Rusya’nın Meydan Okumalarına Karşı Avrupa Birliği’nin Tutumu ve NATO Genişlemesi Tartışmaları

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli uluslararası sistemde yaşanan değişim, birçok ülkeyi doğrudan etkilemektedir. Washington kendini ekonomik olarak kazançlı kılmak adına uluslararası sorunlara daha az müdahil olma ve maliyetlerini azaltma politikaları gütmektedir. ABD, değişen bu politikalarına rağmen müesses nizamın koruyucusu rolünü de sürdürmek istemektedir. Bu nedenle ABD’nin kendini ve mevcut uluslararası sistemi tehdit edecek herhangi bir gelişmenin yaşanması halinde, merkezi rolünü tekrar etkin bir şekilde devam ettireceği öngörülebilir. Zira ABD mevcut uluslararası sistemin en çok kazanan aktörüdür.[1]

ABD uluslararası sisteme daha az yatırım uygularken müttefiklerinden maliyetlere daha fazla katlanmalarını istemektedir. Ancak müttefiklerin buna tepkisi kendileri için yeni güvenlik sistemlerini inşa etmek şeklinde olmuştur. Trump yönetiminin Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden kendilerini Soğuk Savaş boyunca Sovyet tehdidinden koruyan ve Soğuk Savaş sonrası dönemde de Putin Rusyası’na karşı caydırıcı bir nitelik taşıyan NATO’ya daha fazla katkı yapmalarını istemesi, AB’yi kendi ordusunu kurmaya yöneltmiştir. Almanya ve Fransa öncülüğünde başlayan Avrupa Ordusu fikrinin blöf mü; yoksa gerçek mi olduğu zamanla anlaşılacaktır. Nitekim yeni bir ordunun kurulmasının yüksek maliyetinin bulunması ve hangi ülkeler tarafından nasıl yönetileceği gibi konularda çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Dahası kurulacak ordunun herhangi bir tecrübesinin olmaması da belirsizlik yaratmaktadır. AB’nin kendi içinde yükselen aşırı sağ ve terörizm gibi sorunların yanı sıra birlik üyesi birçok ülkede ekonomik krizin olması da Avrupa Ordusu fikrinin gerçekçi olmadığını göstermektedir. Ancak Almanya’nın kurulacak ordunun maliyetlerinin büyük bir kısmını yüklenmesi halinde ordu kurulabilir. Bu da Avrupa Ordusu’nda Almanya’nın daha etkin olmasına neden olacağı için birlik üyelerinde rahatsızlığa yol açabilir. Şu gerçeğin altını çizmekte fayda vardır. Avrupa ülkelerini Rusya’nın meydan okumalarına karşı koruyan, Soğuk Savaş tecrübesine ve stratejik silahlara sahip, dünyanın en güvenilir ve caydırıcı ittifakı olan NATO’ya alternatif hiçbir askeri ve güvenlik yapılanması mevcut konjonktürde başarılı olmayacaktır.

NATO’nun genişleme süreçlerinin devam etmesi, yeni tartışmamaları da beraberinde getirmektedir. Karadağ’ın Rusya’nın tepkisine rağmen NATO’ya üye olması, Makedonya’nın örgüte üyelik için başvurması ve örgüte katılım protokolünün imzalanması, Rusya’nın NATO tarafından çevrelendiğine dair tartışmaların artmasına neden olmuştur. NATO’nun amacı Rusya’nın Baltık Ülkeleri, Orta Avrupa ve Balkanlarda genişlemesini önlemektir. Ancak Soğuk Savaş’ın bitmesine yakın tarihte Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin (DAC) Batı Almanya ile birleşmesini öngören Almanya’nın Birleşmesi Antlaşması görüşmeleri yapılırken; eski Sovyet ülkelerinin NATO’ya alınmaması kararlaştırılmıştı. Nitekim dönemin Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisi (SVR) direktörü daha sonra Dışişleri Bakanı olan Primakov’un anılarında[2] eski ABD Başkanı George H. W. Bush, eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, eski Almanya Şansölyesi Helmut Kohl ile bu ülkelerin Dışişleri Bakanlarının SSCB dağılmadan kısa süre önce eski Varşova Paktı ülkelerinin NATO’ya girmeyeceğine dair söz verdiklerini belirtmiştir. Primakov’un dönemin Dışişleri Bakanlığı arşivlerine dayanarak 9 Şubat 1990 tarihinde SSCB Devlet Başkanı M.S. Gorbaçov ile dönemin ABD Dışişleri Bakanı G. Baker arasında geçen konuşmayı şu şekilde aktarmaktadır: (…) “Almanya’nın birleşmesinin NATO’nun askeri örgütlenmesinin Doğu’ya genişlemesine neden olmayacağının garanti etmesi gerekmektedir.” Gobaçov’un 10 Şubat 1990 tarihinde Kohl ile yaptığı görüşmede Kohl: “NATO’nun faaliyet alanını genişletmemesi gerektiğini düşünüyoruz.” Batılı liderlerin ifade ettikleri düşüncelerinin herhangi bir antlaşmaya dâhil edilmemesi, sözlerinin bugün bağlayıcılığının olmayacağını göstermektedir. Nitekim Gorbaçov ve Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze, Almanya’nın birleşmesi görüşmelerini gizli yapmış, bu görüşmelerden Politbüro ve Merkez Komite sekreterlerini haberdar etmemiştir.

Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinin NATO’ya girme yönünde irade beyan etmelerini, “Rusya tehdidi” ile açıklayan algı yanlıştır. Çünkü Primakov’a göre Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya üye olma arzuları başka bir nedenden kaynaklanmaktaydı. Bahsi geçen ülkeler başta AB olmak üzere Avrupalı yapılar içinde yer almak, Doğu’ya değil Batı’ya ait olmak istemekteydiler. Bu koşullarda bahsi geçen ülkelerin NATO’ya girmeleri Avrupalı yapılar içerisinde yer almanın en kısa ve en az külfetli yolu olarak görülmüştür.

Bugünden geriye bakıldığında Primakov’un tespitlerinin yerinde olduğu görülecektir. Ancak uluslararası sistemde güç parametrelerinde yaşanan değişimler, özellikle de Rusya’nın tekrar küresel güç olmasıyla birlikte ABD ile rekabete başlaması, NATO aracılığıyla çevrelemesine neden olmaktadır. Buna karşı AB, Rusya ile ekonomik ilişkilerine önem verirken; ABD’nin NATO aracılığıyla Rusya’yı çevrelemesi, AB’nin özerk bir dış politika geliştirmesine engel olmaktadır.


[1] Hasan Basri Yalçın, Nato’nun Krizi ve Geleceği Türkiye’nin Artan Otonomisi, SETA Analiz, Temmuz 2018, s. 8.

[2] Yevgeniy Primakov, Politikanın Mayınlı Tarlası, Çev. Fatma Arıkan, Selis Kaitaplar, İstanbul 2008, s. 204-215.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR
1989 yılında Karaçoban-Erzurum doğumlu olan Arş. Gör. Erol Özdemir, Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2013 yılında mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2017 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora programına kabul edildi. 2014 yılından bu yana Gazi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktadır. Özdemir’in başlıca çalışma ve araştırma alanları Algı Yönetimi, Kriz ve Kriz Yönetimi gibi kavramların yanında İran Dış Politikası ve Kürt Jeopolitiği’dir. İngilizce ve Farsça bilen Özdemir, evli ve bir çocuk babasıdır.

BİZİ TAKİP EDİN

2,976BeğenenlerBeğen
218TakipçiTakip Et
2,364TakipçiTakip Et
266AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz