NATO Bölünüyor mu?

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Almanya ziyareti dönüşünde basına açıklama yapan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gündeminde Suriye’deki krizin aşılmasına yönelik yürütülen diplomasi trafiği vardı. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Mısır, Suudi Arabistan, İngiltere, Ürdün, Almanya ve Fransa’yla Suriye hakkında yaptığı “small group (küçük grup)” toplantılarını eleştiren Erdoğan, Almanya Şansölyesi Angela Merkel’e Türkiye, Almanya, Rusya ve Fransa’nın katılımıyla yapılacak olan dörtlü Suriye Zirvesi’ne isim olarak “smaller group (daha küçük grup)” ifadesini önerdiğini belirtti.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Erdoğan’ın “daha küçük grup” önerisinden yola çıkarak son dönemde sıklıkla eleştirilen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) geleceği hakkında nasıl bir öngörüde bulunulabileceğini tartışmaya açmakta ve alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Ali Engin OBA (Emekli Büyükelçi)

Prof. Dr. Ali Engin Oba, G20 içindeki MIKTA (Meksika-Endonezya-Güney Kore-Türkiye-Avustralya) Oluşumu’ndan bahsederek söz konusu yapıda yer alan ülkelerin bir ittifak ilişkisi tesis ettiğini hatırlattı. Bu bağlamda Oba, MIKTA’nın amacının G20’yi saf dışı bırakmak olmadığını da ifade etti. Oba, “Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beyan ettiği “daha küçük grup” konusunda henüz diğer ülkeler olumlu bir cevap vermedi. Öncelikle Türkiye’yi NATO kampında tutmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu oluşumlar, NATO’nun kültürüne de etkinliğine de olumsuz tesir edecek oluşumlar değildir.” sözlerini kaydetti. Bahse konu olan girişimlerin daha etkin bir NATO oluşturmayı amaçladığını iddia eden Oba, her ülkenin kendi çıkarlarına katkı sağlamak ve örgütü daha etkin hale getirmek istediğini; ancak bu girişimlerin örgütün tümüyle ilgili olumsuz bir yaklaşım barındırmadığını dile getirdi.

Oba, “Şu anda hiçbir ülke için NATO dışında kalmak mantıklı değildir. NATO ülkelerinin daha stratejik ve taktik bir yaklaşım içinde olduğunu ve hiçbir zaman kurumun esasını olumsuz şekilde etkilemek amacında olmayacaklarını düşünüyorum.” dedi. Avrupa ülkelerinin yaşadığı tedirginliğe de dikkat çeken Oba, NATO’da ABD’nin üstlenmiş olduğu katkının azalması ve Avrupa Birliği’nin (AB) yapacağı katkının artması nedeniyle Avrupalı devletlerin endişeli olduklarını söyledi.

Prof. Dr. Celalettin YAVUZ (İstanbul Ayvansaray Üniversitesi)

Prof. Dr. Celalettin Yavuz, NATO konusunda son zamanlarda hem Türkiye’de hem de Avrupa’da çeşitli tartışmalar yapıldığını belirterek Soğuk Savaş sonrasında bölgede savunma politikaları bağlamında yeni girişimler olduğunu ve Almanya ile Fransa’nın bu arayışların başını çektiğini hatırlattı. Bu nedenle Yavuz, “Trump yönetiminin NATO ülkelerine yüklenmesi ve örgütün işleyişiyle ilgili tartışma yaratan söylemleri üzerine Almanya ve Fransa da çeşitli düşünce kuruluşlarıyla çözüm aramaya başladı. Eğer ABD böyle davranmaya devam ederse, Avrupa da kendi başının çaresine bakacak formüller bulacaktır.” dedi.

Erdoğan’ın bahsettiği “küçük grup” ifadesinin doğrudan NATO’yu ilgilendirmediğini ve konunun Suriye’nin geleceği olduğunu vurgulayan Yavuz, ABD’nin önderliğinde toplanan ülkeler arasında Almanya’nın da olduğunu ifade ederek “Erdoğan, kendi oluşturmak istediği gruba Almanya’yı da katmak istiyor. Çünkü Avrupa Birliği’nin en güçlü ülkesi ve Rusya’yla arası iyi.” değerlendirmesinde bulundu. Bu noktada AB’nin ABD’ye karşı sert bir tavır takındığını belirten Yavuz, kısa vadede olmasa da orta ve uzun vadede yeni bir uluslararası güvenlik oluşumunun kurulabileceğini öne sürdü.

Mete YARAR (Güvenlik Politikaları Uzmanı)

Güvenlik Politikaları Uzmanı Mete Yarar, şu anda NATO’nun işlevini üstlenebilecek başka bir örgüt olmadığını ve NATO’nun askeri kapasitesinin büyük kısmının ABD’nin gücünden kaynaklandığını ifade ederek “ABD, örgüt içinde lider aktör konumunda bulunuyor. Bu sebeple kısa bir sürede NATO’ya denk bir uluslararası örgütün oluşturulması mümkün değildir. Dolayısıyla NATO’ya ihtiyaç kalmadığı düşüncesinin gerçekçi olmadığı ifade edilmelidir.” dedi. İttifaklar kurulabilmesi için NATO’dan ayrılmak gerekmediğini vurgulayan Yarar, Astana Süreci’ni hatırlatarak “Bakıldığında bu süreç de Suriye konusunda kurulmuş olan bölgesel bir ittifaktır.” ifadelerini kullandı. Bu doğrultudaki açıklamalarına devam eden Yarar, Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi günümüzde de ittifaklar oluşturduğunu ifade ederek söz konusu gelişmelerin NATO’nun yerini alabilecek ve onun işlevini karşılayabilecek nitelikte olmadığının altını çizdi.

Öte yandan NATO gibi uluslararası yapılarda bazı sorunların bulunduğunu söyleyerek bir değişim ihtiyacı bulunduğunu belirten Yarar, “Diğer ülkeler, sistemin başat aktörlerinin gücüne ulaşmadığı sürece bu değişim yaşanmayacaktır. Günümüzde de NATO ülkeleri içinde ABD kuvvetlerinin gücüne denk kabul edilecek başka bir ülke bulunmuyor. Durum böyle olduğu sürece, bahsi geçen söylemler de gerçekçi olmayacaktır.” sözleriyle uluslararası sistemde NATO’nun alternatifinin bulunmadığına dikkat çekti.

Celal KAZDAĞLI (Gazeteci)

Birleşmiş Milletler (BM) ve NATO gibi uluslararası örgütlerin geleceğine ilişkin dünya kamuoyunda yaşanan reform tartışmalarını hatırlatan Gazeteci Celal Kazdağlı, hem BM’nin temsil kabiliyetiyle icra yeteneğinin azaldığını hem de NATO’nun bu şekilde etkinliğini sürdüremediğini belirterek “Türkiye bile Rusya’dan silah alıyor. Demek ki fiiliyatta yürümeyen bir ittifak var. NATO’da müttefiklerden biri tehdit görürse, örgüt de karşılığında tedbir almalıdır. Ancak Türkiye, uzun süredir terör tehdidi altında olmasına rağmen ittifak içerisindeki müttefikleri tarafından yalnız bırakıldı. Hatta bazı NATO üyeleri, terör örgütlerini bile destekledi.” yorumunda bulundu.

Sistemsel arayışlara dikkat çeken Kazdağlı, fiilen işlemeyen uluslararası kuruluşların yerine yenilerinin inşa edilmesini beklemenin hayalperestlik olmayacağını vurguladı. Sözlerinin devamında Kazdağlı, “NATO gibi bir oluşuma ihtiyaç olup olmadığı yönündeki soruların yanıtı, yeni güç dengesine göre ortaya çıkacaktır.” ifadelerini kullandı. ABD’nin gücünü dengelemeye yönelik girişimlerin; aslında yeni bir dünya düzeninin de arayışı olduğunu öne süren Kazdağlı, çok da uzak olmayan bir gelecekte yeni bir dünya düzeninin kurulabileceğini belirtti.

Yazarın diğer yazıları