Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Selman Bin Abdülaziz’in Moskova Ziyareti: Katar Krizi’nden Yeni Bir Astana Yakınlaşması Çıkar Mı?

Arabistan yarımadasının en güçlü ülkesi olan Suudi Arabistan, uzun yıllar boyunca ABD’nin Ortadoğu’daki temel müttefiki olarak öne çıkmıştır. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın bölge ülkelerini algılayışının temelinde, ABD’nin bölge ülkelerine bakışını görmek mümkündür. ABD’nin bölge ülkelerine yönelik “demokrasi ihracı” söylemi adı altında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) haritasını dayatmaya çalışmasından Suudi Arabistan’daki rejim çok fazla etkilenmemekte olup, rejimin ABD ile yürüttüğü yakın işbirliği ilginç bir biçimde Suudi rejiminin ayakta kalmasını sağlamaktadır.

ABD’nin “demokrasi ihracı” söylemi, uzun yıllar boyunca Suudi Arabistan ve Katar gibi otoriter rejimleri görmezden gelirken İran ve Suriye gibi Amerikan üstünlüğüne karşı, çok kutupluluk arayışı içerisine girebilen ülkeleri “modernleşmesi ve demokratikleşmesi” gereken ülkeler olarak değerlendirmesiyle inandırıcılığını yitirmiştir. Ancak Ortadoğu ülkelerinin liberalize edilmesi amacıyla ABD’nin açık destek verdiği ve BOP haritasını hayata geçirebilmek için bir fırsat olarak gördüğü Arap Baharı süreci, ABD’nin beklentilerinin aksine, Suriye’de tıkanmış, Katar gibi ülkelerin İran’la yakınlaşması sonucunu doğurmuş ve Astana sürecinin gelişmesiyle birlikte, ABD açısından istenmeyen ve öngörülemeyen bir noktaya ulaşmıştır.

Astana süreci, Suriye’deki geçişi sağlamak için oluşturulan ve Türkiye ile Rusya’nın bölgedeki rolünü merkezileştirirken ABD’yi bölgedeki satrancın dışına iten bir süreç olarak gelişmeye devam etmektedir. Bundan dolayı süreç içerisinde yaşanan gelişmeler hem Suriye’deki krizin tansiyonunu düşürmesi hem de bölge ülkelerinin, bölge dışı aktörleri bölge meselelerinin dışına itmesi açısından çok önemli bir noktayı temsil ediyor. Bir anlamda Astana süreci, ABD’nin hegemonik üstünlüğüne karşı, bir güç dengesi yaratma arayışının sembolleşen bayrağına dönüşmektedir.

Son günlerde uluslararası ilişkiler tartışmalarına damgasını vuran yeni kritik gelişmede, ABD’nin Ortadoğu’daki bölgesel çapası olarak değerlendirdiğimiz Suudi Arabistan’ın Rusya’yla yakınlaşması ve tarihte ilk kez bir Suudi Kralı’nın Moskova’ya yapmış olduğu ziyarettir. Ziyaret sırasında hiç beklenmeyen ve sürpriz olarak nitelendirilebilecek haberler medyaya yansımış ve Suudi Arabistan, Rusya’ya yakınlaşmaktan çekinmediğini tüm dünyaya gösterircesine, Kral Selman’ın, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmesinin ardından iki ülke arasında 14 yeni anlaşmanın imzalandığını duyurmuştur. Daha da önemlisi Suudi Arabistan’ın tıpkı Türkiye gibi, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi almaya karar verdiği açıklanmıştır. Suudi Arabistan resmi haber ajansı Saudi Press Agency (SPA)’da yayımlanan habere göre, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’nın, Rusya’nın savunma sanayi alanında önde gelen firması Rosoboronexport ile silah sistemlerinin satın alınması, ortak üretim yapılması ve bu konuda eğitimler verilmesi hakkında işbirliği anlaşmaları imzaladığı belirtilmiştir. Tüm bunlara ek olarak Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Kral Selman’ın Astana görüşmeleri kapsamında Suriye krizinin aşılmasına yönelik çabaları desteklediğini belirterek Suudi Arabistan’ın Astana görüşmelerine sıcak baktığını ifade etmiştir.

Kral Selman’ın bu ziyareti sırasında Astana sürecine ilişkin verilen mesajlar, İran’la yakınlaşan Katar’a yönelik Suudi Arabistan’ın başında bulunduğu Körfez Ülkeleri koalisyonunun, ABD’nin çıkarları doğrultusunda başlatmış olduğu kriz durumunun yeni bir Astana sürecine çevrilebileceğinin de işaretlerini göstermektedir. Bu bağlamda Katar krizinin muhatabı olan ülkelerin görüşme trafiğine bakmak gerekmektedir. Rusya Devlet Başkanı Putin, geçtiğimiz hafta Türkiye’ye bir ziyarette bulunmuştu. Bu haftaysa, Suudi Arabistan Kralı’nı ağırladı. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’i Katar’a yollayan İran ise, Putin’i ağırlayan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı misafir etti. Bu görüşme trafiği, bölgede yeni bir mekik diplomasisinin işlediğine ve Suriye meselesinden sonra, Katar Krizi’nde de bölgenin kendi Astana sürecini başlatarak ABD’yi bölge meselelerinin dışına iteceğine işaret etmektedir. Bu anlamda bölge, tarihte İtalyan tehdidi karşısında oluşturulan Sadabat Paktı’nı günümüz şartlarına uygun bir biçimde güncelleyerek ve bu kez daha da genişleterek kendi barışını tesis etmeye yönelik adımlar atıyor. ABD ise yakın geçmişte Arap NATO’su oluşturmaya çalışırken bugün bu noktaya gelinmesi açısından büyük bir fiyaskoya tanıklık etmektedir. Atalarımızın “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” şeklinde tanımladığı durum, ABD’nin Ortadoğu politikasındaki fiyaskoyu da tek cümleyle özetlemektedir.

Yazarın diğer yazıları