Rekabetin Yeni Adı “Huawei Krizi” ve “Thucydides Tuzağı”nda Hindistan’ın Genel Tutumu

Yakın zamanda patlak veren “Huawei Krizi” Washington-Pekin rekabetinin teknolojik boyutudur. Yani, adı her ne olursa olsun ve hangi boyuta ulaşırsa ulaşsın ortada bir Thucydides tuzağı söz konusudur. Diğer bir ifadeyle yerleşik güç-yükselen güç çatışması… Burada hedef yine Çin’i frenlemektir. Pekin’in iletişim ve bilişim alanında da böyle ataklara geçmiş olması Washington’ın mevcut tehdit algısını artırdığı bir gerçektir. Hem de buna farklı boyutlar ekleyerek…

Krizin kaynağı geçtiğimiz yıldan itibaren Çin menşeli Huawei satışlarının ABD’li teknoloji şirketi Apple’ı geride bırakması ve Pekin Hükümeti’nin İran yaptırımlarına aykırı davranmasıdır. Beyaz Saray söz konusu gerekçeyle Huawei şirketinin sahibi Rın Cıngfey’in kızı ve aynı zamanda şirketin Mali İşler Müdürü Mıng Vancou’yu 1 Aralık 2018 tarihinde Kanada’nın Vancouver kentinde tutuklatmıştır. Huawei satışlarının Apple’ı geride bırakması Washington’ın hoşuna gitmemiştir. Bu olay şüphesiz Hindistan için de endişe vericidir. Zira bahsi edilen gelişme Hint yazılımının başarılı gidişatına da ket vurabilecek mahiyettedir. ABD’nin yazılım sektöründe hızlı bir gelişme kaydederek dünya çapında ön plana çıkabilmiş olan Hindistan’ın kuvvetle muhtemel piyasadaki konumuna ve yazılım üzerinden geliştirdiği strateji ve öngörülerine halel getireceği endişesine kapıldığı söylenebilir.

Şüphesiz Huawei meselesi, Washington-Pekin hattında süregelen krizler silsilesinin yeni adıdır. Ancak diğer taraftan mevcut Washington-Yeni Delhi yakınlaşmasının yeni bir itici gücü de olabilir. Zira bu mesele, yalnızca Huawei satışlarının artması, Apple satışlarını geride bırakması ve dolayısıyla Washington-Pekin rekabetinin ufak bir tezahürü ya da tezahürlerinden bir parçası şeklinde sığ bir okumanın ötesinde küresel bağlamda değerlendirilmelidir. 21. yüzyılda tüm dengeler yerinden oynamıştır ve her bir aktör kendisine yeni bir yer edinme çabası içerisindedir. Beyaz Saray ise sahip olduğu konumu muhafaza etme çabasındadır. Şayet söz konusu kriz ABD-Çin rekabetinin bir çıktısı ise, bu da demektir ki, rekabete yeni boyutlar da eklenmiştir. Bilişim teknolojilerinin önemli bir güç unsuru olduğu bilincinden hareketle söylenebilir ki teknolojik üstünlük, 21. yüzyıl uluslararası sisteminde güçlü olabilmek ve söz konusu gücü koruyabilmek için olmazsa olmazdır. Günümüz teknoloji çağında siber güvenliğin en az ticari güvenlik kadar önemli olduğu tartışmasızdır. Pekin’in yazılım bağlamında böyle bir hamle yapmış olması, Washington’ı istihbarat boyutunda da düşünceye sevk edebilecektir.

Meselenin niteliği ABD’yi de Hindistan’ı da rahatsız edebilecek düzeyde olduğu için ortak kaygılar güdecek olan söz konusu iki ülke, mevcut stratejik ortaklık ilişkilerine ilerleyen süreçte farklı bir çerçeve daha dahil edebilirler. Ancak, Yeni Delhi’nin uluslararası camiada sergilediği ölçülü tavır nedeniyle dış politikada doğrudan kendisini ilgilendirmeyen gelişmelere de ani bir tepki vermediği ve “bekle-gör” zihniyetiyle hareket ettiği de aşikardır. Nitekim Yeni Delhi Hükümeti, yine kendi özgünlüğünde bir tutum sergileyerek, ABD-Çin arasında yaşanmakta olan söz konusu krizi bekle-gör politikasıyla yakından takip edecektir. Diğer yandan kendi yazılım ve piyasa koşullarını yeniden gözden geçirecek olan Hindistan, böylelikle ülkesinin gelişimi açısından olası bir engele mahal vermemeye çalışacaktır. Washington ise tıpkı her konuda olduğu gibi Yeni Delhi’yi yanında isteyecektir. Unutulmamalıdır ki Hindistan doğal bir dengeleyicidir.

ABD, Çin ile yaşadığı rekabette Hindistan’a dengeleyici bir rol biçmiş olsa da aslında Yeni Delhi de çıkarları bağlamında kendisine özgü bir dengeleme stratejisi geliştirme yolundadır. Hindistan’ın karakterindeki söz konusu dengeleme yaklaşımı, Washington’ın Yeni Delhi üzerinden yürüttüğü stratejiden oldukça farklıdır. ABD için Hindistan, kendi ulusal, bölgesel ve küresel çıkarları lehine Çin’i frenleyecek bir aktördür. Dolayısıyla Beyaz Saray’ın denge perspektifinde Yeni Delhi, Pekin’in karşısında konumlandırılmaktadır ve bu da Hindistan’ın çıkarlarının aynı zamanda da akıbetinin ne derece göz önünde bulundurulduğuna yönelik bir belirsizliğe neden olmaktadır.

Bu bilinmezden yola çıkılarak Hindistan karakterinde de bir dengeleme yaklaşımının geliştirildiği görülmektedir. Şüphesiz bahsedilen yaklaşımda dikkat edilecek öncelikli husus, söz konusu ülkenin ulusal ve bölgesel çıkarlarıyla birlikte küresel bir güç olma vizyonu bağlamında Hindistan’ın stratejik projeksiyonu lehine hareket edilmesi gerektiğidir. Dolayısıyla Yeni Delhi de kendi içerisinde ince bir ABD-Çin dengesi kurmaya çalışmaktadır. Bıçak sırtı olarak da tabir edebileceğimiz bu ince dengede Hindistan fazlasıyla hassas davranmaktadır. Böyle de davranmak zorundadır. Hindistan için terazinin bir tarafında stratejik ortaklık boyutunda ilişkileri bulunan, savunma ve güvenlik politikalarında önemli bir yerde duran ABD; diğer tarafında ise en büyük ticari ortağı olan, dolayısıyla ekonomik gelişimi için önem arz eden Çin yer almaktadır. Bu sebeple Washington-Pekin rekabetine oldukça ihtiyatlı yaklaşılması akılcıdır. Her ne kadar Çin tehdit algısı, tıpkı ABD gibi, Hindistan için de söz konusu olsa da bu bağlamda Yeni Delhi, Washington’a nazaran daha sakin bir denge politikası gözetmeye çalışmaktadır. Nihayetinde Hindistan, Çin’le sınır komşusudur ve iki ülke arasında ciddi sınır anlaşmazlıkları süregelmektedir. Bununla birlikte Hindistan dış politikasının karakteristiği de sakin tutumunun mihenk taşıdır.

Hindistan, koşulları ve dış politika yapısı gereğince hem Çin’i hem de ABD’yi kapsayan gelecek vizyonunu, yani küresel güç olma hayalini/hedefini gözeten bir duruş sergileme çabasında olmaya devam edecektir. Yeni Delhi’nin arzusu, Washington’la yakın ilişkilerini korumak, ancak aynı zamanda ileriye dönük olası bir askeri ittifak/kutuplaşma senaryolarından da uzak durmaktır. Bunlara ek olarak Pekin’le ticari ilişkilerini korumak adına iyi geçinmek, ancak bununla birlikte kendi arka bahçesi olarak gördüğü Hint Okyanusu Bölgesi’ndeki Çin’in stratejik hamleleri karşısında her daim avantajlı ve üstün pozisyonunu saklı tutmak da Hindistan’ın temel hedefleri arasındadır.

Kısacası Hindistan, ABD-Çin rekabetinin doğrudan bir parçası olmaktan kendisini sakınmakta ve oldukça temkinli, rasyonalist ve pragmatist davranmaya çalışmaktadır. Söz konusu ülke nihayetinde, kendi inisiyatifiyle geliştirdiği ekonomik reformlarını, politik açılımlarını, bölgesel ve küresel vizyonunu idame ettirmenin peşindedir.

Analize örnek teşkil eden “Huawei Krizi”, Washington-Pekin ilişkilerinde kısa vadede üstü örtülecek olan meselelerden biri olarak görülmektedir. Zira krizin uzamasından yahut daha da büyümesinden söz konusu her iki aktör de zarar görecektir. 20. yüzyılın Soğuk Savaşı endüstriyel anlamda füzeler savaşıydı. 21. yüzyılın Soğuk Savaşı ise yapay zekâ savaşı olarak bilişim ve teknoloji bağlamında kendisini göstermektedir. Pekin, yakın zamanda yapay zekâ için model olarak Xinhua News kanalından Zhang Zhao’yu kullanarak haber spikeri robotunu başarılı bir şekilde üretmiş; uzaya yapay ay göndererek ülkesinin karanlıkta kalan kısımlarını söz konusu yapay ay ile aydınlatmayı hedeflemiş; şimdi de yapay güneş geliştirme faaliyetlerinde bulunmaya başlamıştır. Huawei noktasında Çin, bilhassa patent ve lisans konularında ABD’ye bağımlı görünürken; buna karşılık ABD’nin üretim çerçevesinde Çin’e ihtiyacı vardır. Böylece, krize taraftar olan bu iki aktör, bir şekilde karşılıklı bağımlılık sorunsalı ile karşılaşmaktadırlar. Pekin, bir bakıma ABD’yi kendi silahıyla, yani küreselleşme olgusuyla vurmaya çalışmaktadır. Ancak, nasıl ki döviz yatırımlarında ABD doları dururken Çin yuanına kimsenin eğilim göstermemesi yaygın algı ve güven kapsamında gayet alışılagelen ve beklenilen bir durum ise; teknoloji çerçevesinde de durum böyle olacaktır. Örneğin, Pekin gemileri yakarak tamamıyla altyapısını da kendisi geliştirmiş ve piyasaya sürmüş olsa bile, ki bunu yapması çok zordur, bu tutmayacaktır. En azından kısa vadede tutması mümkün değildir. Keza bunun bir de yüklü bir mali boyutu olacaktır. Diğer taraftan ABD, Çin’i saf dışı bırakıp üretim boyutunda da kendisi devreye girmeye kalksa, benzer şekilde, bu hamle Washington için de oldukça maliyetli olacaktır. Neticede her iki aktör de farklı boyutlarda birbirlerine ihtiyaç duymaktadırlar ve bahse konu olan kriz çerçevesinde zarara uğrayabileceklerdir. Bu nedenledir ki, Huawei meselesinde hem Washington hem de Pekin tarafından tavizler ve geri adımlar gerçekleşerek sorun bir şekilde çözülecektir.

Son olarak sözünü ettiğimiz kriz ABD-Çin ilişkileri çerçevesinde ele alındığında, Pekin günümüz dengelerinde, tabiri caizse, Soğuk Savaş’ın 21. yüzyıldaki versiyonunda Washington’a teknolojik güç göndermesi yapmış olmaktadır. Yani çağımızın bir nevi füzesi olan bilişim ve teknoloji alanında da “ben varım/var olmaya başlıyorum” demektedir. Bu mesajı almış olan ABD ise doğal olarak “ben hala aynı yerimde duruyorum ve pozisyonuma halel getirecek bir durumda müdahalemi yaparım” şeklinde bir karşılık vermiştir.

Eğer kriz, Çin’den sonra bir diğer sivrilen ancak ABD’nin tehdit radarına girmeyen bir ülke olan Hindistan ve onun Çin ile olan ilişkileri bağlamında irdelenecek olursa durum daha da karmaşıklaşacaktır. Öyle ki, Yeni Delhi’nin bu konuda yine pragmatist ve akılcı davranması beklenilendir. Hindistan’ın önümüzdeki süreçte hem kendi içerisinde yazılım stratejilerine yoğun mesai harcaması hem ABD’den aldığı yardımı teknolojik anlamda desteklemesi hem de Çin’le bilişim teknolojileri konusunda iyi ilişkiler geliştirmesi muhtemeldir. “Make in India” (Hindistan’da Üret) politikasıyla başka alanlarda olduğu gibi teknolojik üretimi de tamamıyla kendi imkanlarıyla ülke içerisinde teşvik eden ve üretim maliyetlerinin de önemli bir kısmını karşılayan Yeni Delhi Hükümeti’nin gerek ABD-Çin hattında gerekse iç-dış politika bağlamında geliştirdiği ince denge stratejisini idame ettirmekten başka şansı yoktur.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Duygu Çağla BAYRAM
Duygu Çağla BAYRAM
Duygu Çağla BAYRAM, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda Doktor Adayıdır. Lisans ve Yüksek Lisansını aynı üniversitede aynı bölümde tamamladı. Lisans öğreniminin bir kısmını Macaristan’da Eszterházy Károly Üniversitesi’nde Erasmus bursiyeri olarak gerçekleştirdi. 2012’de TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Müdürlüğü’nde stajyer çevirmen olarak çalıştı. 2013 ve 2015’te misafir araştırma görevlisi olarak İngiltere’deki Coventry Üniversitesi’nin Barış ve Uzlaşma Çalışmaları Merkezi’nde bulundu. Burada, İnsan Güvenliği, Terörizm, Güvenlik, Barış & Çatışma Çalışmaları üzerine araştırmalar yaptı. Yazar, Uluslararası İlişkiler, Dış Politika, Türk Dış Politikası, Karadeniz ve Avrasya üzerine araştırmalar gerçekleştirmiş, çeşitli bildiri ve makaleler sunmuştur. Başlıca araştırma alanları Hint Pasifik, Hindistan Dış Politikası ve Savunma Stratejisidir. Yazar, ileri seviyede İngilizce, temel seviyede İspanyolca ve başlangıç seviyesinde Hintçe bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

2,843BeğenenlerBeğen
159TakipçiTakip Et
1,924TakipçiTakip Et
216AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz