Şu Bizim İrlandalı Generalden Mülhem; Ordu Amerikalıların Nesi Olur

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal İstihbarat Teşkilatı (NSA) 11 Eylül saldırılarından sonra kuruldu. Amacı, var olan 17 istihbarat kurumunun arasındaki işleyişi sağlamaktı. Teşkilatın John Negroponte oldu. Rum asıllı olan John Dimitri Negroponte 2007 yılında bayrağı Amerikan donanmasında görev yapan Oramiral Mike McConnell’a bıraktı.

McConnell’dan sonra 2009 yılında Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’ne emekli Amiral Dennis Blair getirildi, fakat o da 16 ay sonra istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Leon Panetta ile anlaşmazlık yaşadı. Panetta’nın istihbaratçı olmadığını herkes biliyordu. Bu iki ismi kendisi atayan Obama, Panetta’nın üstü olmasına rağmen Blair’ın istifasını kabul etti. Panetta CIA’deki görevinden sonra ABD Savunma Bakanı oldu ama daha sonra istifa etmek zorunda kaldı. O da biraz geç de olsa Blair ile aynı kaderi paylaştı.

İtirafçılıkla Biten Müthiş Kariyer

Amerika ve istihbarat sözcükleri yan yana gelince akla ilk gelen kurum ABD Savunma Bakanlığı’dır. İstihbarata en fazla yatırım yapan da yine bu kurumdur, haliyle bu kurumun başındaki şahsa gelen bilgi oldukça fazladır. İpler bir nevi bu bakanlığın elindedir. Savunma İstihbarat Dairesi de 16 teşkilattan biri. 20 bine yakın personeli bulunuyor. Pentagon’un CIA’i olarak nam salan bu kurum önemli görevler ifa ediyor. Kurumun tarihine imza atan isimlerin başın da da Mc Flynn geliyordu. Michael Flynn İrlanda asıllı şahin bir generaldi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü hem askeri hem de siyasi kariyeri kötü bir finalle son buldu. Önce istihbaratın başından “şutlandı” ardından Trump’ın danışmanı olarak başladığı siyasi kariyeri “Rus ajanlığı” suçlamasıyla son buldu. Flynn Trump’ın tartışmalı seçim kampanyası yaptığı çıkışlarla çoğu zaman Trump’ın önüne dahi geçmişti.

Saygınlığına Gölge Düşürdü

McFlynn, ABD Başkanı Obama’ya kızgındı çünkü yeteri kadar İslam’la mücadele ettiğini düşünmüyordu. Bu yüzden Trump’ın en yakınındaki isim oldu. Trump’ın İslam karşıtlığının en temel taşlarından biri hiç şüphe yok ki Flynn’dı. Bunu gizlemeden her yerde dile getirdi. Fakat onun bu pervasız açıklamaları Ordu içinde de tepkiye neden oldu. Ayrıştırıcı, kışkırtıcı bu üslup zarar veriyordu. Flynn’ın kampanya sürecinde kullandığı dil, askerlerin tadını kaçırdı. Emekli bir asker siyasete girebilirdi bu çok normaldi ama, kullandığı dil toplumu ayrıştırırken Ordu’nun da imajını zedeliyordu. Çok farklı ilişkilerin içinde olan ve kendisini ABD’nin üstünde görerek ben yaparsam olur diyen Flynn sonunda ola ola itirafçı oldu. Beyaz Saray’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn, göreve atandıktan 24 gün sonra istifa etmek zorunda kaldı. Bir büyük kariyer tuzla buz olmuştu. Anadolu tabiriyle keskin sirke küpüne zarar vermişti. İstihbaratçılığın en zor tarafıdır ego, Flynn yenik düşmüştü.

Ordu’ya Zeytin Dalı

ABD’de askeri eğitim denildiğinde akla ilk olarak West Point Kara Harp Okulu, ardından Deniz Akademisi gelir. Her yeni eğitim öğretim döneminde Amerikan başkanları West Point de açılış konuşması yapar. Burada yetişen subaylar kariyerlerine genellikle siyasette devam ederler. Sadece askeri alanda değil, siyasette de ağırlık merkezi haline gelirler. Politikacılar da bunu bilir ve ona göre hareket ederler. ABD askerleri politikaya çok önce girerler. Çünkü ABD gücünü diplomasiden değil, askeri caydırıcılığından alır. Tartışmalı bir seçim kampanyasının ardından ABD’nin 45. Başkanı seçilen Trump göreve geldikten kısa bir süre sonra, Time Dergisi’ne verdiği bir mülakatta, ülke dışında yürütülen savaşlarda her türlü yetkinin generallerde olduğunu söylemiş ve Ordu’nun önceliklerinin kendi öncelikleri olduğunu vurgulamıştır.

O Uygulamaya Yasak Getirdi

Trump’ın Ordu’ya verdiği geniş yetkiler kamuoyunda sıkça tartışılmıştır. Trump aslında yerleşik düzenle bir kavgaya girişmişti belki fakat mesajları hep doğru yere gönderiyordu. Yakın çevresinde de hep askerler vardı. ABD’de Başkan Barack Obama 2015 yılında, Beyaz Saray’da transseksüel Raffi Freedman-Gurspan’ı Beyaz Saray’da işe almıştı. Bu bir ilkti. Başkan Obama daha sonra 2016 yılında Pentagon’un transseksüel personel istihdam etmesi dahası bu anlamda eğilimi olan personelin tıbbi masraflarının karşılanmasına onay vermiş ve Pentagon’a çalışmaları tamamlaması için bir yıl süre vermişti. Trump başkan seçilir seçilmez bu proje suya düştü. Trump, transseksüelllerin orduda görev yapmasını 2018 yılında imzaladığı kararla yasakladı. Ordu da bu yönde bir karardan hayli memnun kalmıştı. Trump’ın askeri memnun eden adımları bunlarla sınırlı kalmadı. Onlara şirin gözükmek adına daha pek çok şey yaptı.

Son Sözü Pentagon Söylüyor

ABD Başkanı Donald Trump, 2018 yılında Suriye’de yaşanan kimyasal saldırıyla ilgili Twitter hesabından yaptığı açıklamada Rusya’yı hedefe oturtmuş “Hazır ol Rusya, füzeler gelecek” diyerek meydan okumuştu. Trump’ın bu tweetinin ardından gazeteciler yönlerini Pentagon’a çevirdiler. Pentagon’dan yapılan yazılı açıklamada Trump’tan duyulan rahatsızlık kendini belli ediyordu. Pentagon “Trump’ın tweet’lerini bize değil, Beyaz Saray’a sorun” diyerek bu açıklamalardan haberlerinin olmadığının altını çiziyordu. Benzer bir olaya Türkiye kamuoyu da yakından şahit oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüşen ABD Başkanı Trump, PYD/YPG’ye silah vermeyeceklerini beyan etmişti. Konuşmanın basına sızmasının ardından, Pentagon’dan “Hayır yok öyle bir şey” anlamındaki PYD/YPG’ye desteğimiz sürecek açıklaması gelmişti. Ve süreç Trump’ı değil Pentagon’u doğruladı.

Bir Toparlayıcı Olarak Silahlı Kuvvetler

Buna benzer bir olay da Trump’ın Suriye’den çekilecekleri yönündeki bir açıklamasından sonra yaşanmış Pentagon bu iddiaları dedikodu olarak nitelendirmişti. 2016 yılında CIA Direktörü John Brennan, İran’la nükleer anlaşmayı sona erdireceğini açıklayan Trump’ı uyarmış ve anlaşmayı bozmayı aptallığın zirvesi olarak nitelemişti. Trump’ın yerleşik düzenle olan düşünsel ve fiziksel ayrılığı yeni değil. CIA Direktörü sizi uyaracak, Ulusal İstihbarat Direktörü hayır olmaz diyecek, Pentagon senin arkanı toplayacak ve sen ABD Başkanıyım diyerek gezeceksin, bu bir meşruiyet sorunudur. Bu gel-gitlerin ardından Washington Post Gazetesi bir araştırma yaptı. Araştırma 2018 yılının Mayıs ayında yayımlandı. Hesaplamalara göre Trump, göreve geldiğinden beri 3 bin kez “yanıltıcı” beyanatta bulunmuştu.

Amerika’nın Teminatı Kim

Ordu demokrasinin kılıcı değildir ama son noktada ordu, ABD’nin varlığının teminatıdır. Bu en açık biçimde Trump’ın ABD başkanlığına geliş sürecinde ve sonrasında görülmüştür. Flynn’dan sonra Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na muvazzaf Korgeneral McMaster atandı. Master, Flynn’a göre çok daha temkinli, aşırılıktan uzak bir isimdi. O makama atanması tesadüf değildi. Turmp’ın yakın çevresi, kendi Amerikalarına karşı kendi düşmanlarını belirleyen tiplerdi. Öyle ki kendileri gibi düşünmeyen, bürokrat, politikası, medya mensubu, artık aklınıza gelen ne varsa düşman ilan etmekten çekinmiyorlardı. Bu durum Müesses Nizam’ın hoşuna gitmiyordu ve yavaş yavaş Trump’ı törpülediler. Bu törpüyü yapan da ABD ordusuydu. Ordu Trump yönetimine çoktan el koymuştu. Trump’ın Pentagon’a rağmen adım atmasını düşünmek en iyisinden saflık.

Asker Orjinli Kurucu Babalar

Am erika’nın kurucu babalarına baktığımız zaman tablo biraz daha netleşiyor. Amerikan’ın İlk Devlet Başkanı George Washington kıta orduları komutanı bir korgeneraldi. Hemen arkasından gelen ikinci Başkan John Adams da ABD ordusunun kurucuları arasındadır. 5 Başkan James Monroe da ordudan yarbay rütbesiyle ayrılmıştır. 7. Başkan Andrew Jackson, 9. Başkan William H. Harrison, 12. Başkan Zachary Taylor da generaldi. 18. Başkanı Ulysses S. Grant ordu komutanlığı yapmıştı. 26. Başkan Theodore Roosevelt, 33. Başkan Harry S. Truman da asker kökenliydi, arkasından gelen 34. Başkan Avrupa Müttefik Orduları komutanı Dwight D. Eisenhower ise 2. Dünya Savaşı’na damga vurmuş bir subaydı. Bu askerler sadece ordu da değil, daha sonra girdikleri siyasette de ABD’ye yön çizmişlerdi.

Eisenhower Emir Verdi Ordu Sahaya İndi

1957 yılında “Little Rock Dokuzlusu” olarak bilinen olayda, siyahi öğrencilerin okula girmesini engelleyen okul idaresi, öğrenci, vali ve yerel güçlere karşı Ordu sahaya inmişti. Öğrencilerin yasaların kendilerine verdiği hakkı kullanarak, beyazların okuduğu liseye kayıt yaptırdılar. Ama okumak ne mümkün. Arkansas eyaletinin başkenti Little Rock’ta meydana gelen olayda, siyahi öğrenciler, şiddete ve hakaret maruz kalıyor, aşağılanıyor, eğitim almaları engelleniyordu. Arkansas iç savaşta köleliğin kaldırılmasına karşı çıkan bir eyaletti, 3 yıl önce çıkan kanunun uygulanmasına izin vermiyorlardı. Dönemin ABD Başkanı Dwith D. Eisenhower önemli bir askerdi. II. Dünya Savaşı’nda Müttefik ordularının başkomutanlığını yaptı, generalliğe kadar yükseldi, NATO’nun ilk başkomutanı oldu. Eğer bugün Pentagon Pentagon ise, bunda Eisenhower’ın büyük payı vardır. Olay ülke genelinde yankı buldu. Herkes olan biteni seyrediyordu. Dönemin 34. ABD Başkanı Eisenhower Başkanlık Yetkisi’ni kullanarak, Federal Ordu’ya yetki verdi. 101. Hava Birliği siyah öğrencileri korumakla görevlendirdi. Bu görevlendirme ABD tarihinde önemli bir aşamaydı. Ordu 9 öğrencinin her gün o okula güvenli bir biçimde girip eğitim almalarını sağlıyor, çıkışta da aynı titizlikle öğrencilerin evlerine gitmesine yardımcı oluyordu. 9 siyahi öğrenciye okula dar edenler ise elleri kolları bağlı bir şekilde bu durumu seyrediyorlardı… İyi seyirler…

Monroe Doktrininden Savaşan Şahinlere

James Monroe ABD’nin 5. Başkanıydı. ABD ve Avrupa arasına kalın çizgiler çekmeyi başaran “Sizin Avrupa’nız size bizim Amerika’mız bize” diyerek, bir anlamıyla herkes kendi işine baksın demiştir. Monroe 2 Aralık 1823’te Kongre’ye sunduğu metinden ABD’nin uzun yılar sürecek dış politikasını belirlemiştir. Barış yanlısı bir politika izlemeyi savunan Başta Avrupa olmak üzere ülkelerin iç ve dış işlerine müdahil olmayı pek tasvip etmeyen bir yaklaşımdır bu. Bunda da başarılı olmuş Amerikan toplumu da “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” anlayışı ile hareket etmiştir. Hatta öyle ki Amerikan Senatosu Milletler Cemiyeti’ne girmeyi bile kabul etmemiştir. ABD’nin bu tutumu onun ekonomik ve siyasi anlamda güçlenmesine sebebiyet vermiştir. ABD bu güçle İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte, bu politikadan hızla uzaklaşmıştır. 1944 yılında hayata geçirilen Bretton Woods sistemiyle IMF ve Dünya Bankası kurulmuş, ardından 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler ile ABD tarafından yeni bir düzen dizayn edilmeye başlanmıştır. 1946’da Avrupa Komutanlığı, 1947’de Pasifik Komutanlığı 1949 yılında ise NATO kurulmuştur. Daha sonra bunlara Afrika Komutanlığı olmak üzere çok sayı daha muharip komutanlıklar eklenmiştir. Bugün dünya Pentagon tarafından, Kuzey Amerika Komutanlığı, Güney Amerika Komutanlığı, Afrika Komutanlığı, Merkez Komutanlığı, Avrupa Komutanlığı, Pasifik Komutanlığı, olmak üzere başlıca 6 bölüme ayrılmıştır.

Obama’nın Stratejisi

ABD’de iki dönem başkanlık yapan Obama selefi Bush’tan farklı bir yönetim tarzı geliştirdi. Obama özellikle ABD’nin askeri anlamda müdahilliğini dizginlemeye çalıştı. Suriye iç savaşına müdahil olmadığı için çok eleştirildi. İran’la nükleer anlaşma imzaladı. İsrail’in çok fazla arkasında durmamaya çalıştı.  Başkanlığının ilk döneminde İsrail’i ziyaret etmedi. Netanyahu ile araları hep soğuktu. Mısır’daki askeri darbeye bile mesafeli yaklaştı. Irak’la daha fazla vakit kaybetmek istemedi. Ortadoğu’daki askeri varlığını azaltmaktan yanaydı. Afganistan meselesine bakışı yüzünden ABD tarihinde bir ilk yaşandı ve Sivil-Asker gerginliği temaruz etti. Pentagon’un Suriyeli muhaliflere yapmak istediği silah yardımını da onaylamadı.

McChrystal OLAYI

Orgeneral Stanley A. McChrystal Afganistan’da hem NATO hem de ABD askerlerini komuta ediyordu. Rolling Stone dergisini açıklamalarda bulunan McChrystal Obama ve ekibinin Afganistan’a yaklaşımını alaycı bir üslupla eleştirmişti. Bu durum büyük tepki çekti. McChrystal hatasını hemen anladı ama iş işten çoktan geçmişti. İstifasını Obama’ya sunduktan sonra özür diledi. Obama’da istifasını kabul ettiği McChrystal’a övgüler yağdırmayı da ihmal etmedi. Obama’ya ABD’nin askeri gücünü tek geçerli olarak kullanmak yerine, diplomasiyi ekonomik kalkınmayı da işin içine katarak sorunları çözmeyi çalışıyordu. Obama Afrika’ya özel bir önem verdiğini söyleyebiliriz. Özellikle istihbarat amaçlı kurulan drone üsleri bunların başında geliyordu. Burkino Faso bu anlamda önemli bir merkezdi. Obama Kıta’ya asker göndermeyi de ihmal etmedi. Cibuti, Etiyopya, Nijer’de bulunan ABD üslerindeki drone’lar dikkat çeken ayrıntılar. Trump iş başına gelince Afganistan’a daha fazla asker göndereceklerini açıkladı.

Ordu Netanyahu’ya “Dur” Dedi

Trump’ın göreve geldikten sonra yaptığı bir diğer çılgınlıkta ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımak oldu. Trump bunu neden yaptı. Damadı üzerinden Yahudi lobisine mesaj veren Trump, bu gücü kendi arkasına almak için her şeyi feda etmeye hazırdı. Hakkında açılan yolsuzluk davaları nedeniyle zor günler geçirme Netanyahu’ya da içerdeki kamuoyunu susturacak bir başarı lazımdı, Trump’a da Yahudi yapılacak yeni bir jest. Pişti olmuşlardı. Trump İslam dünyasından gelen tüm tepkilere rağmen, 2017 yılında Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıdı ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıkladı. Obama, Bush ve Clinton’ın tersine Trump’ın böyle bir karar almasında neden olan sebeplerinden biri de Trump’ın seçim döneminde Ruslar yetkililerle kurduğu tartışmalı ilişkiydi. Trump bu karar ile Temsilciler Meclisi’nde kendisine karşı artan muhalefeti Yahudi lobisi üzerinden bertaraf etmek istiyordu.

Genelkurmay Başkanı Gantz…

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adı skandallara karışan bir politikacı. İsrail kamuoyu tarafından da pek sevilen bir şahsiyet değil. Her fırsatta İran’a karşı açıklama yapması, olası bir saldırı için pek hevesli durması boşuna değil. İsrail kamuoyunu İran üzerinden manipüle ederek koltuğunu sağlama almaya çalışan Netanyhau’yu da bir frenleyen var; İsrail ordusu. Eski MOSSAD Başkanı Tamir Pardo katıldığı bir televizyon programında Netanyahu’nun 2011 yılında orduya 15 gün içinde İran’a saldırmak için hazırlık yapma emri verdiğini, fakat kendilerinin bu emri sorguladıklarını söyledi. Pardo savaş emri verme yetkisinin Netanyahu’da olup olmadığını başta askerler olmak üzere geniş çevrelerle tartıştıklarını ve bu kararın uygulanmadığını ifade etti. Eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ında Netanyahu’yu çoğu kez stepne olduğu biliniyor. İsrailli eski Başbakan Ehud Barak’ta Netanyahu’nun 2010 ve 2011 yılları arasında İran’ı vurmak istediğini ancak üst düzey isimlerin bu plana karşı çıktığını dile getirmişti. Bu üst düzey isimler kim en bilinenlerinden olanı genelkurmay başkanı Benny Gantz. İsrail’i İran’ı vurmaktan vazgeçmiş sayılmaz, ama bu irade yalnızca sivil otoritede değildir. (Aşırı Sağcı Likud Partisi düzenli ordu kurulmadan önce faaliyet gösteren IRGUN siyasi ayağıdır.)

Rand Corporation

Amerika’da çok sayıda düşünce kuruluşu vardır. Think-Tank kavramını da tüm dünyaya armağan edende bu ülkedir. ABD’deki düşünce kuruluşlarının sayısı 2 binden fazladır. Ülkenin en önemli düşünce kuruluşlarının başında gelen RAND Corporation, 1948 yılında kurulmuştur. Dahası Pentagon’a bağlı çalışır. Binlerce çalışanı olan bu kuruma dünyanın farklı yerlerinden bilgi akışı sağlanır. Ve bu bilgiler analistler tarafından yoğrulur. Bir think-tank kuruluşu olarak RAND Corporation ABD’nin dış politikasına yön çizer. ABD’de ordu sivil siyasetin bir aparatı değildir.

En Güvenilir Kurum Yine Ordu

Asker sivil ilişkileri üzerine yazılan kitaplar, yapılan tartışmalara bakıldığında ABD uzak ara öndedir. Bu konu üzerinde hatırı sayılır eserler veren düşünürlerde yine bu ülkedendir. Peter Feaver, Samuel Finer, Samuel Huntington Morris Jenosit gibi. 2016 yılında ABD’de bir araştırma yapıldı. Araştırmaya göre ABD vatandaşlarının en güvendiği kurum ABD ordusu oldu. Olmak zorunda eğer ABD halkı zengin ve müreffeh yaşamak istiyorsa, bunu ordusunun caydırıcılığına bağlı. Güçlü bir ordusu olmasa ABD’nin her yaptığına kim eyvallah çeker. Örnek Suudi Arabistan’ın bankalardaki milyon dolarlarına nasıl el koyabilirsiniz. BM kararı olmadan tek başınıza Irak’ı nasıl vurabilirsiniz? Tüm dünyaya rağmen Kyoto Protokolü’ne nasıl sırt çevirebilirsiniz? ABD’nin İran’la yapılan nükleer anlaşmayı tek taraflı sonlandırmasının ardından İran’la ticaret yapan ülkelere de ambargo uygulayacağını açıkladı. Avrupa başta olmak üzere birçok ülke ABD’nin sözünü çiğneyemedi. Neden? Avrupa’da bulunan ABD askeri varlığına bakmamız yeterli. Avrupa’yı ABD askeri koruyor. Amerikan halkı bunu biliyor.

Açık Ara Öndeler

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporlarına göre, dünyada, en fazla askeri harcama yapan ülke ABD. 2017 yılında 610 milyar dolarlık yıllık askeri harcamasıyla birinci sıradalar. Amerika kendisinden sonra gelen 7 ülkenin toplamı kadar askeri harcama yapmış. Bu harcamaların bir nedeni ve bedeli var. ABD’nin dünyanın her yerinde üssü bulunuyor. Bunun sebebi enerji yataklarının kontrolü. Bu kontrolü sağlayabilmesi için asker ve silah gücü gerekiyor. Haliyle ABD bunun için dünyanın en fazla silahlanan ülkesi. Yoksa oralarda tutunamaz. Tabi bunun bir maliyeti var, o maliyette bölgenin ganimeti oluyor. Clausewitz savaşı, politikanın başka araçlarla devamı olarak niteler. Evet savaşları, siyaset ve ekonomiden ayıramayız, hepsi iç içe geçmiştir, bunu en iyi Amerika örneğinde görürüz.

En Önemli Enstrüman Hollywood

ABD ordusu sadece silah gücüyle değil, psikolojik savaşın bütün argümanlarıyla “savaş halini diri tutmak” zorundadır.  Hollywood bu araçlardan en dikkate değer olanıdır.  Ordu ile halk arasında hep bir bağ kurulur ve bu çeşitli temalar üzerinden sıklıkla işlenir. Başrollerini Richard Geer ile Debra Winger’ın oynadığı “An Officer and a Gentleman” (Subay ve Centilmen) yine başrollerini Tom Cruise ile Kelly McGillis’in oynadığı “Top Gun” mevcut duruma ilişkin örnek olabilecek kült filmlerdendir. Düz mantıkla ikisi de duygusal, sıradan bir aşk filmidir. Müzikleriyle birlikte doruklara çıkan romantizmin arkasında ne yattığını filmin sonunda değişen ruh halinizde hissedersiniz. Film sonunda size “Askere yazılmaya karar verdim“ dedirtir.  Subay ve Centilmen de Ordu sığınılacak bir liman, diğerinde ise hava kuvvetlerinde pilot olmanın dayanılmaz cazibesi vardır. Silah ve mühimmat savaşacak insan olduğu zaman bir işe yarar işte ABD bu açığı Hollywood ile kapatıyor ve bunu da iyi yapıyor.

Sütre Gerisinden Çıkıldı

ABD artık birçok şeyi sütre gerisinden yapmıyor. Doğu’ya özelde İslam dünyasına baktığımız zaman görülen tablo mutlak bir hakimiyete işaret ediyor. Trump’ın Kudüs’e ilişkin kararına Arap sokaklardan çıt çıkmadı. Filistin-İsrail barışını sağlayacağı belirtilen “Yüzyılın Antlaşması” İsrail’in zafer ilanı. Arap devletleri ısıtılan bu anlaşmayı çoktan göz kırptılar, nedeni ise çok açık onlar Filistin’den çok daha önce teslim alındılar. Kuveyt’i Saddam’dan kim korudu? Trump’ın çelik ve alüminyum ithalatına getirdiği yüzde 25 ve yüzde 20 ek gümrük vergisi üzerinden Avrupa’ya çektiği rest ise daha büyük kırılmaları da beraberinde getireceğe benziyor. Misillemeler art arda gelirken, ABD ordusunun sadece Bavyera’da bulunan küçük bir garnizonu bu konu üzerinde fazla söze gerek bırakmıyor. AB’ye karşı Trump’ın kendinden emin tavrının tek nedeni ABD ordusu, çünkü AB’nin kendisini koruyacak hali hazırda bir ordusu yok. Doğu Avrupa, Baltık ülkeleri, Romanya, Polonya, Macaristan hatta Bulgaristan’da bile ABD askeri varlığı bulunuyor. AB’ye Rusya’ya karşı seni ben koruyorum diyen Trump giderek daha da pervasızlaşıyor. Çin ve Rusya başta olmak üzere çok sayıda ülkenin “demokrasi” “insan hakları“ “evrensel değerler” adına karşı çıktığı birçok şey ABD rızası ile hayata geçiyor. ABD artık akan makyajını tazeleme gereği bile duymuyor. ABD’nin pazı gücü hem ülke içine hem de tüm dünyaya şekil veriyor.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Gökçen GÖKSAL
Gökçen GÖKSAL
Gökçen Göksal 1979 yılında İstanbul'da doğdu. Kütahya İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri üzerine Yüksek Lisans yaptı. Uzun yıllar, radyo, gazete ve televizyon başta olmak üzere çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalışan, Göksal'ın yayımlanmış çok sayıda eseri, makalesi ve röportajı bulunmaktadır.

BİZİ TAKİP EDİN

2,741BeğeniBeğen
53TakipçiTakip Et
1,646TakipçiTakip Et
142AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

Macaristan’ın Doğu Açılımı: Türkiye ve Türk Dünyası ile Gelişen İlişkiler

Son yıllarda Macaristan, dış politikasında önemli açılımlarda bulunmuştur. Avrupa Birliği’yle (AB) sorunları derinleşen Budapeşte, birlikten...

Türk Akımı Projesi ve Putin’in Türkiye Ziyareti: Yeni Bir Jeopolitik Hat İnşası mı?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 19 Kasım 2018 tarihinde TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesi’nin (Türk...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz