Salih Suikastı ve Yemen’in Geleceği

Son 48 saatte bölgenin düzenini değiştirebilecek düzeyde gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin başında Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığı yönündeki açıklaması, Kuveyt’te Körfez Ülkeleri Zirvesi’nin düzenlenmesi, Trump’ın vermiş olduğu karara karşılık Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kudüs’ün kırmızı bir çizgi olduğunu belirtmesi, Sudan’ın Suudi Arabistan’la olan sınır anlaşmazlığını uluslararası mahkemelere taşıyacağını dile getirmesi ve Maliki ile Haşdi Şabi’nin 2018 Irak Parlamento Seçimlerine hazırlık yapmak adına siyasi bir güç oluşturması gelmektedir. Bu gelişmelerin yanı sıra Ortadoğu’nun değişen durumu, birçok siyasi olay ve güvenlik sorunun bir sonucudur.

Bölgede deprem etkisi yaratan asıl olay, Ali Abdullah Salih’in İran yanlısı Husilerin organize ettiği suikast eylemine kurban gitmesidir. Bu durum, Yemen’deki karmaşık durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. 2014 yılında Husilerle yapmış olduğu ittifak öncesinde Ali Abdullah Salih, bu grupla 6 savaş çerçevesinde karşı karşıya gelmiştir. 2012 yılında Körfez Ülkelerinin Yemen’deki siyasi girişimleri sonucunda Salih, iktidarı Abdurabbu Mansur el-Hadi’ye bırakmıştır. Ancak Hadi döneminde Yemen, ikiye bölünmüştür. Ülkenin bir kısmı, Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu yanlısı Hadi, bazı kabileler ve İslami siyasi partiler tarafından yönetilirken; diğer kısmı, İran yanlısı olan Yemen eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ve Husilerce idare edilmekteydi. Husilere karşıt bir tutum almadan önce Salih, çatışmada silahlı grupla birlikte saf tutmaktaydı.

Belirtmek gerekir ki Yemen’de mezhep savaşı şeklinde süregelen siyasi çatışma, Ali Abdullah Salih’in suikasta uğramasıyla kabile çatışmasına dönüşebilir. Aynı zamanda Ali Abdullah Salih’in ölümü, Monarşi yanlısı kesim ile Cumhuriyetçiler arasındaki tarihi husumetin savaşa dönüşmesine sebebiyet verebilir. Dolayısıyla Salih sonrası süreçte çatışma çıkarmaya neden olacak birçok opsiyonun varlığından söz edilebilir. Bu aşamada İran’ın gelecek olaylardaki rolünü hiçe saymamak gerekir. Nitekim Tahran’ın Yemen’de yürüttüğü mücadele, Ortadoğu’daki savaşımının bir parçasıdır. Bu nedenle Yemen’de yaşanan gelişmelerle birlikte İran’ın herhangi bir eylemde bulunmayacağını düşünmek sığ bir yaklaşım olacaktır. Zira İran’ın Yemen’deki müttefiki olan Husiler, herhangi bir destek almadan intikam planlarını devreye sokamayacaklardır. İran’ın Husileri destekleyeceğini düşündüren ilk işaret ise Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Muhammed Ali Caferi’nin açıklamalarında kendini göstermiştir. Caferi yaptığı bir açıklamada Husilere karşı yapılan darbe girişimin anında başarısızlığa uğratıldığını dile getirmiştir. Diğer yandan DMO’ya bağlı Muhammed Resulullah Kolordu Komutanı, gelecek günlerde Yemen’den iyi haberler alacaklarını söylemiş ve Suudi Arabistan’a dolaylı yoldan değinmek suretiyle  düşmanlar tarafından ülkeye uygulanan komplo ve fitnelerin ne boyutta olduğunun ortaya çıkacağını belirtmiştir. Bu noktada dikkat çeken husus, “komplo” ifadesinin İran’ın siyasi söyleminde süregelen bir şekilde kullanılmasıdır. (Bu kavramın meşruluğu ve anlamı, Zerdüştlerin ve Humeyni’nin öğretilerinde bulunabilir.) Diğer yandan Abdülmelik el-Husi, Salih suikastı sonrasında yaptığı açıklamada birçok kez “komplo” ifadesini tekrarlamıştır.

Yemen’de cereyan eden çatışmalar, farklı boyutlara ulaşarak; kabile savaşlarına dönüşebilir. Ayrıca çatışmaların büyük göçlere ve yıkımlara neden olabileceği de ihtimal dahilindedir. Nitekim Yemen’deki krizin siyasi yollarla çözülmesi, karşı karşıya kaldığı birçok engelden dolayı imkânsız görünmektedir. Belirtmek gerekir ki ülkedeki belirsiz rolüne rağmen Salih, Yemen’deki kaosu dindirme bağlamında dengeleyici bir paya haizdi.

Ali Abdullah Salih, Husilerin yanında yer almasaydı bahse konu silahlı grup bugünkü gücüne sahip olmayacaktı. Diğer yandan Salih’in Husilere karşı tavır almasıyla birlikte Arap Koalisyonu’nun desteklediği güçler, Sana’nın önemli bölgelerini kontrol etmeye başlamışlardır. Bu kapsamda elde edilen bilgiler, suikasta uğramadan önce Salih’in Sana’dan güvenli bir şekilde çıkış yapmak adına Suudi Arabistan’la istihbari, siyasi ve güvenlik çerçevesinde ileri düzey bir koordinasyon kurduğunu göstermektedir. Salih’in Sana’dan çıkışının sağlanmasına müteakip Husilere karşı savaşımda yeni bir aşamaya geçilmesi planlanmaktaydı. Bu plana göre Husilere karşı yürütülecek operasyonlar, Yemen’in meşru hükümetini temsil eden Hadi ile siyasi meşruiyete sahip olan Salih tarafından iki taraflı olarak gerçekleştirilecekti. Ancak durumun farkına varan Husiler, Salih’in Sana’dan çıkmasına izin vermemiş; onu tutuklamış ve ev hapsinde tutmuştur. Bununla da yetinmeyen silahlı grup, Salih’i ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla Husiler, Hadi’nin 2014 yılında Sana’dan kaçmasıyla sonuçlanan durumun tekrarlanmasına izin vermemişlerdir. Zira Ali Abdullah Salih Sana’dan çıkış sağlasaydı; bu durum Husiler bağlamında büyük bir siyasi sıkıntıya sebebiyet verecekti.

Özetle Ali Abdullah Salih sonrası dönemde Yemen’deki durum, daha karışık bir hal almış ve ülke geleceği belirsizliğe sürüklenmiştir. Yemen uzmanlarının dahi tahmin edemediği bu olaydan hareketle ülkeye hâkim olan genel durum veri alınarak; geleceğe dair senaryolar üretilebilir. Olası senaryolar aşağıda sıralanmıştır:

Birinci Senaryo: Ali Abdullah Salih’in suikasta kurban gitmesiyle Yemen’in tamamı, Husilerin kontrolüne geçebilir. Bu durum, Yemen’in dolaylı yoldan İran’ın kontrolünde olacağına işarettir. Senaryoya göre; Salih sonrası ortaya çıkan kaos, kazanım ve başarı elde etme bağlamında Husiler tarafından değerlendirilebilir. Bu şekilde Husiler, yeni bir siyasi sürecin başlatılmasının öncesinde mümkün mertebe yeni kazanımlar edinmeye çalışacaklardır. Nitekim bugün Salih’in halefinin kim olacağı tartışılmaktadır. Dolayısıyla Yemen’de yeni siyasi liderler ortaya çıkabilir. Bu durumun yeni siyasi çatışmaları beraberinde getireceğine kesin gözüyle bakılmaktadır.

İkinci Senaryo: Ali Abdullah Salih’in suikasta uğraması, Husilerin Yemen’de edindiği kontrolü kaybetmesine yol açabilir. Nitekim suikast operasyonu, İran destekli siyasi bir grup tarafından gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla bu durum, Yemenliler arasındaki kin ve düşmanlığı daha da arttırabilir. Ali Abdullah Salih’in Husiler tarafından ortadan kaldırılması, Salih’in kabilesinin yanı sıra Abid Rabba Mansur Hadi, Arap Koalisyonu, milliyetçi ve solcu partilere “Arap milliyetçiliğine dönülmesi” bağlamında verilen bir mesaj niteliğinde olmuştur.

Üçüncü Senaryo: Ali Abdullah Salih’in öldürülmesi, Yemen’de kabile ve mezhep savaşlarının başlamasına sebep olabilir. Zira Yemen’deki durum, bu senaryonun gerçekleşeceğine dair emareler barındırmaktadır. Ayrıca Yemen’de devam eden siyasi çatışmaların duracağına dair herhangi bir belirti bulunmamaktadır. Bu çatışmaların Yemen sınırlarını dahi aştığının söylenmesi gerekir. Başka bir ifadeyle Yemen’deki çatışma, Suudi Arabistan ile İran’ın projelerindeki farklılıktan dolayı sürmektedir. Bu anlamda çatışmayı kazanan tarafın başka bölgeler nezdinde de kazanım elde edeceği düşünülmektedir.

Bugün büyük bir kaosa hapsolmuş olan Yemen’de meydana gelen çatışmaların gerçek sebeplerinin iyi bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda ülkenin sorunlarına yönelen mevcut bakış açısı değiştirilmiş ve krizin çözümü doğrultusunda yeni görüşler geliştirilmiştir. Belirtmek gerekir ki Husiler tarafından gerçekleştirilen eylemler çerçevesinde verilecek tepkiler halen belirsizliğini korumaktadır. Bilinen şudur ki çatışmanın ilerleyen süreçlerinde Suudi Arabistan ile İran, farklı seçenek arayışlarına girecektir. İran, Husiler tarafından alınan bu zaferi siyaset ve güvenlik çerçevesinde değerlendirmeye çalışırken; Suudi Arabistan sert bir hamle yapmaya hazırlanacaktır. Eklenmesi gerekir ki elde edilen bilgiler, Ali Abdullah Salih’in eski Cumhuriyet Muhafızları Komutanı olan oğlu Ahmed Ali Abdullah Salih’in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nden Suudi Arabistan’a sağ salim ulaştığını göstermektedir.

Ali Abdullah Salih’in suikasta kurban gitmesi, Suudi Arabistan tarafından bir intikam aracı olarak kullanılacaktır. Bu şekilde Suudiler, olayı siyaset ve güvenlik bağlamında değerlendirecektir. Nitekim Ahmed Ali Abdullah Salih’ten Hadi’nin gerçekleştirmek istediği iki amaç çerçevesinde faydalanılacaktır. Birinci amaç, Ali Abdullah Salih’in bıraktığı boşluğu doldurarak; eski Cumhuriyet komutanlarıyla bağlantı kurmakken; ikinci amaç, aşiretin nüfuzundan faydalanarak Husilere karşı başlatılacak kabile savaşının fitiline ateşlemektir. Daha önce de belirtildiği gibi Yemen’deki siyasi oyunun kuralları değiştirilmiştir. Yemen ya “Arap Yemen” olacak ya da “İran Yemeni” şeklinde nitelendirilecektir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Firas ELIAS
Firas ELIAS
ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,718TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz