Rusya’nın Balkanlar’a Yönelik Politikası ve Ukrayna Krizi – 2

Ruslar, büyük bir güç olabilmek için Balkanlara müdahil olmanın ve mevcudiyet göstermenin zorunlu olduğuna gönülden inanmaktadır. Tarihsel açıdan bunun iki sebebi vardır. İlki Rus İmparatorluğunun Türk Boğazlarını kontrol etmekteki çıkarıdır. İkincisi ise önceki yazıda ifade edildiği gibi Slavların sınırları aşan bir birlik kurması gerektiğine inanmasından ötürü, Panslavizm adı verilen düşünce Rusya ile Balkanlardaki Slav milletleri arasında “özel bir bağ” olduğunu iddia etmektedir.

Özellikle Batı Balkanlar, Rusya’nn dış politikası açısından sembolik bir öneme sahiptir. Rusya’daki pek çok siyasetçi Yugoslavya’nın çöküşünü, Batı’nın Moskova’nın görüşlerini göz ardı ettiği ve Sovyetler sonrası dönemde “renkli devrimler”in ilk denemesi olarak görmüştür. Rusya, Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkmış ve Kosova üzerindeki nüfuzunu kaybetmesinden duyduğu hayal kırıklığını üzerinden hiç atamamıştır. Avrupalı uzmanların çoğuna göre Rusya Kosova meselesini, 2008 yılında Abhazya ve Güney Osetya’da ve 2014 yılında Kırım’da savaşarak Rusya’nın gücünü yeniden kazanmasını gerekçelendirmekte kullanmıştır.

“Rusya’nın Batı Balkanları Ukrayna krizinin dışında tutması ve AB’nin bölgedeki varlığına karşı çalışamaması gerekmektedir” – bu talepler Aralık 2014’de AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini tarafından dile getirilmiştir. Ukrayna’daki çatışmaların başlamasından bu yana, Rusya’nın artan siyasi ve ekonomik müdahaleleri Batı’da bölgedeki istikrara ve Batı Balkanlar’ın AB’ye katılma planlarına ilişkin endişelerin doğmasına neden olmuştur. Karadağ, Sırbistan, Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya ve Arnavutluk’un AB üyeliğine adaylıklarının yanı sıra Kosova’nın ve Bosna Hersek’in olası başvuruları Rusya’nın etkisi olmasa bile pek uzak bir olasılık olmaya devam etmektedir. AB’ye katılmak ve üyelik için resmi bir çaba gösterilmesine yönelik halk içinde yaygın bir destek olsa da bu ülkeler hala AB üyeliği için gereken siyasi ve ekonomik kriterleri karşılamaktan çok uzaktır. Avrupalı karar vericilere göre bölgede yolsuzluk çok yaygın, hukukun üstünlüğü tesis edilememiş, organize suç yaygın, devlet aygıtları güçsüz ve altyapılar gelişmemiş durumdadır. Dahası yerel güç yapıları, siyasal reform yönünde isteksizlik göstermektedir.

Batı Balkan ülkelerinin NATO üyeliği, Rusya’nın sinirlerini en çok bozan meseledir. Karadağ’ın ittifaka katılma yönündeki hareketi, Moskova’nın ağır eleştirileriyle karşılaşmıştır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Karadağ’ın bu hareketine karşı verdiği bir röportajda şunları söylemiştir: “Mesele Karadağ değil. Asıl mesele NATO’nun sadece Rusya’yla değil, aynı zamanda da küresel güvenliğin sağlanması anlamında da ilişkileri geliştirme yönündeki tutumu. NATO kendi bölgesinden sorumludur ve Washington Anlaşmasında da yazıldığı gibi müşterek savunmayı sağlar. Öyleyse bu durumda, sınırlarının içinde otur ve sana kimse dokunmasın.”

Lavrov, 1990’lar süresindeki NATO’nun Balkanlardaki faaliyetlerini hatırlatmış ve Karadağ’da üyelik için referandum yapılması çağrısında bulunmuştur: “Birkaç yıl önce NATO’nun bombaladığı insanların bunları unutmadığını biliyorlar ve liderliklerinin NATO’ya katılarak pek çok şeyi unutturabileceği düşüncesini kabul edemiyorlar”. Bu mesele Karadağ toplumunu bölmüş ve komşu Sırbistan’daki dini liderler de ülkede referandum yapılması çağrısında bulunmuşlardır. Bu da, Ukrayna gibi ülkelerde olduğu gibi, vatandaşları arasındaki bölünmüşlüğün Rus propagandası sayesinde şiddetlenebileceği endişelerini doğurmaktadır. Mesela Sırbistan’ın Rusya’yla iyi bilinen tarihsel bağları mevcuttur. Yakın tarihli bir IRI kamuoyu yoklaması Sırp halkının yüzde 50’sinin ülkenin “yanlış yöne gittiğini” düşündüklerini göstermiştir. Oysaki sadece yüzde 46’sı AB üyeliği lehine oy vereceklerini söylemiştir.

Sırbistan ve komşularında AB’yle bütünleşmeye verilen destek, başka bir eğilime karşı da hassastır: AB üye ülkelerindeki büyüme yorgunluğu. Avrupa bölgesine göç ve Brexit referandumu gibi pek çok krizle karşı karşıya gelindiği göz önünde bulundurulduğunda, Avrupalı liderlerin başka bir genişleme dalgasını çok da istememeleri şaşırtıcı değildir. Buna karşılık, durum pek çok üye ülkede mevcut AB karşıtı popülist siyasetçilerin yükselişi tarafından da desteklenmektedir. Bunların pek çoğu Putin Rusya’sına açıktan hayrandır ve bazılarının da Rusya desteği aldığından şüphe edilmektedir. Bu durum, Batı Balkanlardaki aday ülkelerde AB’ye karşı duyguları zayıflatma potansiyelini taşımaktadır.

2013’ün sonlarında Ukrayna’daki krizin patlamasından bu yana, Batı medyasındaki pek çok yorumcu Rusya’nın AB’nin doğusunda çıkarttığı sorunlardan ötürü sürekli olarak AB’nin güvenliğine yönelik tehditler görmektedir. Bu arada bazı akademisyenler, bu olayları Batı’nın dış politikasında realizme dönüşün habercisi olarak görmektedir. Peki bu durum Batı Balkanlar açısından ne anlama gelmektedir?

Bazı uzmanlar Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, Kırım’ı ilhak etmesi ve Suriye’deki artan etkinliği müteakiben Batı Balkanların da hedef olmasından endişe etmektedir. Mesela Amerika’nın Sesi kısa bir süre önce şunu bildirmiştir: “Gözlemciler, Rus propagandası, STK’lar ve kültürel örgütlerinin Balkanların içlerinde –Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve Arnavutluk’ta–kayda değer bir ilerleme kaydettiklerini söylemektedir. Çoğu Balkan ülkesi, NATO ve Avrupa Birliğine katılmayı arzulamakta, fakat bölgedeki Rusya’nın nüfuzu çeşitli yatırımları vasıtasıyla artmaktadır.

Bu, hâlihazırda doğrudan askeri müdahaleden korkulduğu anlamına gelmemektedir. NATO ve AB’nin dışında bulunan eski Yugoslav ülkelerinin Avrupa’yla bütünleşmesini önleyecek başka taktiklerin kullanımı daha olasıdır. Rusya’nın Ukrayna’daki saldırgan tutumu karşısında, AB zayıf bir görüntü sergilemiş ve yanıt vermekte ağır kalmıştır. Hibrid harp taktikleri, Rusya’nın kullandığı “küçük yeşil adamlar” ve güçlü propagandası karşısında şaşkına dönmüştür.

Sonuç olarak, Batı Balkanlardaki Rus etkisine yönelik korkuları nasıl özetleyebiliriz? Her ne kadar Rusya’nın bölgede çıkarları olduğu ve bölgenin Avrupa’yla bütünleşmesini – özellikle de NATO üyeliklerini – engellemek istediği şüphesiz olsa da, durum Ukrayna gibi “yakın çevre”si kadar hassas değildir. Batı Balkanlardaki ülkeler her halükarda, NATO ve AB ülkeleriyle entegrasyon sürecine girmiş durumdadırlar. Peki ya Rusya’nın yumuşak gücü? Yine, her ne kadar bölgede Rus taraftarları ve sempatizanları olsa da ve AB’nin son yıllardaki ayrıştırıcı görünümüne rağmen, Batı Avrupa’nın ekonomik çekim gücü Rus modeliyle ciddi bir şekilde mukayese edilemez. Dolayısıyla Balkanlardaki AB aday ülkeleri Avrupa yolunda yürüyüşlerine devam edeceklerdir, ancak durum dış müdahalelerin ve krizlerin etkisine açıktır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Kanat YDYRYS
Dr. Kanat YDYRYS
Lisans eğitimini 2010 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlamıştır. 2010-2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Rusya Federasyonu’nun “Yakın Çevre” Politikası ve Orta Asya Güvenliği Üzerindeki Etkileri” isimli yüksek lisans tezini savunmuştur. 2012 yılından günümüze Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Ulusal Güvenlik ve Enerji Stratejsi Bağlamında Rusya Federasyonu’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ne Yönelik Politikası” isimli doktora çalışmalarını yapmaktadır. Dış politika, enerji politikaları, güvenlik, jeopolitik, Orta Asya siyaseti konularında akademik çalışmalar ve analizler yapmaktadır.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz