Rusya’nın Balkanlar’a Yönelik Politikası ve Ukrayna Krizi – 1

Yaklaşık son 10 yıldır devam eden Avrupa Biriliği’ndeki (AB) ekonomik, siyasi ve kurumsal krizin, mevcut sınırları dışında bulunan ülke ve bölgelerde de belirgin etki yarattığı görülmektedir. Balkan ülkeleri buna bir örnek teşkil etmektedir. Balkan ülkelerinde, özellikle Brexit sonrası İngiltere’nin AB’den ayrılma kararından dolayı AB entegrasyon sürecinin durduğuna dair endişeler artmaktadır.

Bununla birlikte Balkan ülkeleri çeşitli krizlerle ve sorunlarla karşılaşmaktadır. Öncelikle, 2008 yılındaki krizi takip eden ekonomik büyümenin yavaşlaması ve işsizliğin artması bir sorun oluştururken diğer taraftan, 2015-6 yıllarındaki mülteci krizi, bölge ülkelerinin AB ile olan çelişkilerini de net biir şekilde ortaya koydu. Mülteci konusu Brüksel’in etkili eylem ve kararlarına bağlıdır, ancak bu sorunları çözebilecek herhangi bir önlem alınmamaktadır. AB’nin mülteciler meselesine etkin ve etkili bir çözüm getirememesi ve AB üyesi olmayı bekleyen Balkan ülkelerinin bu talebine, genişlemekten korkan bir şekilde yaklaşılması Balkanlardaki jeopolitiği değiştirdi. Rusya, askeri yardım vaadi ve enerji hakimiyeti tehdidini kullanarak yakın komşusu Batı Balkan ülkelerinde anti-liberal milliyetçiliği yaymak suretiyle bu ülkelerdeki etkisini giderek arttırıyor.

Tarihsel olarak baktığımızda, Rusya kendisini Ortodoks Slavlarının koruyucusu ve Slav birliğinin merkezi olarak nitelendirmiştir. Böylece, Çarlık Rusyası zamanında uygulanmaya başlayan, Slav kavimlerin Rusya devletinin çatısı altında toplamayı ön gören siyasi bir fikir hareketi olarak Panslavizm ortaya çıkmıştır. Her şeyden önce Panslavizm Balkan Slavlarının, Türklerin ve Almanların hakimiyetinde olduğunu, Balkan Slavlarının bu durumdan tek kurtuluşlarının ise Rus Çarlığı altında toplanmak olabileceği görüşünü savunmuştur. Kırım savaşından sonra Rusya’da Panslavizm gittikçe güçlenmiştir. Rus panslavcılarının çalışmaları sonucu 1857’de, Moskova’da “Slav Yardım Derneği” adında bir dernek kurulmuştur. Bu dernek Rusya dışında yaşayan Slavlara her türlü yardımı yapma adı altında kurulmuştur. Bir süre sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı derneği yönetmeliğini onaylamıştır. Derneğin koruyuculuğunu da Rusya Çarlığının veliahtı Aleksadr III almıştır. Bunun sonucunda Rusya Çarı Aleksandr III Panslavizm düşüncesini siyasallaştıran ilk kişi olmuştur. Artık Panslavizm Rus hareketinin siyasi misyonu haline dönüşmüştür.

Moskova’dan sonra 1868’de Petersburg’ta, 1869’da Kiev’de, 1870’de Odessa’da Slavcılık hareketi gittikçe güç kazanmıştır. Slavcılar, Batı yardımına temelden karşıdırlar. Onlara göre, Rusya kendi kaynaklarıyla hayatta kalmayı öğrenmelidir. Batı’nın yardımları Rusya için uygun olmayacağı gibi, külfet de getirecektir. Slavcılar, Rusya’nın egemenliğini kısıtlayabileceği gerekçesiyle Batılı ekonomik, siyasi ve askeri kurumlara katılmaya karşı çıkmaktadır. Slavcılar, Rusya’nın yakın çevresindeki Rus azınlığın korunabilmesi için gerekirse kuvvet kullanma yoluna da sıcak bakabilmektedirler. Günümüzde Slavcılar, çeşitli politik parti ve gruplar içinde dağılmış durumdadır.

Günümüzde Rusya’nın Balkanlar’da en çok etkiye sahip olduğu ülkelerden birisi Sırbistan’dır. Aynı zamanda Rusya’nın Balkanlarda yumuşak güç kanallarını en yoğun olarak kullandığı ülke de Sırbistan’dır. Rusya ve Putin, paramiliter gruplar da dahil olmak üzere ülkede milliyetçiler, aşırı milliyetçiler ve uç gruplara hitap ediyor. Bu grupların bir çoğu Moskova ile ittifak halinde. Rusya, Kremlin’in desteklediği Russia Today ve Sputnik gibi birçok yayın organını Sırbistan’da propaganda yapmak amacıyla yaygın bir biçimde kullanıyor. Sırbistan’da maddi sıkıntılar nedeniyle devlete bağlı yayın organlarının kapatılması Rus medyasının propaganda aracı olarak kullanılmasına imkan sağlıyor. Aynı zamanda Sırbistan petrol ve doğal gaz tedarikçisi olarak Rusya’ya bağımlı bulunuyor. Rusya ayrıca Belgrad’a azımsanmayacak miktarlarda maddi yardım ve kredi desteği sağlıyor. Son yıllarda Sırbistan NATO ile ilişki içinde olsa da Rusya ile askeri ve dış siyasette yeni ortaklıklar geliştirdi. 2015 – 2016 yılları kapsamında iki ülke arasında 2,5 milyar dolarlık silah anlaşması imzalandı.

Buna ek olarak Rusya’nın Balkanlarla olan iş birliği, dış siyaset ve daha çok ekonomik faktörlerle tanımlanmaktadır. Merkezi tema ise enerjiye aittir. Dünyanın en zengin gaz kaynaklarından birine sahip olan Rusya’nın, Güneydoğu Avrupa’daki sembolik siyasetinin perde arkasında ekonomik çıkarları gizlidir. Rusya’nın, enerji kaynaklarını Batı piyasalarına ulaştırmak için Güneydoğu Avrupa’ya ihtiyacı vardır. Balkanların yakıt transportu için uygun coğrafi konuma sahip olması bu bölgeyi Rusya için cazip kılmaktadır. Bu ülkeler arasında kendisi de Rus gazına bağımlı olan Bulgaristan’ın, Türkiye ve batı piyasasına olan yakınlığı sayesinde Rusya için önemi büyüktür. Bununla birlikte Bulgaristan ve Yunanistan bölgelerinden, Rusya’nın Burgas – Aleksandrupolis petrol boruları geçmektedir.
Güneydoğu ve Batı Avrupa piyasalarına gaz ve petrol hatlarının geçmesi için Ukrayna’ya mecbur kalmaktan hoşlanmayan ve sürekli sorunlar yaşayan Rusya için Balkanlar bu anlamda alternatif bir kapıdır. Bunun diğer olumlu tarafı da Ukrayna’nın, Rus enerji kaynaklarına yönelik kontrolünün azalmasının sağlanmasıdır .

Ukrayna’da yürüttüğü savaş Rusya’nın Balkanlar’daki emperyalist hedeflerinin yeniden canlandırılması noktasında bölge ülkelerinde endişe uyandırıyor. Rusya’nın, dış politika stratejisini belirlerken uzun bir dönem Balkanlara yönelik belli bir siyasi strateji belirlememesi ayrıca da Balkanlarda çıkan çatışmalar sırasında beklendiğinden daha pasif bir duruş sergilemesi Balkanların Rusya’dan soğumasına ve oradaki etkisinin azalmasına neden olmuştur. Bundan böyle Rusya’nın, Balkan politikasını gözden geçirirken, bu ülkelerin Batıya olan eğilimini göz önüne alması gerekmektedir.  Fakat bütün bunlara rağmen ne Balkanlar ne de Rusya, bağlarının tamamı ile kopmasını göze alabilecek durumda değildir. Balkan ülkelerinin Rusya ile tarihi bir bağı olduğu kadar ticari ve ekonomik açıdan da önemli ilişkileri vardır. Rusya’nın ise Balkanlar ile bağını koparması önemli stratejik ortağını kaybetmesi anlamına gelmektedir, bu da Rusya’nın hem dış, hem ekonomik hem de siyasi politikası için büyük bir darbe olacaktır. Bu durumda Rusya’nın hem Batıya alan bırakmadan hem de bölgedeki etkisini kaybetmeden Ukrayna krizini çözmesi gerekmektedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Kanat YDYRYS
Dr. Kanat YDYRYS
Lisans eğitimini 2010 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlamıştır. 2010-2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Rusya Federasyonu’nun “Yakın Çevre” Politikası ve Orta Asya Güvenliği Üzerindeki Etkileri” isimli yüksek lisans tezini savunmuştur. 2012 yılından günümüze Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Ulusal Güvenlik ve Enerji Stratejsi Bağlamında Rusya Federasyonu’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ne Yönelik Politikası” isimli doktora çalışmalarını yapmaktadır. Dış politika, enerji politikaları, güvenlik, jeopolitik, Orta Asya siyaseti konularında akademik çalışmalar ve analizler yapmaktadır.

BİZİ TAKİP EDİN

3,030BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,710TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz