Prens Selman Krallığının Taşlarını Döşerken Suudi Arabistan: ABD’nin Ortadoğu’daki Prestijini Kurtarma Girişimi

FILE PHOTO: Saudi Deputy Crown Prince Mohammed bin Salman waves as he meets with Philippine President Rodrigo Duterte in Riyadh, Saudi Arabia, April 11, 2017. Bandar Algaloud/Courtesy of Saudi Royal Court/Handout/File Photo via REUTERS ATTENTION EDITORS - THIS PICTURE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY.

Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz’in Moskova ziyareti sırasında en çok dikkat çeken unsur olan Suudi Arabistan’ın Rusya’dan S-400 füze sistemi almasına yönelik girişim, Riyad’ın dış politika perspektifinde çok yönlülük arayışlarının öne çıktığının bir göstergesi olarak ele alınması gereken husustur. Aradan geçen kısa süre içerisinde Kral Selman’ın Moskova ziyaretinde yarattığı hava değişerek yerini Riyad’ın yeniden Amerikan çıkarlarına yönelmesine bıraktığı görülmektedir.  Üstelik 4 Kasım 2017 tarihinde ajanslara art arda düşen haberler, Suudi Arabistan merkezli gelişmelerin yalnızca Riyad’la sınırlı kalmadığının da göstergesidir.

Söz konusu tarihte gerçekleşen ilk önemli gelişme, Suudi Arabistan’a yakınlığıyla bilinen ve eski başbakan olan babasını suikast sonucunda kaybeden Lübnan Başbakanı Hariri’nin istifa açıklaması olmuştur. Hariri, Hizbullah’ın kendisine yönelik bir suikast düzenleyeceğinden korktuğunu ve Lübnan’daki politik zeminden böyle bir koku aldığını ifade ederek görevini bırakmıştır. İran’la organik bir ilişki içerisinde bulunan Lübnan’daki Hizbullah’ın, Suudi Arabistan yönetimine yakın bir Lübnanlı siyasetçinin istifası sırasında bu şekilde gündeme gelmesi, Suudi Arabistan-İran geriliminin artacağına ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin İran’a yönelik son günlerde hızlandırdığı baskı sürecinin daha da sertleşeceğine işaret etmektedir.

Aynı gün gerçekleşen bir diğer şaşırtıcı gelişmeyse, Yemen’de etkili olan ve İran’a yakınlığıyla bilinen Husilerin balistik füzeyle Suudi Arabistan’ı vurmaya çalıştığı ve bu füzenin Suudi Arabistan’ın savunma sistemleri aracılığıyla imha edildiğinin duyurulması olmuştur. Bunun akabinde Riyad yönetimine yakınlığıyla tanınan Yemen lideri, Yemenlileri Husilere karşı ayaklanmaya çağırarak Riyad-Tahran gerginliğinin Lübnan’la sınırlı kalmayacağını ve geniş bir jeopolitik zemine yayılacağını gözler önüne sermiştir.

Uluslararası kamuoyunun dikkatinin Suudi Arabistan’a odaklanmasına yol açan asıl gelişmeyse, birkaç gün önce “Ilımlı-Uyumlu İslam” olacaklarını açıklayan Veliaht Prens Selman’ın krallık yolu taşlarının döşenmesine yönelik başlatılan yolsuzluk operasyonu kılıflı siyasi tasfiye girişimi olmuştur. 4 Kasım’ı 5 Kasım’a bağlayan gece, Suudi Arabistan’da çok sayıda Prens ve eski siyasetçi gözaltına alınmıştır. Aynı gün Suudi Arabistan’da gerçekleşen çeşitli atamalar ve bakanlıklardaki yeni görevlendirmelerde Suud siyasetinin yeniden dizayn edildiğini göstermiştir. Bu tasfiyeler aynı zamanda Suudi Arabistan’ın dış politikasında çok kısa bir süre önce gündeme gelen çok yönlülük arayışlarını da sonlandırabilecek bir nitelik taşımaktadır. Belki de bu süreçte Riyad-Moskova yakınlaşmasından taraf olan siyasiler de devletin kritik kademelerindeki görevlerinden uzaklaştırılmış veya uzaklaştırılacaktır. Buna ek olarak gözaltına alınan prenslere bakıldığında, 2012 sonrasında İngiltere’nin bölgeye geri dönmeye yönelik yaptığı hamleler sonucunda ilişki geliştirdiği isimlerin de tasfiye edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle Suudi Arabistan’daki güncel gelişmeler bir anlamda Washington’un yeniden Suud siyasetinin tek belirleyici aktörü olmasına yönelik atılan adımlar olma niteliğini taşımaktadır. Tüm bu gelişmeler ABD’nin son dönemde bölgede kaybettiği prestiji dengelemeye yönelik atılan adım olarak değerlendirilebilir. Zira Astana Süreci’yle başlayan ve sonrasında hem Katar Krizi’ne paralel olarak gelişen hem de Barzani’nin başarısızlığıyla devam eden süreçte, jeopolitik bağlamda İran önemli kazanımlar elde etmiş ve buna karşılık ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuz alanını kaybettiği tartışılmaya başlanmıştır. Bu anlamda Prens Selman’ın krallık yolu taşlarının yolsuzlukla mücadele adı altında döşenmeye başlanması, Amerika’nın kaybettiği prestijini dengelemesine yönelik önemli bir hamlesi olarak ifade edilebilir.

Suudi Arabistan’daki gelişmeler, ABD’nin İran üzerindeki baskısını arttırırken Suudi Arabistan’a kayıtsız şartsız güvenmek istediğinin ve bu nedenle bir anlamda ileride engel olabilecek isimlerden kurtulmaya çalıştığının göstergesidir. Trump yönetimi, gelecekte birlikte çalışmak istediği aktörlerin önünü açarken geçmişte Obama yönetiminin birlikte çalıştığı isimleri tasfiye etmektedir. Tüm bu sürecin Lübnan ve Yemen’deki gelişmelere paralel olarak yürümesi, Washington’un İran üzerindeki baskıyı arttırabilmek ve çeşitli iddialarla Tahran’ı suçlayabilmek veya suçlu duruma düşürmek istediğini göstermektedir. P5+1 Antlaşması olarak da bilinen “Nükleer Uzlaşı”nın rafa kaldırılabileceğinin de tartışıldığı şu günlerde, ABD ve Ortadoğu’daki temel partneri olan Suudi Arabistan’la İran arasında yaşanan geçici barış döneminin tamamen rafa kalkacağı ve kısmen de olsa dondurulmuş olan çatışma bölgelerinin yeniden ısınacağı anlaşılmaktadır.