Rus Analizcilerin Gözüyle Rusya’nın Yakın Çevre Politikası: Orta Doğu ve Suriye

Rus analizcileri ile dış politika köşe yazarlarının günümüz Orta Doğu bölgesine yönelik analizleri incelendiği zaman, bölgede yaşanmakta olan olayları “Büyük Orta Doğu Projesi” (BOP) kapsamında ele aldıkları görülmektedir. Buna bağlı olarak, Rus yazarlara göre Tunus’tan başlayan ve Suriye ile devam eden değişim sürecinin temel amacı Orta Doğu’yu Anglo-Sakson değerlerine göre yeniden yapılandırmak ve potansiyel tehdit oluşturan rejimleri ortadan kaldırarak, Orta Doğu’daki enerji kaynaklarını sıkı sıkıya denetlemektir. Diğer taraftan genel olarak, Rus Orta Doğu uzmanları “Büyük Orta Asya Projesinin” (BOAP) BOP’un bir uzantısı olduğunu ve eğer BOAP hayata geçirilecek olursa Rusya Federasyonu’nun yakın çevresinde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini dile getirmektedirler.

Rus analizciler, BOP’un temel amacının sadece Orta Doğu ülkeleri ile sınırlı kalmadığını, bu projenin aynı şekilde bir bütün olarak algılanan Güney Kafkasya ile Orta Asya jeopolitiğini de değiştirmeyi hedeflediğini dile getirmekte ve bunun ABD’nin kurmaya çalıştığı dünya düzenine uygun olarak bölgenin yeniden yapılandırılmasına yönelik bir proje olduğunu yazılarında net bir şekilde ifade etmektedirler. Kısacası Rusya’nın Orta Doğu’daki temel endişesi, burada yaşanan olayların kısa zamanda yakın çevresi olan Güney Kafkasya ile Orta Asya’ya yayılabileceği ve bu bölgedeki etkisini kaybederek, dünya politikasındaki itibarının minimum düzeye inebileceği endişesidir.

Suriye Krizi Rusya’nın çıkarları bağlamında incelendiğinde, her şeyden önce bu ülkenin Rusya ile SSCB döneminden kalan kökleşmiş ilişkilerinden söz edilmesi gerekir. Nitekim Libya konusunda ABD ile Batı’nın önüne set çekmeyen Rusya, aynı tutumunu Suriye konusunda göstermemiştir. Bunun temel nedeni Suriye’nin Rusya açısından stratejik öneme sahip olması ile beraber dört temel faktördür. Bu faktörler:

  • Rusya’nın Suriye konusunda Batı müdahalesine karşı gelmesinin temel nedeni Rusya-Suriye ilişkisinden çok Rusya-İran ilişkisinde gizlidir. Dolayısıyla, Rusya açısından Suriye, bir çıkış noktası değil, İran’a yapılacak olası bir ABD-İsrail müdahalesinin önündeki set anlamına gelmektedir.
  •  Rusya’nın Suriye sahilinde bulunan Tartus Askeri Limanı (1971’den itibaren) da ayrıca Rus askeri gücünün Akdeniz’deki varlığı açısından önem taşımaktadır ve Suriye’ye karşı yapılacak müdahalelere karşı caydırıcı güç olarak durmaktadır.
  • Rus analizcilerine göre Arap Baharı’nın nihai hedefi İran’dır. Onlara göre Arap Baharı’nın nihai hedefi İran enerji kaynaklarına Batı tarafından ulaşılacak bir sistemin oluşturulmasıdır. Bu doğrudan Rusya ile Çin’e ciddi bir darbe anlamına gelmektedir. Eğer Anglo-Sakson bloğu İran’ı istediği hizaya getirerek, kurguladığı sistemi yerleştirirse Anglo-Sakson ülkeleri açısından ek enerji kaynakları sağlanacak ve süreç, enerji gelirlerini arttırmaya çalışan Rusya’nın pazar payında düşüşe neden olacaktır. Çin açısından ise İran enerji kaynakları, Rusya ve ABD’ye bağlı olmayan kaynak anlamına gelmktedir. Bundan dolayı İran üzerinde kontrol doğrudan Çin’in bu ülkeden sağladığı enerji ihtiyaçları üzerinde bir kontrol anlamına gelecektir.
  • Rus uzmanlarına göre Tunus’tan başlayan ve Suriye ile devam eden, ayrıca nihai hedefi İran olan Arap Baharı’nın Anglo-Sakson bloğunun hedeflediği şekilde başarıya ulaşması durumunda, bunun enerji anlamında Rusya’nın yakın çevresi olan Türkmenistan’ı etkileyebileceği endişesidir. Günümüzde Türkmenistan kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştırmak için Anglo-Sakson ülkelerinin çeşitli projeleri hali hazırda beklemektedir, İran’ın belli bir hizaya getirilmesi bu projelerin uygulanmasının önünü açacaktır.

Kısacası yukarıda sayılan tüm bu faktörler uzun vadeli olarak Rusya ile Çin’in aleyhinedir. Bundan dolayı Rusya, Çin ile birlikte Arap Baharı sürecinin İran’a yayılımını durdurmak için Suriye üzerinden set çekmektedirler. Özellikle Rusya’nın Suriye üzerindeki desteği diplomatik (BM aracılığıyla), siyasi (Esad rejimini hala yasal rejim olduğunu kabul ederek) ve askeri (Esad rejimine askeri teçhizatları sunarak) alanlarda sürmektedir.

Ayrıca Suriye Krizi’ne yönelik Rus bilim adamlarının makaleleri incelendiği zaman bu krizi dışardan ihraç edilen bir kriz olarak yorumladıkları anlaşılmaktadır. Onlara göre bu krizin temel oyuncuları ABD ve AB ülkeleri, Suudi Arabistan, Türkiye ve Rusya’dır. Suriye Krizi’nin önümüzdeki süreçte ne şekilde sonuçlanacağını kestirmek için ifade edilen oyuncuların tutumlarını dikkate almak gerekir. Bu aktörlerin tutumlarını kısaca şu şekilde özetleyerek, sonuçta Suriye Krizi’nin ne şekilde gelişebileceğine yönelik olası senaryoları sunmaya çalışacağız.

ABD ve AB ülkeleri: Dünya politikasına yön veren ülkelerin başında gelen ABD, Orta Doğu’daki olaylara etki eden en temel aktör konumundadır. Ancak ABD’nin bölgeye dönük etkilerinin de sınırları mevcuttur. İlk olarak, ABD demokratik yapıya sahip ülke olduğundan dünya kamuoyunu olası operasyonlardan haberdar etmeden ve onların büyük çoğunluğunun onayını almadan Suriye’yi askeri yönden işgale girişmesi mümkün olmamaktadır. Bundan dolayı ABD, Suriye’ye yönelik eylemlerini ülkede demokratik yapının olmadığını ileri sürerek dünya kamuoyunun gözünde yasallaştırma gayretindedir. Ayrıca ABD’yi Suriye konusunda ciddi adımlar atmaktan alıkoyan diğer bir engel ise önümüzdeki Başkanlık seçimleridir. Şu anda Obama ve onun kadrosu tüm gücünü seçim kampanyasına sarf etmektedir. İkinci olarak ABD, BM Güvenlik Konseyi’nin kararı olmadan Suriye’yi hizaya getirmeyi şimdilik göze alamamaktadır. Suriye rejimine karşı ABD ve müttefikleri tarafından uygulanan baskıcı tutumun devam etmesi durumunda Rusya ve Çin’in desteğini alan Suriye’nin ve bölgenin kontrol edilemeyen bir kaosa sürükleneceği varsayılmaktadır. Üçüncü olarak, ABD ciddi ekonomik sorunlar yaşamaktadır ve kendi hegemonyasını korumak artık pahalıya mal olmaktadır. Bundan dolayı ABD, Orta Doğu’daki sorunları çözmede kendisine yakın olan muhalif güçlere finansal yardım etmektedir, ancak bu sorunu önümüzdeki süreçte daha çok bölgesel etkin müttefikler aracılığıyla yapma arzusundadır. Bu aynı zamanda ABD’nin bölgedeki etkin müttefiklerinin kendi aralarındaki bölgesel liderlik uğruna rekabetin önünü açmaktadır. ABD Suriye konusundaki amacına ulaşmada kendi değerlerini paylaşan AB ülkeleriyle birlikte hareket etmektedir ve AB-Suriye ekonomik ilişkilerinin yüksek seviyesini gözönünde bulundurarak ekonomik yaptırımlarla ülkeyi hizaya çekme girişimleri yapılmasını amaçlamaktadır.

Suudi Arabistan: Orta Doğu’da Suudi Arabistan, finansal ve siyasi etkiye sahip olmakla beraber kendisini bölgesel lider olarak görmektedir. Ayrıca Suudi Arabistan’ın askeri kapasitesi bölgede İsrail’den sonra ikinci sırada yer almaktadır. Suriye konusunda Suudi Arabistan kendi tezlerini destekleme konusunda Arap yarımadasındaki müttefikleriyle ve ABD’nin desteğiyle hareket etmektedir. Suudi Arabistan’ın Suriye’ye karşı askeri güç kullanması durumunda, İran gibi ülkeleri destekleyen Orta Doğu ülkelerinin ona karşı savaşa girişmesi mümkün gözükmemektedir. Suriye savaş alanına dönüştüğünde bundan en az olumsuz etkilenecek ülke Suudi Arabistan olacaktır. Diğer taraftan Suudi Arabistan Arap Ligi (League of Arab States) örgütünde Esad karşıtı grubun liderliğini üstlenmiş ve onların Suriye rejimine karşı radikal kararlar almasını doğrudan etkileyebilmiştir.

Türkiye: Türkiye Cumhuriyeti, Suriye’ye doğrudan etki edebilme olanağını coğrafi yapısından almaktadır. Ama buna rağmen bu coğrafi yapı olası savaş durumunda kendisini en çok olumsuz etkileyen durumu da beraberinde getirmektedir. Rus analizcilere göre Türkiye’nin kendi başına doğrudan Suriye’ye askeri anlamda baskı uygulaması mümkün gözükmemektedir. Ancak Türkiye’nin Orta Doğu bölgesinde etkin oyuncu olması, doğrudan Türkiye’nin fikrinin ve çıkarlarının göz önünde bulundurularak bölge politikasının oluşumunu gerekli kılmaktadır. Yine Rus analizciler Türkiye’nin hem Batı hem de Arap ülkelerine kendi tezini iletme ve belli ölçüde kabul ettirme gücüne sahip olduğunu beyan ederler. Her ne kadar Türkiye’nin konumu Esad rejimi karşıtı ve Batı ittifakı yanlısı olarak görünse de Türkiye’nin Suriye’ye dönük politikasını belirleyen bazı kriterler vardır. Bunlar sırasıyla: 1) Suriye’nin uzun vadeli istikrarsızlığına sebep olmamak özellikle ülkede Kürt sorununun aktüel bir konuya dönüşmesini önlemektir; 2) Suriye’de kurulacak yeni bir rejimle anlaşarak, ülkedeki ekonomik çıkarların korunmasının sağlamak; 3) Elden geldiği ölçüde Suriye’de Türkiye yanlısı rejimin kurulmasını sağlamaktır. Rus analizcilerine göre Türkiye sayılan ilk iki kriteri Rusya ile birlikte gerçekleştirebilir ama bu durumda Batı ile olan müttefikliği sona erebilir. Uzmanlar, eğer Batı ülkeleri özel olarak Suriye konusunda, genel olarak ise Orta Doğu bölgesinde Türkiye’nin çıkarlarına ters düşen bir politikayı uygulayacak olurlarsa Türkiye’nin tutumunda değişikliğin olabileceğini varsaymaktadırlar.                  

 Rusya: Rusya, Suriye üzerinde doğrudan siyasi etkiye sahip bir devlet olarak kendi konumu ile imkanlarını şimdilik Esad rejiminin lehine kullanmaktadır. Diğer taraftan her iki ülkenin SSCB döneminden kalan askeri ittifak ilişkileri mevcuttur. Buna rağmen Rus analizciler, Suriye’deki rejime karşı çıkan ülkelerin halkasının genişleyerek Esad’a karşı baskıların artması durumunda askeri güç kullanmasının kendisi açısından büyük sorunları ortaya çıkarabileceğini vurgularlar. Rus analizcilere göre ABD yöneticileri, Suriye konusunda Rusya’ya tezlerini kabul ettirmek için SSCB dönemindeki stratejiyi uygulamaya koyacaklardır. Buna göre ABD, Suudi Arabistan’la anlaşarak dünya petrol fiyatlarında düşüşü sağlayacak ve Rusya’yı temel geliri olan ham petrol fiyatları aracılığıyla ekonomik çökünteye sürüklemeye çalışacaktır. Rusya bu senaryoya şimdiden hazırlık içindedir ve böyle bir durum söz konusu olursa ek ulusal rezervlerini kullanmaya hazırlanmaktadır. Ancak uzmanlar bu rezervlerin uzun bir döneme yetmeyeceğini, böylece er ya da geç ülkenin ekonomik çöküntüye sürükleneceğini ve bu durumun doğal olarak halk ayaklanmasını da beraberinde getireceğini ileri sürmektedirler.    

Rus analizcilere göre Suriye krizi sadece ifade edilen temel aktörlerin anlaşmasıyla mümkün olmaktadır. Diğer taraftan İran’ın Suriye konusunda herhangi bir söz sahibi olması dünya kamuoyu tarafından kabul edilmemektedir. Çin’in Suriye’de ciddi çıkarlarının olmamasına rağmen, gelecekte dış müdahalenin Suriye üzerinden İran ve komşusu olduğu Orta Asya’ya sıçramasından tedirgin olduğu için veto yetkisini kullandığı varsayılmaktadır.

Rus analizciler önümüzdeki süreçte Suriye krizinin şu aşağıdaki senaryoların birisi ile sonuçlanabileceğini ileri sürerler:

1) Esad rejimi, iktidarını koruyarak ülke içi muhalif güçlerin rejime olan baskısını durdurmuştur ve dış müdahale ortadan kalkmıştır. Bu senaryo doğrudan Rusya’nın çıkarına katkıda bulunacaktır. Böylesi bir senaryo Türkiye aleyhine gelişecektir ve iktidarını koruyan rejimin Türkiye ile olan ilişkileri uzun vadede bir duraksamaya uğrayacaktır. Suudi Arabistan ile Batı ülkeleri için bu senaryo tamamen kabul edilebilir değildir, çünkü böyle bir durumda İran’ın Suriye üzerindeki nüfuzu artmaya devam edecektir. Böyle bir senaryonun gelişimi, mevcut gelişmelerden sonra mümkün gözükmemektedir.

2) Esad, dünya kamuoyunun baskısı sonrası iktidardan uzaklaştırılıyor, ancak Şii kesim iktidardan tamamen dışlanmış değildir. İktidarda demokratik reformlara yatkın her iki kesimin (Şiiler ve Sünniler) çıkarlarını dengeleyecek şahıslar söz konusudur. Böyle bir senaryo Suriye krizine taraf olan büyük bir kesimin çıkarına cevap vermektedir, böylece Suriye dışa açık hale gelmektedir ve ülkenin hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile ilişkileri gelişme perspektifine sahip olmaktadır. Rus analizciler böyle bir senaryonun hayata geçme ihtimalini yüzde otuzun üzerinde değerlendirmektedirler ve doğrudan Rusya’nın diplomatik tavizlerine bağlı olacağını beyan etmektedirler. Rusya ise böyle bir tavize sadece a) Orta Doğu’daki çıkarlarının çiğnenmeyeceği, b) bölgesel istikrarın inşaası sağlanacağı kanaatine vardığı zaman verecektir. Bu senaryo Türkiye aracılığıyla Rusya’yı ikna yolu ile kullanılabilir, çünkü Türkiye’nin şimdilik hem Rusya ile hem de Batı ile ilişkileri diğerlerine nazaran iyi seviyededir. Eğer Rusya buna yanaşmaz ise bu senaryonun hayata geçmesinden bahsetmek mümkün değildir.

3) Esad rejimi iç muhalefet ve dış ülkelerin baskısı sonucu tamamen ortadan kaldırılmıştır. İktidara muhalif güçlerin temsilcisi gelmiştir. Bu senaryo Rusya’nın pozisyonuna tamamen zıt nitelik taşımaktadır. Böyle bir durumda muhalif temsilcisi iktidarını tüm bölgede oturtamaz ise ülke kaosa sürüklenecektir ve istikrarsızlık bölgeye sıçrayacaktır. Özellikle Suriye’deki istikrarsızlık Türkiye’ye olumsuz yansıyacaktır. Uzmanlar, eğer Rusya olumsuz tavır takınmazsa bu senaryonun hayata geçme şansının büyük olduğunu dile getirmektedirler.

4) Batının Suriye’ye doğrudan askeri müdahalesi sonrası Batı desteğiyle iktidara muhalif yanlısı bir grubun geçmesi hem Türkiye’nin hem de Rusya’nın çıkarlarına terstir. Çünkü durumun bu şekilde gelişimi her iki tarafı tatmin etmez. Yani böyle bir durumda Rusya Orta Doğu’daki etkin müttefikini kaybeder, Türkiye ise kendi sınırı yanında ve etki gücüne sahip olmayan bir rejim ile istikrarsız bir ülkeyi bulacaktır. Böyle bir senaryodan bölgesel ülkeler içinden sadece Suudi Arabistan tatmin olur ama bu senaryonun hayata geçmesi mümkün gözükmemektedir.

Kısacası Rusya, Suriye krizi konusunda kendi çıkarlarının tatmin edildiği varsayımına vardığı zaman tavize yanaşacaktır. Aksi halde herhangi bir tavize yanaşması mümkün gözükmemektedir. Nitekim 2011 Mart ayından bu yana devam eden Suriye krizi konusunda herhangi bir tavize yanaşmayan Rusya, bu sorunu açtığı zaman küresel güç olmada yeni bir imkanı yakalayacağını varsaymaktadır. Böylece Rusya Suriye krizini lehine çözmekle, SSCB’nin çöküşü ile yakalandığı imparatorluk bunalımının üstesinden gelme gayretini sergilemeyi hedeflemektedir.

Önceki İçerikIŞİD ve Orta Asya
Sonraki İçerikIrak’ın Geleceğini Karartan Haşdi Şabi Kâbusu
Dr. Kanat YDYRYS
Lisans eğitimini 2010 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlamıştır. 2010-2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Rusya Federasyonu’nun “Yakın Çevre” Politikası ve Orta Asya Güvenliği Üzerindeki Etkileri” isimli yüksek lisans tezini savunmuştur. 2012 yılından günümüze Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Ulusal Güvenlik ve Enerji Stratejsi Bağlamında Rusya Federasyonu’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ne Yönelik Politikası” isimli doktora çalışmalarını yapmaktadır. Dış politika, enerji politikaları, güvenlik, jeopolitik, Orta Asya siyaseti konularında akademik çalışmalar ve analizler yapmaktadır.