Ruhani’nin Irak Ziyareti: Ekonomi, Şia ve ABD Boyutu

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 11-13 Mart 2019 tarihleri arasında Irak’a ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Bu ziyaret, 2008 ve 2013 yıllarında İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından gerçekleştirilen temasların ardından Irak’a yapılan üçüncü resmi ziyaret olma özelliğini taşıyor. Görüşmelerin, Avrupa Birliği’nin (AB) Irak’ın komşusuyla olan siyasi ve ticari ilişkilerini sınırlandırması konusunda baskılarını artırdığı bir dönemde gerçekleşmesi dikkat çekti. Ayrıca Ruhani, bu ziyaretinde yine bir ilke imza atarak Irak’ın önde gelen Şii taklit merciinden Ayetullah Ali Sistani ile bir araya gelmesi kafalarda birçok soru işaretine yol açtı.

Bu gelişmeler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Hasan Ruhani’nin Irak’a olan ziyaretini ve Ayetullah Ali Sistani ile yaptığı görüşmenin ne anlama geldiğini değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Cemil HAKYEMEZ (Hitit Üniversitesi-Temel İslam Bilimleri)

Prof. Dr. Cemil Hakyemez, Suudi Arabistan’ın son zamanlarda Irak ve Ayetullah Sistani’yle olan ilişkilerini geliştirme yönünde hamleleri olduğunu belirterek “İran bölgede kendisinin dışında boy gösterecek olan oluşumlara çok sıcak bakmıyor. Kendisinin Irak’ta güçlü bir varlığı bulunmakta ve bu varlığı kaybetmek istemiyor” şeklinde konuştu.

Ruhani’nin Ayetullah Sistani ile görüşmesine değinen Hakyemez, “Irak’ta Sistani’nin gücü küçümsenemeyecek düzeyde.  Bu yüzden Ruhani, Sistani ile de ilişkilerini iyi tutmak zorunda. Çünkü İran, yaptırımlardan dolayı eli kolu bağlı bir durumda” diye konuştu. Suudi Arabistan’ın Trump yönetiminden sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bütün desteğini arkasına aldığını ve istediğini yapabiliyor olduğunun altını çizen Hakyemez, Bağdat’ın da Suudi Arabistan’ın bu gücünü bildiğini ve Sistani de dahil olmak üzere Irak’ın Suudi Arabistan ile iyi ilişkiler geliştirmek istediğini belirtti. Son olarak Hakyemez, İran’ın da kendi çıkarları açısından Irak’la ilişkilerini daha iyi duruma getirmek için çabaladığını vurguladı.

Dr. Öğr. Üyesi Atay AKDEVELİOĞLU (Ankara Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Dr. Öğr. Üyesi Atay Akdevelioğlu, Ruhani’nin Irak ziyaretini ve yapılan bir dizi anlaşmayı, ABD’nin İran’ı her alanda izole etme çabasına Tahran’ın doğal tepkisi ve mevcut dış bağlantılarını güçlendirme yolunda attığı adım olarak değerlendirdi. Akdevelioğlu, “Irak, Suriye, Lübnan, Afganistan ve Yemen’den oluşan beş devlet, İran tarafından özel bağlantı kurulan ülkeler olarak adlandırılıyor. Şüphesiz özel bağlantılar içinde en önemlisi Irak ile olan bağlar. Özellikle Şiilik ve hatta Sünni karşıtlığı üzerinden kurulan kimlik tabanlı bir bağlantı söz konusu. Bu kimliksel taban üzerine kurulan ilişkiler ağı, 2003 işgalinden sonra çok derinleşti ve anlaşılması zor olan karmaşık bir yapıya dönüştü. İran’ın Irak’taki nüfuzu çok sayıda unsurda gözlemleniyor. Ruhani’nin ziyaretini mevcut organik bağlantıların korunması ve pasif haldeki bağlantıların da aktifleştirilmesi olarak yorumlayabiliriz” şeklinde belirtti.

Ruhani’nin ziyaretinin, ABD’nin İran’a yönelik ağır yaptırımlarına karşı anlamlı bir girişim ve meydan okuma olduğunu belirten Akdevelioğlu, “Ziyaretin ekonomik sonuçları zamanla görülecektir. Ortadoğu’da henüz gerçekleşmeden, imza atılan belgelerin hayata geçeceğini söylemek ihtiyatsızlık olur. Avrupa’nın aksine Ortadoğu’da imzalar kolay atılır ama hayata geçirilirken zorluklar ortaya çıkar. Buna rağmen, İran ekonomisi için bu ziyaret küçük de olsa iyi haberler doğurdu. Sistani ile yapılan görüşme de dikkate alındığında siyasi, sosyal ve özellikle de güvenlik pencerelerinden bakıldığında ziyaret daha anlamlı görünüyor.” diye konuştu. Bu ziyaretin tek başına anlamlı olmadığını ve ABD’nin karşı hamlesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulayan Akdevelioğlu, Washington’un karşı hamlesinin ne olduğunu gördükten sonra İran’ın buradaki kazanımlarının daha net ortaya çıkacağını söyledi.

Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, konuya dair yaptığı değerlendirmede İran’ın Ortadoğu politikasının Şiilik üzerine kurulduğunu belirterek “Irak’ın %64’ünün Şii olduğu biliniyor. Bunun sonucunda Tahran’ın Bağdat’a olan ilgisinin artmasının temelinde Şii yayılmacılığı yatıyor. Diğer bir nokta ise, İran’ın Ortadoğu’da bir nüfuz bölgesi oluşturma amacının olmasıdır. İran, Astana Süreci’nde de Şiiliği ön plana çıkararak açıklamalarda bulunmuştu. Bu yüzden İran, bölgede varlığını devam ettirme düşüncesiyle hareket ediyor” şeklinde açıklama yaptı.

Bölgede ABD varlığının çok güçlü olmasından dolayı İran’ın daima engellerle karşılaştığını belirten Özülker, “Tahran, buradaki fiili durumu kendi lehine çevirmek için mücadeleye girdi ve Bağdat ile olan ilişkilerini daha üst düzeye taşımak istedi, fakat önüne sürekli engeller çıktı. Bu ziyaret ile İran bunu bir adım ileri taşıyarak Irak ile yeni bir iş birliğinin yolunu açtı. Bu Ortadoğu’daki İran politikaları yönünden değerlendirildiğinde yeni bir yayılmacı adım olarak düşünülebilir” dedi. İran’ın bölgedeki esas hedefinin İsrail olduğunu ve Irak ile olan bu yakınlaşmanın da İsrail’i fevkalade rahatsız ettiğini belirten Emekli Büyükelçi, Tahran’ın İsrail ile mücadelesinde daha fazla güç kazanma peşinde olduğunu vurguladı.

Ahmet TEZCAN (Sabah Gazetesi-Yazar)

Gazeteci Ahmet Tezcan, Türkiye’nin bu gelişmeleri yakından izlediğini belirterek Ruhani’nin Irak’ta Ayetullah Sistani, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la yaptığı görüşmelerin arkasında yatan en önemli sebebin İran’ın Batı tarafından ağır yaptırımlara maruz kalmasından kaynaklanan ekonomik faktörler olduğunu belirtti. Tezcan, “(Görüşmelerde) sağlık, ulaşım ve vize kolaylığı gibi alanlara ek olarak demiryolu inşasının başlatılması konusunda da anlaşmaya varıldı. ABD, (İran’a yönelik) yaptırımlarını Irak’ta çok kolay uygulayamamaktadır. Bu anlamda Tahran ve Bağdat arasındaki söz konusu yakınlaşma, ABD’nin yaptırımlarının olumsuz sonuçlarından uzaklaşılması bakımından önemlidir. Bu görüşmelerin iki ülke arasında olumlu sonuçlanacağını düşünüyorum” şeklinde değerlendirdi.

Tezcan, iki ülkenin olayı mezhepsel düzeyde değerlendirmeyip bir kaosa düşmemesi ve ilişkilerini sorunsuz bir şekilde devam ettirmesi durumunda bunun hem bölgenin hem de dünyanın yararına olacağını söyledi. Son olarak bölgenin dünyanın en sıkıntılı bölgesi olduğuna dikkat çeken Tezcan, ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin akıl ve mantık çerçevesinde değerlendirip çözülmesi gerektiğini belirtti.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,006BeğenenlerBeğen
226TakipçiTakip Et
2,475TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz