23 Ekim 2022 Pazar günü Çin Komünist Partisi (ÇKP), Şi Cinping’in yeniden Genel Sekreter olarak seçilmesiyle birlikte Politbüro Daimi Komitesi’ni açıklamıştır. Bu gelişmenin ardından Çin’in özellikle de yakın çevresindeki krizlerde nasıl bir politika izleyeceği ve bunun küresel siyasete etkileri merak edilmektedir. En çok tartışılan hususlardan biri de Şi’nin yeni döneminde gücünü kaçınılmaz şekilde artırıp artırmayacağıdır.
Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Şi’nin yeni döneminde nasıl bir strateji izleyeceğini ve bölgesel riskleri değerlendirmek üzere Çekya merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin (AMO) Proje Yöneticisi ve Araştırmacısı Filip Šebok’un görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Şi’nin üçüncü döneminde Çin’in dış politikasında nasıl bir değişiklik bekliyorsunuz?
Yeni dönem ile bir önceki dönem arasında tutarlı bir politika göreceğiz. Çünkü Kongre’de yeni ve önemli bir açıklama yapılmamıştır. Şi döneminde Çin, küresel sahnede daha önemli bir rol oynamaya hazır ve daha güçlü bir dış politikaya doğru ilerlemiştir. Genel eğilimler de bu yönde devam edecektir. Farklı görünen şu ki; konjonktür değişmektedir. Artık bu dönemin, sadece Çin açısından bir stratejik fırsat dönemi olacağı inancı yoktur. Örneğin uluslararası arenada, Çin’in kendi kendine yeterlilik elde etme çabalarını hızlandıracağı teknoloji alanında “Çin liderliği” üzerinde yeni bir baskının yaratılacağı ve yoğun bir küresel rekabetin yaşanacağı görüşü hakimdir.
2. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Çin’in Tayvan’ı “ilhak etme” planlarının Şi döneminde “çok daha hızlı” ilerlediğini söyledi. Bu görüşe katılıyor musunuz?
Çin, “Tayvan bağımsızlık güçlerine” ve onlara yardım eden “dış güçlere” daha fazla vurgu yapmasına rağmen Kongre’de Tayvan’a ilişkin herhangi bir politika değişikliği görmedik. Çin, Tayvan’la “yeniden birleşme” hedefi için hiçbir zaman net bir zaman yol haritası belirlemedi. Bu yüzden de tarih vermekte tereddüt ediyorum. Ancak Çin’in askeri yeteneklerinin arttığı ve Tayvan Boğazı’nda başarılı bir savaşın verilmesinin Çin Ordusu için kilit senaryo olduğu açıktır. Fakat mevcut konjonktürde Çin Halk Kurtuluş Ordusu, böylesi bir aciliyet hissetmemektedir. Ayrıca ABD’yle askeri gerilimler arttıkça, Tayvan’la ilgili riskin de arttığına inanıyorum. Lakin bu krizin istenmeyen bir şekilde tırmanma potansiyeli de vardır.
3. Yeni dönemle birlikte nasıl bir Çin bizi bekliyor? Daha barışçıl bir Çin mi; yoksa daha saldırgan bir Çin mi göreceğiz?
Elbette Çin’in Tayvan ve tartışmalı karasuları noktasında daha iddialı olduğunu göreceğiz. Küresel bir savaş başlatmanın hala daha Çin’in çıkarına olmadığına ve bunu riske atmayacağına inanıyorum. Çin’deki ekonomik yavaşlama ve bunun liderlik tarafından nasıl yönetileceği sorusu belirleyici olacaktır. Ekonominin istikrarını tehlikeye atmamak için Çin liderliğinin daha büyük bir çatışmayı göze alamayacağı iddia edilebilir. Diğer taraftan artan iç hoşnutsuzlukla birlikte Pekin’in bir kaçış stratejisi olarak milliyetçiliğe dönebileceği de iddia edilebilir.

Filip Šebok
Filip Šebok, Çekya’da Çin ağırlıklı çalışmalar yapan düşünce kuruluşu Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin proje yöneticisi ve araştırmacısıdır. Aynı zamanda MapInfluenCE ve China Observers’da (CHOICE) görev almaktadır. Filip, Brno’daki Masaryk Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Çin Kültürel Çalışmaları ve Pekin’deki Renmin Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler (Çince) bölümlerinden mezun olmuştur. Daha önce Slovakya merkezli araştırma kurumları Stratpol ve CEIAS için çalışmıştır. Ayrıca Filip, Slovakya Dışişleri Bakanlığı’nda ve Pekin’deki Slovakya Büyükelçiliği’nde stajyer olarak deneyim kazanmıştır. Başlıca çalışma alanı Çin dış politikasıdır.