Carnegie Moskova Merkezi Direktörü Dmitri Trenin: “Rusya ile ABD Arasındaki Çatışma Yakın Zamanda Bitmeyecek.”

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Uluslararası politikada çok kutupluluğu savunan aktörlerin başında Rusya gelmektedir. Bu nedenle de Moskova yönetimi, “Yakın Çevre Doktrini” çerçevesinde Post-Sovyet alandaki etkisini sürdürmek istemektedir. Buna karşılık Batı ise Rusya’yı sınırlandırmanın yollarını aramaktadır. Nitekim Rusya ile Batı arasındaki güç mücadelesi bir yandan Belarus-Polonya sınırındaki göçmen krizinde kendini gösterirken; diğer taraftan da Ukrayna merkezli gelişmeler Moskova ile Washington başta olmak üzere Batılı aktörleri karşı karşıya getirmektedir. Ayrıca Rusya, Kafkasya merkezli gelişmelerde de 3+3 şeklinde formüle edilen işbirliği projeksiyonuna yeşil ışık yakmakta ve aslında bölge dışı aktörleri bölgesel süreçlerin dışına itmeye çalışmaktadır.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Carnegie Moskova Merkezi Direktörü Dr. Dmitri Trenin’in Rus dış politikasına ilişkin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın 18 Kasım 2021 tarihinde düzenlenen genişletilmiş toplantısında Avrupa sınırındaki gerilimin sonlandırılması gerektiğini söylemiştir. Rusya ile Batı arasındaki çatışmanın ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz? Neden bu durumdan bir çıkış yolu bulunamıyor? “The New Balance of Power” (Yeni Güç Dengesi) isimli kitabınızda bu durumun Rusya’nın hoşuna gittiğini söylüyorsunuz. Sizce burada suçlu kimdir?

Dmitri Trenin

Yeni kitabımdan bahsettiğiniz için teşekkür ederim. Kitapta anlattıklarım Moskova’nın dünyadaki mevcut konumunu ve önümüzdeki 10 yıla dair beklentileri değerlendirme girişimidir. Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki çatışmanın ciddi jeopolitik ve (esas olarak Batı tarafından) ideolojik zemini var ve bu nedenle de gerginliklerin yakın zamanda biteceği söylenemez. Bu durumdan Rusya’yla uzlaşma temelinde varılacak bir çıkış yolunu, ABD ve Batı’nın büyük bölümü kabul etmeyecektir. Aynı zamanda Kremlin’in geri çekilmesi de Rusya için kabul edilemez bir durumdur. Böylesi bir durum, Moskova’yı odaklanmaya, kaynakları seferber etmeye ve kendisini daha da güçlendirmeye mecbur etmektedir. Her şeyden önce, Rusya’nın ekonomik ve teknolojik gelişimine, üretim, tüketim ve yönetim verimliliğine dikkat etmesi gerekmektedir. Özellikle de siyasi seçkinlerin yenilenmesi ve kalitesinin artması önemlidir. Kimin suçlu kimin suçsuz olduğu hakkında konuşmanın şu an için bir faydası yoktur.

Belarus-Polonya sınırındaki göç krizi kimin çıkarına hizmet etmektedir? Belarus bu konuda Polyakov’u suçlamaktadır. Polonyalılar ise Moskova’yı doğrudan itham etmektedir. Avrupa ile Rusya-Belarus ikilisi arasındaki gerilimin gerçek nedeni nedir?

Sınırdaki kriz, Belarus Cumhurbaşkanı Alexander Lukaşenko’nun 2020 seçimlerinden sonra Belarus muhalefetini destekleyen Polonya ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerine verdiği bir karşılıktır ve Avrupalı ​​liderleri kendisiyle tekrar görüşmeye zorlama arzusundan kaynaklanmaktadır. Ancak Lukaşenko hedeflerine kısmen ulaşabilmiştir. Polonya’ya baskı yaparak onları yasadışı göçe karşı sert tutum sergilemeye zorlamıştır. Almanya Başbakanı Angela Merkel’den telefonlar almış ve Belarus Dışişleri Bakanlığı AB Diplomasisi başkanıyla görüşmüştür. Polonya ve Litvanya ise doğu yönünden gelecek tehditlere karşı Avrupa’nın koruyucuları rollerini sergilemişlerdir. Göç krizine doğrudan katılmayan Moskova, bundan herhangi bir fayda sağlamazken; yine AB ve ABD’nin eleştirilerine maruz kalmıştır. AB ile Rusya arasındaki gerilimin gerçek nedeni, Moskova’nın şimdilik sanal bir birlik devleti çerçevesinde Belarus’la entegrasyona yönelik bir yol izlemesi, AB’nin ise Belarus’taki Rusya’dan uzaklaşıp Avrupa’ya yakınlaşmak isteyen güçleri desteklemesidir.

Moskova’nın Kafkasya siyasetine gelindiğinde Rusya’nın “3+3” formatına ilgi gösterdiği görülmektedir. Bu formatla istikrarlı bir entegrasyon projesi gerçekleşebilir mi? Rusya bu konuda hangi rolü üstlenmeye hazırdır ve bundan kendine ne gibi faydalar sağlayacaktır?

3+3 formatı şimdilik teorik bir olasılıktan ibarettir. Bu formatta çeşitli müzakerelerin yapılacağı öngörülebilir. Moskova için, Güney Kafkasya’da iki devlet daha vardır. Bunlar diğer devletlerin Gürcistan’ın bir parçası olarak gördüğü Abhazya ve Güney Osetya’dır. Moskova, bölgedeki ekonomik ve ticari işbirliğini tüm devletlerin ortak çıkarı olarak doğru bir şekilde tanımlamıştır. Ancak jeopolitik gerçekleri, güç hatlarını ve çoğu zaman ekonomik çıkar kaygılarının önüne geçen milliyetçi duyguları hesaba katması gerekmektedir. Moskova açısından Güney Kafkasya’da jeopolitik istikrar ve özellikle kuzey-güney hattı boyunca ekonomik işbirliği çok faydalıdır. Moskova, Bakü ile Erivan arasında arabulucu rolü üstlenmektedir; Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) bünyesinde Ermenistan’la yakın temas kurmakta ve Azerbaycan’la ortaklık ilişkilerini geliştirmektedir. Abhaz ve Osetleri destekleyerek onları Tiflis’ten korumaktadır. Türkiye ve İran’la da ilişkileri derinleştirmeyi başarmıştır.

Donbas, Rusya sınırındaki en kritik bölgelerden biridir. Moskova ile Kiev arasında savaş çıkabileceği düşünülmektedir. Ukrayna giderek Rusya’dan uzaklaşmaktadır. Peki bu durum, Moskova’nın çıkarına uygun mudır? Rusya, sınırında bir savaş istemediğini açıkça ifade etmektedir. Ancak savaşın ayak sesleri de hissedilmektedir. Donbas’taki savaşı çözmeyi amaçlayan Normandiya formatı da artık çalışmıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Donbas bir savaş değil; çözülmemiş çatışmadır. Ancak bölgede savaş patlak verebilir. Özelde Ukrayna-Rusya ve genelde de Batı-Rusya hattında bir çatışma yaşanabilir. Kiev’deki yönetim Rusya karşıtıdır. Açıkça Batı yanlısı bir pozisyon sergilemekte ve Moskova’yla bağlarını koparmaya çalışmaktadır. Bu durum, elbette Rusya için tehlike arz etmektedir. Kremlin’in Ukrayna’ya karşı bir savaş başlatmak gibi niyeti bulunmamaktadır. Lakin Rusya; Kiev’in Donbas’ı askeri yollarla kontrol altına alma girişiminde bulunması halinde, buna yanıt vermekten geri durmayacaktır. Benzer bir durum olarak Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’ın Eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’nin emriyle Gürcü Silahlı Kuvvetleri’nin Güney Osetya’yı işgaline karşı tavır koymasında görmüştük. Öte yandan Normandiya formatı, Paris ve Berlin son zamanlarda Kiev’i desteklediği için çalışmamaktadır. Donbas’la ilgili tek potansiyel müzakere kanalı, Moskova ile Washington arasındaki geliştirilecek diyalog olabilir. Belirtmek gerekir ki; Ukrayna vesilesiyle gündeme gelen Karadeniz bölgesindeki savaş ihtimali herkes için çok risklidir.

Rusya için gereksiz bir kriz olan Kiev’le ilgili meselenin çözümü yönünde Rusya, Ukrayna ve Avrupa (artık ABD de) ne yapmalıdır?

Bir sonraki görüşmede Rusya ve ABD Başkanlarının Ukrayna Meselesi’ne odaklanmaları ve Minsk Anlaşmaları’nın uygulanması konusunda görüş birliğine varmaları gerekmektedir. Tek yol budur. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski, Moskova’da taraf olarak kabul edilmemektedir. Almanya ve Fransa da artık Rusya tarafından Ukrayna’yı Minsk Anlaşmalarını uygulamaya zorlayacak bir güç olarak görülmemektedir.

Bu meseleyle ilgili Rus-Amerikan müzakerelerinde umut görüyor musunuz?

Ukrayna konusunda diplomatik misyonların çalışmalarının prensipte normalleştirilmesi açısından umutlar var. Ancak bu politikaların uygulanması, öncelikle ABD Başkanı’nının siyasi iradesini gerektirmektedir. Çalışma düzeyinde, sadece stratejik istikrar ve iklim politikası gibi konularda ilerleme kaydedilmiştir.

Röportajda yer alan görüşler, uzmanın kişisel görüşleri olup, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin (ANKASAM) yayın politikasını yansıtmayabilir.

Bu röportajın orijinal hali 04.12.2021 tarihinde The International Asia Today’da Rusça ve İngilizce olarak yayınlanmıştır.

Rusça versiyonu için tıklayınız: https://theasiatoday.org/interviews-ru/директор-московского-центра-карнеги/?lang=ru

İngilizce versiyonu için tıklayınız: https://theasiatoday.org/interviews/dmitry-trenin-russias-confrontation-with-the-west-will-not-end-in-the-near-future/

Dr. Sabir ASKEROĞLU
Dr. Sabir ASKEROĞLU
Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Dr. Sabir Askeroğlu, yüksek lisans derecesini Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda almıştır. Doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda tamamlayan Dr. Askeroğlu, çeşitli düşünce kuruluşlarında görev yapmıştır. Başlıca ilgi alanları, Avrasya çalışmaları ve Rus dış politikası olan Dr. Askeroğlu, iyi derecede Rusça ve İngilizce bilmektedir.

Röportaj

CAICT, Araştırmacı Bingyi Yang: “Çin, Yapay Zeka (YZ) Gelişimine Büyük Önem Veriyor.”

Çin’in gelişen dijital teknolojilerini ve yapay zeka çalışmalarını değerlendirmek üzere Ankara Kriz ve Siyasi...

Occidental Koleji, Doç. Dr. Igor Logvinenko: “Türkiye, Yenilenebilir Enerji Alanında Önemli İlerlemeler Kaydetmiştir.”

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), küresel enerji piyasalarının dönüşümünü, yenilenebilir enerjiye geçişin...

Central Lancashire Üniversitesi, Doktorant Sylwia Monika Gorska: “İşiba, Çin’le İlişkilerin İstikrara Kavuşturulmasının Öneminin Farkındadır.”

Japonya’daki Kishida Hükümeti’nin dış politikasını ve küresel jeopolitiği değerlendirmek üzere Ankara Kriz ve Siyasi...

Kazakistan KIMEP Üniversitesi, Doç. Dr. Maganat Shegebayev: “Etkili İletişim, Temel İnsani Beceriler Üzerine İnşa Edilmelidir.”

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), küreselleşen dünyada farklı kültürel geçmişlere sahip iş...