ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL Anadolu Ajansı’nda

ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL’un,  Ortadoğu ve Türkiye’nin bölge ülkeleriyle  ilişkileri bağlamındaki görüşlerine Anadolu Ajansı’nda yer verilmiştir.

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, yeni Orta Doğu’yu Türk ve Kürt birlikteliğinin oluşturacağını belirterek, “Bunun farkında olan Batılılılar, kendi istedikleri yeni Orta Doğu’yu Kürtleri ve Türkleri çatıştırmadan ve bölge Kürtlüğünü bir lejyoner güce dönüştürmeden oluşturamayacaklarını biliyor.” dedi.

Erol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Suriye’deki Kürtlerin Sykes-Picot Anlaşması’ndan bu yana sistematik bir şekilde belirsizlik durumuna itilmiş olduğunu söyledi.

Bu belirsizlik durumunun bölgede her an yeni krizlerin çıkartılmasıyla eş değer anlam taşıdığına dikkati çeken Erol, Osmanlı sonrası bölgedeki yeni yapılanmaların coğrafi gerçekleri gözardı ettiklerini ve bölgeyi bir kan gölüne dönüştüren Batılı milliyetçilik anlayışının Kürt milliyetçiliği üzerinden coğrafyayı yeniden dizayn etmek istediğini dile getirdi.

Mehmet Seyfettin Erol, Sykes-Picot sürecinden sonra Batılıların Orta Doğu’yu Türklere karşı Arapları ön plana çıkartarak ve bu şekilde İsrail devletinin oluşumunun önünü açtıklarını hatırlatarak, son dönemde ise İsrail’in rahatı için bölge Kürtlüğü üzerinden hareket ettiklerini söyledi.

Hafız Esed döneminde Suriye’de Kürtlere hiçbir hak tanınmadığını anımsatan Erol, “Baba Esed diğer halklara olduğu gibi Kürtlere de baskı yapıyordu. Bu dönemde Kürtleri kimliksizleştirme ve onları görmezlikten gelme ve daha da ötesi Türkiye’ye karşı zaman zaman kullanma yolunda durumları da vardı. PKK’ya Suriye alan açıp destek verdi.” diye konuştu.

TSK’nin Afrin’deki harekatının terör örgütlerine yönelik olduğunu anlatan Erol, “Bölgedeki halklar bu operasyonla hem kendi kimliklerini ifade edebilecekler hem de onların uyanışı bağlamında yeni bir sürece işaret ediyor. Bölge Kürtlerinin verdiği mesaj; ‘Biz burada emperyalizmin kullanmaya çalıştığı bir araç değiliz. PYD/PKK/YPG unsurları ile bizi karıştırmayın. PYD’den en fazla muzdarip olanlar Suriye Kürtleridir.” ifadelerini kullandı.

– “Türk-Kürt beraberliği de Arap birliğini de getirebilir”

Erol, Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen emperyalist güçlerin Türklerle Kürtleri çatıştırmak istediğine dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yeni Orta Doğu’yu Türk ve Kürt birlikteliği oluşturacak. Bunun farkında olan Batılılılar, kendi istedikleri yeni Orta Doğu’yu Kürtleri ve Türkleri çatıştırmadan ve bölge Kürtlüğünü bir lejyoner güce dönüştürmeden oluşturamayacaklarını biliyor. Orta Doğu’nun kurtuluş yolunun, Kürtlerin ve Türklerin birlikte hareket etmesiyle ortaya çıkacağını Batılılar çok iyi biliyor. Bölgede Kürtler, başta Türkler olmak üzere bölge halklarıyla çatıştırıldığı sürece bölgenin kendi dinamikleriyle bir Orta Doğu inşa etmesi mümkün olmayacak. 2013’ten bu yana Türkler ve Kürtler, çok daha keskin bir şekilde hem Irak’ta hem de Suriye’de karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Bölgede teröre karşı verilen savaş, Türk-Kürt mücadelesi gibi sunuluyor. Bununla ilgili ciddi algı operasyonları yürütülüyor. Yeni Orta Doğu’yu Kürtlere ve Türklere rağmen inşa etmeleri mümkün değil. Ancak ve ancak Türkleri ve Kürtleri çatıştırarak kendi istedikleri Orta Doğu’yu inşa edebilir. Türk-Kürt beraberliği de Arap birliğini de getirebilir.”

– “Türkiye, Suriye’deki Kürtlerin de hakkını ve hukukunu koruyama çalışıyor”

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mazhar Bağlı da Suriye’de yaşayan Kürtlere, Hafız Esed ailesinin rejiminde hiçbir haklarının tanınmadığını ve var olan haklarının elinden alındığını söyledi.

Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlerin de hakkını ve hukuku korumaya çalıştığını belirten Bağlı, “Baba Esed döneminde Kürtlerin hiçbir şekilde kimlikleri, vatandaşlıkları yoktu. Yurt dışına çıkmaları bile mümkün değildi. Ama Hafız Esed, aynı zamanda PKK ile birlikte çalışıyordu. Türkiye, Kürtlerin hem kendi akrabaları olması hem de onların insan onuruna yakışır pozisyona sahip olmaları gerektiğini istediğinden dolayı onların haklarını Suriye rejiminden talep etti. Hatırlanırsa Türkiye ile Suriye’nin arasında diplomatik ilişkiler iyi olduğu dönemde Türkiye’nin en çok istediği konu, oradaki Kürtlerin kimliklerini edinmeleri, tapu alabilmeleri ve araçlarını kendi adlarına kayıt ettirebilmesiydi.” diye konuştu.

– “PKK, Kürtleri bir maske olarak kullanıyor”

Bağlı, PKK ve diğer birleşenlerinin Kürtlerin hakları için mücadele etmediğine dikkati çekerek, şunları dile getirdi:

“Bu tamamen bir algı operasyonu. Kürtlerin en özgür yaşadığı ülke Türkiye’dir ve PKK’nın da savaştığı ve en fazla düşmanlık beslediği ülke Türkiye’dir. Kürtlerin insan onuruna yakışır bir şekilde yaşaması için hizmet üreten lider Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır fakat PKK tarihinde en büyük düşmanlığı ve kini Tayyip Erdoğan’a beslemiştir. Kendilerini katleden JİTEMcilere, deyim yerindeyse kendilerini asit kuyularına atanlara karşı dahi bu kadar büyük bir kindarlık beslememişlerdir. PKK, Kürtleri bir maske olarak kullanıyor ve uluslararası kamuoyu ile bunu kullanarak Türkiye’ye karşı düşmanlık yapıyor. Türkiye, Afrin operasyonu yaparken, bizzat şahit olduğum bazı Kürt aşiretleri ve grupları beni arayarak Türk askerinin gelmesini güllerle karşılayacaklarını ve heyecanla onları beklediklerini söylüyor. Türk askerinin gelip onları, PKK zulmünden ve derebeyliğinden kurtarmasını istiyorlar. PKK, Kuzey Kore modeli bir derebeyliğidir ve bir çete yapılanması tesis etmek istiyor. Afrin operasyonunda PKK, ‘Kürtler öldürülüyor’ propagandası tutmayınca bu sefer dünden beri ‘Araplar öldürülüyor’ propagandasına başladılar.”

Afrine yönelik TSK’nin düzenlediği Zeytin Dalı Harekatı’na değinen Bağlı, “Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’na destek vererek Afrin operasyonu tamamlandıktan sonra yönetimi, Özgür Suriye Ordusu içinde yer alan Kürtlere, Türkmenlere ve Araplara bırakacak, yönetimde hiçbir ırka ve mezhebe üstünlük tanınmayacak.” dedi.

 

 

Kaynak Memleket.com.tr