yiğitel, “Pansuman, tedavide işe yaradı. Ancak kalıcı barışın sağlanması kolay değildir. Moskova ve Tahran’ın Esad yanlısı tutumu ve Ankara’nın Esad karşıtı pozisyonu, somut çözümlere engel olmaktadır.” dedi.

Son olarak Türkiye’nin konumuna da değinen Yiğitel, “Türkiye, Suriye’deki birtakım sorunları garantör iki ülkeyle bazı konuları da ABD ve Avrupalı aktörlerle çözmeye çalışmaktadır. Öte yandan Ankara’nın terör örgütü PYD’ye karşı tedbirler alması da gerekmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’deki rolü, terör tehlikesinden dolayı sahada aktif olmasını gerektirmektedir. Rusya ve İran, rejim yanlısı katı pozisyonlarını terk etmedikçe, Astana Süreci’nde kalıcı değil; geçici çözümler ortaya çıkacaktır.” ifadesini kullandı.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,715TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz