Ortadoğu Satrancı’nda Son “BOP Hamleleri”…

Ortadoğu siyasetinde o kadar hızlı gelişmeler yaşanıyor ki, biri bitmeden üçü birden başlıyor. Mesela, bu yazının kaleme alındığı saatlerde Saad Hariri Sonrası yeni bir istifa daha konuşuluyor. İstifa söylentilerinin ayyuka çıktığı yer yine aynı: Suudi Arabistan . İstifa edecek isim ise Suudi Arabistan’a bu Salı günü, Mısır ’daki temaslarını müteakiben “sürpriz” bir ziyaret gerçekleştiren Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas. Yerine geçirileceği iddia edilen isim ise Muhammed Dahlan.

Oysa Filistin resmi ajansı WAFA›da yer alan habere göre Devlet Başkanı Abbas, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile Riyad›da, sarayda, iki ülke arasındaki ilişkiler ve bölgesel konuların yanı sıra Filistin meselesindeki son gelişmeleri ele almıştı. Abbas, ayrıca Filistinliler arasındaki bölünmüşlüğün sona erdirilmesi için ortaya konan çabalar hakkında Kral›ı bilgilendirmiş, Filistin›e verdiği desteklerden dolayı ona teşekkürlerini iletmişti. Yani her şey şu ana kadar normal.

Fakat bu haberler aldatıcı olmamalı. Diğer taraftan bu istifa olur mu olmaz mı, Abbas’ın yerine Dahlan gelir mi gelmez mi, elbette bilemeyiz. Ama bu bir “sürpriz” olur mu sorusuna şu cevabı rahatlıkla verebiliriz: Kesinlikle hayır! Zira Irak’taki referandum sürecinin kendisi dâhil olmak üzere bölgede, özellikle de son 72 saat içerisinde, olağanüstü gelişmeler yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecek gibi. Çünkü Ortadoğu satrancında oyun yeniden kuruluyor.

Hangi Suudi Arabistan?

Burada asıl önemli husus, Suudi Arabistan’ın burada ön plana çıkan rolü. Eğer bu istifa iddiası doğru ise, o zaman Saad Hariri krizi sonrası Suudi Arabistan’ın bunu ne dereceye kadar göğüsleyebileceği sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlanacaktır. Zira Suudi Arabistan’la ilgili “operasyon merkezi” algısı daha da güçlenecek ve bu ülkedeki değişim-dönüşüm süreci bundan bir şekilde etkilenecektir. Bu hususu da göz ardı etmemek lazım.

Fakat şu gerçekliği de unutmamak lazım: ABD ’ye elini bir kere kaptıran, kolay kolay ondan kurtulamıyor. Hele hele bölgede iyice sıkışan ABD’nin baskıları ile baş edebilmek o kadar da kolay değil. Dolayısıyla zamana yayılmış bir yatıştırma ve değişim-dönüşüm sürecini kazasız belasız atlatabilmek oldukça önemli. Görüldüğü kadarıyla Suudi Arabistan da bunu yapmaya çalışıyor.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın ABD merkezli tehdit algısı ve eksen kaymasında dört önemli gelişme söz konusu: 1) 11 Eylül hadisesi; 2) Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), 3) Türkiye ile 2009’da imzaladığı güvenlik anlaşması; 4) ABD’nin sistematik olarak İran ’ı-Şii Hilali’ni güçlendirme politikası.

Bu mevzuları biraz daha açmak gerekirse; 11 Eylül sonrası başta Araplar olmak üzere, İslam dünyasının ABD/Batılılar tarafından “aşağılanması” ve BOP haritasında Suudi Arabistan’ın birkaç parçaya bölünmesi, Riyad gibi Körfez ağırlıklı diğer Arap-İslam ülkelerinin başkentlerini harekete geçirmiş ve Türkiye’yi burada önemli bir denge-işbirliği, daha da ötesi bir güç merkezi olarak ön plana çıkarmış durumda.

Dolayısıyla burada Suudi Arabistan’ın hedef alınması bir tesadüf değil. Son dönem Türkiye-İran yakınlaşması Suudi Arabistan krizi üzerinden sabote edilmeye çalışılıyor; aynen daha önce Mısır ve Katar krizi örneklerinde olduğu üzere. Hedef, uzun bir süredir aynı: Türkiye’nin öncülüğünde bölgede kurulan yeni oyun ve buradaki oyuncular.

Bundan ötürü Suudi Arabistan’daki gelişmelerin arka planını sadece birkaç gün ya da yıl ile sınırlı tutmak doğru değil. Şu an gündeme bu şekilde gelişinin nedeni, başlatılan süreçte gelinen aşamayla ilgili. ABD, anlaşıldığı kadarıyla kendisine yönelik izlenilen stratejinin farkında ve bunun için hamle üstüne hamle yapıyor. Bir taraftan Suudi Arabistan ile işbirliği yapar gibi görünüyor, diğer taraftan da bu işbirliği ile Suudi Arabistan’ın içeride ve dışarıda zayıflatılmasına yönelik bir operasyon yürütüyor.

Bunun için sapla samanı iyi ayırt etmek gerekiyor. Bu da bizi bir kez daha “Hangi Suudi Arabistan” sorusuna yöneltiyor. Zira şu an “Yeni Suudi Arabistan”ın doğum sancılarının yol açtığı bir kritik zaman diliminden geçiyoruz.

Suudi Arabistan’ın buradaki en önemli güvencelerinden biri hiç kuşkusuz Türkiye. Türkiye’den verilecek reaksiyonlar oldukça önemli. Bu kapsamda Ankara’nın Suudi Arabistan’daki gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada kullandığı şu ifadeler oldukça önemli ve dikkat çekici: 1) “Kendi iç içleri meselesidir.”, 2) “Suudi Arabistan aslında bir dönüşüm sürecinden geçmeye çalışıyor.” O yüzden soğukkanlı olmak zorundayız; aynen Suudi Arabistan-Katar krizinde olduğu gibi…

Ortadoğu Satrancında Oyun Yeniden Kuruluyor

Hamle üstüne hamle geliyor. Bölgede yeni oyuncular, aktörler ile yeni bir oyun kurulmaya çalışılıyor. Oysa düne kadar bölgede ağırlıklı olarak konuşulan mevzu Suriye ve Irak idi. Bu iki ülke merkezli gündem tüm dünyayı meşgul ediyordu. Suudi Arabistan, Lübnan, Yemen ve İran merkezli son yaşananlar, buna Filistin’in de eklenmesiyle birlikte bu iki ülkeyi adeta arka plana iteceğe benziyor.

Çünkü ABD mevcut oyuncularla bugüne kadar istediği sonucu pek elde edememiş görünüyor ve yaşadığı bir yenilgi var. Daha da ötesi ABD açısından bir alan daralması ve oyuncu sorunu söz konusu; öyle ki el attığı tüm oyuncular bumerang etkisiyle kendisine dönüyor; son olarak bölge Kürtlüğü ve bu noktada Kuzey Irak’ta (muhtemelen Kuzey Suriye’de de yaşanacağı üzere) yaşandığı gibi. Barzani’nin son açıklamaları bunun en temel göstergesi.

ABD’de iç siyaset kaygıları ile dış siyasetteki başarısızlıklar tarihinde zirve yapmış durumda. Trump’ın iktidar endişesi, ABD’yi derin bir felakete sürüklüyor. Bunun için ABD büyük bir savaşa ihtiyaç duyuyor; nefes alıp, toparlanmak ve tekrar güçlü bir şekilde dünya siyasetindeki yerini alabilmek için…

Bunun için ABD panik halinde ve elindeki tüm kartları açıyor, piyonları sahaya sürüyor. Bu noktada bölgedeki tüm fay hatlarını bir anda harekete geçirerek, bölgede bir depreme yol açmayı hedefliyor gibi.

Düne kadar gerçekleştiremediği “İslam İç Savaşı”nı Suudi Arabistan ve İran’ı karşı karşıya getirmek suretiyle gerçekleştirmek istiyor. Yemen, Filistin, Husiler, Hizbullah vb. sorunların bir anda devreye sürülmesi bu açıdan oldukça dikkat çekici. Dolayısıyla hedef sadece İran değil; İran ve Suudi Arabistan ve bu iki ülke üzerinden Ortadoğu ağırlıklı İslam dünyası ve Ankara’nın bölgede oynadığı oyun. O yüzden uyanık ve dikkatli olmakta fazlasıyla fayda var.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,721TakipçiTakip Et
277AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz